Kavram kargaşasının doğurduğu olumsuzluklar hakkında çok sayıda makale yazdığımız okurlarımızca malumdur. Bugünkü makalemizde, yine buna benzer bir konuyu dua konusunu işlemeye çalışacağız.
Söylenen her sözün asıl bir kelime manası vardır. Kelimenin açıklaması ve arkasından da içerdiği sırları vardır. Cevizin en dışında yeşil ve acı bir kabuk, bir içinde sert ve tatsız bir kabuk, içerisinde de lezzetli ve faydalı kısmı vardır. İşte onun içindir ki İmam-ı Gazali Hazretleri; Cevizi kırıp da içine bakmayan içini de dışı gibi bilir ifadesini kullanmıştır.
***
Hemen her konu bunun gibidir: Bilene malum, bilmeyene meçhul..! Asıl gerçek, görünenin içinde gizli olandır. Gerçeğe ulaşmak, mutlak zahmetli bir çabayı gerektirir.
İşte dua kavramı da bu mukabil bir söz ve fiildir. Dua, inançla alakalı bir kavram olduğu için genellikle materyalist görüşe sahip insanlar dua kavramının kapsamını anlamakta zorlanır ve inkâra kalkışırlar.
Dua kavramı; İsteme, yalvarma, yakarış manasına gelir.
Bir kimsenin kendisi veya başkası hakkında bir dileğine bir arzusuna kavuşması için Allahü Teâlâya yalvarması manasında da kullanılır.
Buradaki isteme kavramı üzerinde biraz durmamız gerekmektedir. İstemek fiilinin karşılığını almak; istemenin şekline bağlıdır. Dil ile istemek, fiil ile istemek; bunlar istenilen şeyin elde edilebilmesi için gerekenlerdir.
Biz bu isteme fiiline dua derken duanın da iki açıdan ele alınması gerektiğine inanırız. Onun içindir ki dua kavramını; kavli (sözlü, kalbi) dua ve fiili dua (gerekeni yerine getirmek) olarak iki kısma ayırtırız.
Örnek verecek olursak; ürün almak için toprağa tohum atmak ve gerekli tarımsal mücadeleyi yapmak, fiili dua
Yapılması gereken her şeyi yaptıktan sonra, tabiat şartlarının elverişli ve ürünün bereketli olması için yaptığımız kalbi, sözlü duaya da kavli dua deriz. Yüce Peygamberimizin işaret ettiği şu söz bu durumu izah için yeter kanaatindeyim;
Peygamberimizin (sav) yanına bir bedevi gelir. Resulûllah kendisine sorar:
- Deveni nereye bıraktın?
Bedevi;
- Allaha emanet ettim.
Resulûllah kendisine şu cevabı verir:
- Evvela deveni sağlam kazığa bağla, daha sonra Allahû Tealâya emanet et!
***
Materyalist fikre sahip kimselerin çaba ile istek manasına gelen fiili duaya aslında bir itirazlarının olacağını sanmıyorum, itirazlar kavli dua dediğimiz Allaha yakarış kısmınadır. Materyalistler; inanan insanların, yapılması gereken tedbiri alıp da sonradan tevekkül ettiklerini, yani Allaha yakarış ve istemelerini gereksiz bir iş olarak görürler. Aslında aklı selim düşününce; güçlerinin bittiği, tedbirlerin bir işe yaramadığı, yapılan bütün fiili işlere rağmen neticeye gidilemediğine, onlarda şahit olmuşlardır.
Gerek kavli gerek fiili yapılan bütün işlerin, dua kavramı içerisinde değerlendirildiği taktirde; mutlak irade ve kudret sahibi olan, bizleri yoktan var eden Allaha yönelmenin ve ondan istemenin; akla, mantığa ve imana asla ters bir iş olmadığı anlaşılacaktır.
Yazımızı Yüce Allahın Kelamı ile bitirelim;
Şayet kullarım, sana benden sordularsa, gerçekten ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğru yola gidebilsinler.(Bakara 186)
UĞUR KEPEKÇİ





