Çaresiz bir hastalığa yakalan ve ölmek üzere olan hastasının karşısına geçen doktor, gerçeği söylemekten çekinerek, Önemli birşeyiniz yok, birkaç test yapıp bakalım der. Böyle durumlarda, ya hastaya en yakını olan kişi durumun ciddiyetini anlatır ya da herkes ağzını sıkı tutar ve kişi hastalığından habersiz birgün göçüverir bu dünyadan!
Bizim de durumumuz aynı ölmek üzere olan o hasta gibi. Bilmem kaç ay ömrümüz kalmış, doktorumuz olan malum kişiler, hala diyorlar ki sen ölmeyeceksin? Palavra!
Neden derseniz? eğer, söyleyelim eğip bükmeden. Gerçeği gizleyen doktorun bir özelliği vardır. Hastalığa karşı hiçbir ilacı ve çaresi kalmadığı veya olmadığı için, hastasına böyle bir yalan söyler. Herşey iyi olacak, iyileşeceksin, der. Çünkü artık elinden hiçbirşey gelmeyecektir.
Ülkemizin durumu da aynı değil mi? Ekonomik ve sosyal sıkıntılarımız karşısında eli kolu bağlı bir doktor gibi, her gün aynı teraneyi okumuyorlar mı? Kriz teğet geçecek, hamdolsun deyiniz, haykırışlarıyla bizi avutmuyorlar mı?
Elbette yapabilecekleri şeyin en iyisini yapıyorlar. Çünkü hiçbir çözüm yolları yok. Olsaydı eğer şimdiye kadar iyileşmez miydik? Ne yazık ki, iyileşecek yerde gün geçtikçe yatalak oluyoruz. Elimiz kolumuz tutmuyor. Zannediyor musunuz ki, bize iyilik ediyorlar, elbette hayır!
Çünkü hastalığımız ne çaresiz, ne de ölümcül. Sadece gittiğimiz doktor yanlış. Hastalığımızın ilacı olmasına rağmen, bizi iyileştirecek doktorların varlığı gün gibi aşikarken, kendimizi ölüme mahkum etmenin ne manası var?
Yazan: Fuat CAN
e-mail: [email protected]









