Allahın mescitlerini, ancak Allaha ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allahtan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur(Tevbe: 18)
Bir kimse, Yüce Allahın rızasını gözeterek bir mescit inşa ederse, Allah da ona cennette bir köşk hazırlar( Buhari, Salat, 65)
Ecdadımız, işte bu inançla camiler inşa etmiş, namazlarını da cemaatle kılmaya özen göstermişlerdir. Zira camilerin ziyneti, cemaattir. Camiler, Allah katında en sevimli mekânlardır.
Şüphesiz mescitler, Allahındır. O halde Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin( Cin, 72/18) ayeti ile de camilerin, Allaha ait olduğu ve oralarda ancak Allaha ibadet edileceği dile getirilmektedir. Camilere cemaat olmak, Allaha misafir olmaktır. Unutmayalım ki; o mübarek mekânların maddî ve manevî bakımdan imar ve ihyası, inanmış insanlarla olur.
Her kim mescide cemaatle namaz kılmak için gelirse, her gelişi için Allah ona cennette özel bir mükâfat hazırlar (Buhari, Ezan 1/161) Hadisi şerifiyle cemaatle namaz kılmanın önemine işaret edilmiş olup Ve Müslümanlar cemaate özendirilmiştir.
MERKEZİ EZAN UYGULAMASI MUTLAKA YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMELİDİR.
Günde beş defa insanları namaza ve kurtuluşa çağıran camilerin, minareleri artık lezzet vermiyor. Ezanlar merkezi okunmaya başladığından bu yana; güya tek seslilik ve güzel sesli ezan okunması adına yapılan uygulama, maalesef tartışmaya bile değer görülmeden uygulanmaya devam ediyor. İnsanlar yaşadıkları hayatta o kadar çok problemle karşı karşıya bırakıldı ki, bu mukabil işleri problemden bile saymamaktadır. Günlük hayatın telaşı içinde arada kaynayan, ezandaki tek seslilik; camilerdeki farklı seslerin meydana getirdiği güzelliği ortadan kaldırdı. Bunun yanında beklide bu uygulama sayesinde, ilerde ezan okuyabilecek kimse kalmayabilir. Birkaç ses sanatçısı ayarlayarak bu işe de suni bir çözüm bulunmaya çalışılabilir(!)
Şu ezanlar ki şahadeti dinin temeli, Ebedi benim yurdumun üstünde inlemeli diyen Milli şairimiz, okunan ezanları, dinin temeli saymıştır. Ezan denince, tabiî ki ezanı okuyan, yani müezzin akla gelir. Şimdilerde müezzinlere çok fazla iş düşmüyor. Nasılsa merkezi ezan okunuyor. Zaten kadrosuzluktan camilerin çoğu bir görevli ile idare ediliyor. Böylece çok kıymetli bir mevkiye sahip olan müezzinlik tarihe karışıyor. Hâlbuki bakınız müezzinlik mesleğinin önemini yüce Peygamberimiz nasıl işaret ediyor.
"Müezzinler kıyamet günü insanların en uzun boylu olanlarıdır"(Müslim ve Ahmed b.Hanbel)
Abdullah b. Abdurrahman (r.a.) Ebu Saîd el-Hudrî (r.a.)'nin kendisine şöyle dediğini rivayet eder: "Senin koyun ve kır hayatını sevdiğini görüyoruz. Koyunların arasında kırlarda namaz için ezan okuduğunda sesini yükselt. Çünkü müezzinin sesini duyan her insan, her cin ve her şey, kıyamet gününde ona şahitlik edecektir." (Buhârî ve Nesâî'den et-Tâc, I, 161).
Bakınız bu müjde her ezan okuyan için geçerlidir. Her camide okunan ezan sayesinde bu kadar sevap alınmanın yanında; her ezan okuyanın cemaati daveti ve duası söz konusu olmaktaydı. Ayrı diller ve ayrı gönüller, Allaha(cc) ve Muhammede(sav) imanı haykırıp, namaza daveti, dolayısıyla kurtuluşa erişileceği müjdesini vermekteydi. Merkezi ezan uygulamasıyla müezzinler, bunlardan mahrum kaldılar.
Bu konudaki mazeret güzel sesli okuyucuların azlığı olarak dile getirilmektedir. Kabul edilemez bir mazerettir. Eğitimle çözülebilecek bir meseledir. İşte camiler ve din adamları haftasında bu mukabil meseleler tartışılmalı ve çözüme kavuşturulmalıdır.
En önemli meselede cami ile cemaat nasıl birbiriyle arkadaş edilir. Dini öğretilir de başka arayışlara girme lüzumu hissetmez. Özelikle gençlik cami ile barışık olursa kötü alışkanlıklarından kurtarılır. Umarız bundan sonra daha etkin kutlamalar olur. Haftanın, camilere cemaat ve hayırlar getirmesini dilerim / UĞUR KEPEKÇİ









