Bir yaz gecesiydi. Çocukluktan gençliğe doğru adım attığımız o güzelim özlenesi yıllar. O zamanlar büyüklerimiz ile birlikte çok sık gelirdik Kilise. Yaz tatilinin neredeyse tamamını babamın çocukluğunu geçirdiği, ortasında küçük havuzu, rengarenk ve çeşit çeşit çiçeklerle bezeli bahçesi ve asması olan evde geçirirdik.
Akşam yemekleri kalabalık ev ahalisi ile birlikte bahçede yenirdi. Kimimiz masada kimimiz havuzun kenarında el birliği ile yapılan zahmetli ama zahmetli olduğu kadar da lezzetli Kilis yemeklerini afiyetle yerdik. Yemek sonrası annemler sofrayı toplarken, evin erkekleri kahvelerini yudumlar ve kendi aralarında koyu bir sohbete dalarlardı. Biz çocuklar ise çok kısa bir süre akıllı duruyor numarası yapar, izni kopartırsak sokakta, yok eğer izin alamaz isek bahçede, en zevkli oyunlardan biri olan saklambaç oynardık. Bahçede saklanabileceğimiz o kadar çok yer vardı ki, canımız başka bir oyun oynamak istemezdi.
Oyundan yorulup sırılsıklam olduktan ve büyüklerden fırçayı yedikten sonra kendimize dinlenecek yer arardık. Bahçeye serilen kilimler ve yastıkların üstüne atardık kendimizi. O zamana kadar herkes kahvesini, çayını içmiş olur meyve faslına geçilirdi. O günlerde Kilisin meyveleri pek çeşitli değildi belki ama o zamanların karpuzunun, kavunun, salatılığının lezzeti ve tadı bambaşkaydı. Mutfakta hazırlanan meyvelerin kokusu burnumuza kadar gelirdi.
Meyvelerimizi yerken büyüklerimizin anlattıkları masalları dinlerdik can kulakla. Serin yaz akşamlarında tatlı tatlı esen serin meltem uykumuzu getirirdi. Rüzgar kesildiğinde ise halam hep aynı sözü söylerdi Es Haydar Es, ne hikmetse halam bu lafı söyler söylemez memleketimin o tatlı serin rüzgarı tekrardan yüzümüzü okşardı. Masalları dinlerken tatlı bir uyku gelir, gözlerimize yerleşirdi. Kucaklarda taşınırdık uyayacağımız yataklara. Ve bir yaz gecesi daha bizim uykunun kollarına teslim olmamız ile birlikte sona ererdi.
O güzel yaz gecelerini unutmak hiç mümkün değil. Şimdi hatıralarımızda canlanan o günlerin ve memleketimizin hasreti gönlümüzde yanıp duruyor.
Bu yazıyı bize gönderen Fatih Beye duygularını paylaştığı için teşekkür ediyoruz.








