Bu akşam Recep ayının 27. Gecesi; Miraç Kandilidir. Bu gece bir çok sırları içinde barındıran ve özelikle de Müminin Miracı hükmünde olan beş vakit namazın farz oluşunun, biz Müslümanlara kurtuluş müjdelerinin hediye edildiği kutlu bir gecedir.
Bu ihsan gecesi İslam tarihine, İsra ve Mirac olarak geçmiştir.
İsra, gece yürümek, gece yolculuğu yapmak, Mirac ise yükseğe çıkış aracı demektir.
Yüce Allah bu geceyi Kuran-ı Kerimde şu şekilde beyan etmiştir.
Kendisine ayetlerinden bir kısmını göstermek üzere kulu Muhammedi bir gece Mescidi Haramdan, çevresini bereketlendirdiği Mescidi Aksaya götüren Allahın şanı ne yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.( İsra, 17/1)
Bu gecenin ve günün Muhammed ümmeti için ne kadar mühim müjdelerle de donatıldığını yine bize yüce şefaatçimiz Hz. Muhammed (sav) haber vermektedir.
Bir kimse Recep ayının 27. günü oruç tutar ise kendisine atmış aylık oruç sevabı yazılır.
Recep ayının 27.günü Cebrail Aleyhisselamın, Resulullah (sav) Efendimize elçilik vazifesini getirdiği ilk gündür. Bir başka hadis-i şerif de:
Recep ayında bir gün ve bir gece vardır ki o günü oruçla, geceyi dahi namazla geçirir ise kendisine 100 sene; geceleri namaz kılanın gündüzleri de oruç tutanın sevabı verilir. O gün Recep ayının bitiminden üç gün evvelki gün ve gecedir. (Gunyetüt-talibin / sayfa 553)
Peygamber efendimize Miraç mülakatı sonucunda üç şey verildi:
1.Elli vakit namaz sevabına denk, beş vakit namaz verildi.
2.Bakara suresinin son ayetleri verildi.
3.Peygamberimiz Aleyhisselemın ümmetinden olup da, Allaha şirk koşmayanlardan Mukhimat (Büyük ve tehlikeli günahlar)bağışlandı.
Yüce Allah (cc):
Ya Muhammed! Bu namazlar, her gün ve her gecede, beş namazdır! Amma, her namaz için, on sevap vardır! Bu, yine, elli namaz demektir.
Bende söz bir olur değişmez!
Her kim bir hayır işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı )bir sevap yazılır, yaparsa on sevap yazılır.
Her kim de, bir kötülük yapmak ister, onu yapmazsa, ona bir şey yazılmaz. O kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır! buyurdu (İslam Tarihi / M.A.Köksal)
Öncelikle bu gece namaz konusunda çok ciddi bir muhasebe yapmak zorundayız. Madem bu gece kendi kurtuluşumuz ve kötülüklerden arınmamız için bize hediye mukabilinde namaz gönderilmiştir; namaza, hediyeyi gönderenin (yüce Allahın) şanına yaraşır derecede gereken önemi vermeliyiz.
Madem ki bu gece af ve namaz gecesidir. Bu maksatla Namaz ile alakalı iki ayet aktaralım:
Şüphesiz ki Ben; Allah'ım. Benden başka hiç bir ilah yoktur. Öyleyse Bana ibadet et ve Beni anmak için namaz kıl. (Ta Ha /14)
Sana kitaptan vahyolunanı oku, namaz kıl. Muhakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak ki en büyüktür. Ve Allah; yaptıklarınızı bilir. (Ankebut /45)
Miracı anlamak ve yaşamak
Rabbim daha nice Miraclar nice mübarek geceler günler bayramları Millet olarak kendi topraklarımız üzerinde hür ve bağımsız müreffeh olarak kutlamamızı nasip eylesin
Mirac Hadisesi, İslam tarihinde çok büyük öneme haiz olmasının yanında bu mübarek hadisenin de diğer konulardaki gibi eksik anlaşılması ya da kasıtlı davranışlar yüzünden çarpıtılmaya çalışılması neticesinde insanımızın bazen kafası karışmaktadır. Bizde bu konuda siz değerli dostlarımıza Mirac hadisesini, öncesiyle sonrasıyla aktarmaya çalışacağız.
Birçok İslam kaynaklarında miraç öncesi yaşanan olaylardan dolayı o seneye; hüzün senesi adı verilmiştir. Bu döneme hüzün senesi denmesinin sebebi; Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed(sav) Efendimizin hayatının en sıkıntılı günlerini yaşaması, bu döneme rastladığındandır.
Miladi 621 yılına, (hicretten yaklaşık bir sene önceye) rastlayan devrede; şu olaylar cereyan etmiştir.
Efendimizin hamisi( en yakın kollayıcı) amcası Ebu Talibin vefat etmesi,
Kıymetli eşi Haticetül Kübra validemizin vefatı,
Mekkeli müşriklerin ablukasının, artarak devam etmesi,
Taife ziyaretinde saldırıya uğraması,
Baskı ve zulüm neticesinde Müslümanların bir kısmının, Habeşistana göçleri
Peygamberimizin Rahmet Peygamberi olduğuna en güzel örnek olması ve Miraç öncesi insanlığın durumunu anlatması bakımından; Taifte başına gelenleri ve Onun duasını nakletmekte fayda görmekteyim.
Mekkede Müslüman olduğu tespit edilenler, korkunç eziyetlere maruz kalmaktaydılar. Resulullah (sav) Müslümanlara yeni bir yurt aramak kastıyla Taife gitmeye karar verir. Her yerde karşılaştıkları gibi orada da Müşrikler, atalarının dininden dönmek istemedikleri için Onu dinlemek bir yana, Ona her türlü çirkinliği reva gördüler, Onunla alay ettiler. Buradan ötesini İslam tarihinden okuyalım;
Bununla da kalmayıp, aralarından birtakım hafif akıllıları, beyinsizleri ve köleleri kışkırttılar, bağırttılar, Peygamberimize (sav) sövdürdüler!
Halkı Peygamberimiz (sav)ın başına toplattılar.
Halkın serseri, ayaktakımı güruhunu, Peygamberimiz (sav)ın geçip gideceği yolun iki yanına oturttular.
Peygamberimiz (sav) onların aralarından geçerken, ayaklarını kaldırıp indirdikçe, attıkları taşlarla yaraladılar, kanattılar ayakkabıları kana boyandı!
Peygamberimiz (sav) ayaklarının acısına dayanamayarak yere oturdukça, kollarından tutup kaldırdılar! Yürüdüğü zaman, taşa tuttular, gülüştüler! (İslam Tarihi)
Bitkin ve yaralı bir halde Taifi terk ederken, şehrin yanı başında bir bostanda Peygamberimiz (sav), biraz dinlenip sükûnet bulduktan ve iki rekât namaz kıldıktan sonra, ellerini semaya kaldırdı, Yüce Allah'a halini şöyle arz etti:
"Ey Allah! Gücümün zayıflığını, tedbirimin azlığını, halk nazarında hakir görülüşümü, Sana arz ve şikâyet ediyorum!
Ey merhametlilerin en merhametlisi!
Sensin, zayıf düşenlerin Rabbi!
Sensin, benim Rabbim!
Sen, beni kime; Senden uzak olan ve beni gördükçe süratini asan kimselere mi bırakıyorsun? İşimi eline verdiğim düşmana mı bırakıyorsun?
Eğer Sende bana karşı bir azab yoksa hiç gam çekmem!
Senin af ve mağfiretin, benim için, gazabından daha geniştir.
Senin üzerime gazab indirmenden yahut gazabının üzerimde yerleşmesinden Senin karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerini düzenine koyan Yüzünün (Zâtının) Nuruna sığınırım!
Her şey Senin rızan içindir ve bütün güç, kuvvet de Sende, Senin Elindedir!"(İslam Tarihi)
Taif dönüşü esnasında yaşadığı bir olayı Resulullah (sav) Efendimiz şöylece nakletmektedirler.
Ancak Kamu's-Seâlib'de kendime gelebildim.
Başımı kaldırıp baktığım zaman, bir bulutun beni gölgelemekte olduğunu gördüm.
Tekrar baktığımda, bir de ne göreyim?
Bulutun içinde Cebrail var! Hemen bana seslendi:
Şüphe yok ki, Allah, kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri red cevaplarını işitti de, onlar hakkında dilediğini kendisine emredesin diye sana Dağlar Meleğini gönderdi! Dedi.
Dağlar Meleği bana seslendi ve selam verdi. Sonra da:
Ya Muhammed Şüphe yok ki, Allah, kavminin sana söylediklerini işitti.
Ben Dağlar Meleğiyim!
Rabbin, dilediğini bana emredesin diye beni sana gönderdi.
Şimdi, ne dilersen, dile!
Eğer onların üzerlerine iki ahşabı (dağı) kapamamı dilersen dile! (Hemen kapayı vereyim!) dedi.
Ben:
'Hayır! Ben onların helak olmalarını istemem.
Bilakis, Allah'ın, onların sulblerinden,(soylarından) yalnız Allah'a ibadet edecek, O'na hiçbir şeyi şerik koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim. Dedim" buyurmuştur.
(İslam tarihi)
Yaşanan bir olayın ya da elde edilen bir nimetin kıymetini bilebilmek için o nimete erişmeden önceki hali idrak etmekte fayda vardır. Bakınız Resulullah(sav) Efendimizin, hiçbir menfaat gözetmeden sadece ve sadece; Allahın ona verdiği tebliğ görevini yerine getirmek için çektiği çilelere!
Hak davaların değişmek kaderi çile ve ıstıraptır. Dün olduğu gibi bugünde aynı kader yaşanmaktadır. Düşman aynı düşman!
Gerçekten de Tevhid inancını kabul eden her bir ferdin çektiği çileler, yaşadığı sıkıntılar hangi zaman ve şartta olursa aynıdır. Sadece çilenin şekli, rengi değişmiştir. Çileleri iki açıdan ele almak lazımdır. Birinci cephesi; tevhidin karşısında küfrün boyutlarının, hallerinin ve taraftarlarının meydana çıkmasını sağlamak
ikinci cephe de tevhit inancında olduğunu iddia eden ferdin bu inancında ne kadar samimi olduğunun imtihan neticesinde meydana çıkmasını sağlamaktır. Yüce Allah kulunun imanının iddia boyutundan ispat boyutuna erişmesini istediği için onu türlü çilelerle denemektedir. Yaratılmışların en şereflisi Alemlere Rahmet Hazret Muhammed(sav) imtihanın her türü ile denenmiş, her türlü zorlukla karşılaştırılmış ama O, Rabbinin istediği manada her imtihanı geçmiş, Rabbinin istediği manada bir kul olmuştur. İşte Miracla şereflenmeden önce Yüce Allah, Kulu ve Resulü
Muhammedi(SAV) çilelerle kendine hazırlamıştır.
***
Mirac öncesi yaşanan hüzün yılı diye adlandırılan zaman diliminden sonra şimdi de Mirac hadisesinin gerçekleşmesi hakkında bilgileri paylaşalım;
İsra, gece yürümek, gece yolculuğu yapmak, Mirac ise yükseğe çıkış aracı demektir.
Peygamberimiz (sav), bir gece Mescid-i Haramdan alınıp Mescid-i Aksaya kadar Burak isimli bir binek ile yolculuk yaptırılmıştır. (Burak: katırla merkep arası, gemi vurulmuş ve eğerlenmiş bir hayvandır.)
Peygamberimiz Mescid-i Aksaya girdi. İçerde İbrahim, Musa ve İsa (as) ların bulunduğu, bazı peygamberler Hz Muhammed için orada toplanmış bulunuyorlardı. Cebrail (as) Peygamberimizi ileri sürdü. Peygamberimiz Onlara imam oldu iki rekât namaz kıldırdı. Cebrail (as), peygamberimize sordu.
Kureyşiler Allahın bir şeriki bulunduğunu, Hıristiyanlar da Allahın bir oğlu olduğunu iddia ediyorlar. Sen, sor şu peygamberlere bakalım: Yüce Allah için, şerik veya oğul olur mu? Dedi.
Peygamberimiz onlara sordu.
Onlar: Biz tevhit ile Allahın bir oluşu inancını tebliğ etmek üzere gönderildik dediler.
Yüce Allahın vahdaniyetini, birliğini ikrar ettiler. (İslam Tarihi/M.A.Köksal) (İslamdan başka din arayanlara ve diyalog yandaşlarına duyurulur)
Daha sonra Cebrail(as) ile Miraç yolculuğu başlar. Bu yolculukta yine manevi bir vasıta ile olmuştur ki, buna Miraç denmektedir. Hz. Peygamber: Şimdiye kadar ondan daha güzel bir şey görmedim. Ölünüz son nefesinde gözlerini ona diker buyurmuşlardır. (Rahmeten Lil Alemin / Prof. Dr. Haydar Baş)
Cebrail ile (as)yedi kat gök geçilmiş. Seyir esnasında harikulede haller yaşanmıştır. (yazımızın sınırlı oluşu bakımından kısaca değinmekle yetiniyoruz. Tafsilat ilgili eserlerde mevcuttur.)
Ve nihayet, Allah Resulünün(sav) önüne Sidre-i Münteha sahası açıldı. Allahtan(cc) başkasınca bilinmeyen makamlar gösterildi. Bu son noktadır. Hiç bir varlık, o noktadan bir adım öteye geçemez. Belki de bu saha, varlıkların yaradılış sebebi olan Hz. Muhammed (sav) için halk edilmiş, sadece Peygamberimiz için bir defaya mahsus olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla, bundan öteye geçmek Cebrailin de haddi değildir. Cebrail (as) Bu Sidretül-Müntehadır der.( Rahmeten Lil Alemin / Prof. Dr. Haydar Baş)
***
Miracdaki hediyeler;
Peygamber efendimize Miraç mülakatı sonucunda üç şey verildi:
1.Elli vakit namaz sevabına denk, beş vakit namaz verildi.
2.Bakara suresinin son ayetleri verildi.
3.Peygamberimiz Aleyhisselemın ümmetinden olup da, Allaha şirk koşmayanlardan Mukhimat (Büyük ve tehlikeli günahlar)bağışlandı.
Yüce Allah (cc):
Ya Muhammed! Bu namazlar, her gün ve her gecede, beş namazdır! Amma, her namaz için, on sevap vardır! Bu, yine, elli namaz demektir.
Bende söz bir olur değişmez!
Her kim bir hayır işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı )bir sevap yazılır, yaparsa on sevap yazılır.
Her kim de, bir kötülük yapmak ister, onu yapmazsa, ona bir şey yazılmaz. O kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır! buyurdu (İslam Tarihi / M.A.Köksal)
Miraç gecesi bizlere ikram edilen Bakara suresinin son iki ayetinin fazilet ve manasına bir bakalım:
Bakara suresinin son iki ayetinin faziletini yine Hz. Peygamber bize haber vermektedir:
Kim sure-i Bakaranın son iki ayetini okursa, onlar, ona gece namazı kılmak yerine kifayet eder.( Müslim)
Cenab-ı Ecelli Ala, Sure-i Bakarayı iki ayetle bitirdi ve bunları arşın altındaki bir hazineden verdi. Bunları öğreniniz, kadınlarınıza, oğullarınıza talim ediniz. Çünkü bunlar hem salâttır, hem Kurandır( Hakim, Beyhaki)
Bakara suresinin son iki ayetinde, mealen şöyle buyurulur:
Onlardan her biri:
Allaha,
Allahın meleklerine,
Allahın kitabına,
Allahın peygamberlerine inandı. Peygamberlerin hiçbirini, diğerlerinin arasından ayırmayız!(Hepsine inanırız.)
Dinledik!(Emrine) itaat ettik!
Ey Rabbimiz! Mağfiretini dileriz!
Son varış(ımız)ancak sanadır! dediler.
Allah, hiçbir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.
(Herkesin ) kazandığı(hayır)kendi yararınadır.
Yaptığı (şer) de kendi zararınadır.
Ey Rabbimiz! Unuttuk yahut yanıldık ise, bizi tutup sorguya çekme!
Ey Rabbimiz! Bizden önceki (ümmet)lere yüklediğin gibi, üstümüze ağır yük yükleme!
Ey Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimizi bize yükleme!
Bizden (sadır olanları )sil, bağışla! Bizi yarlığa! Bizi esirge!
Sen bizim Mevlamızsın!
Artık, kafirler güruhuna karşı da, bize yardım et!(Bakara 285-286)
***
Hz. Peygamber (sav) ertesi günü Miraç olayını anlattı. Olayı duyan müşrikler yoğun bir kampanya başlatarak Hz. Peygamber (sav)'i suçlamaya, alaya almaya başladılar. Bu kampanya bazı Müslümanları da etkileyerek şüpheye düşürdü. Olayın gerçek olup olmadığını araştırmak isteyenler Beytü'l-Makdis'e ve Mekke'ye gelmekte olan bir kervana ilişkin sorular sorarak Hz. Peygamber (sav)'i sınadılar. Hz. Peygamber (sav)'in verdiği bilgilerin doğruluğu Müslümanları şüpheden kurtardıysa da müşriklerin inatlarını kırmaya yetmedi. Miraç olayı inatlarını ve düşmanlıklarını artırarak onlar için bir fitne nedeni oldu. Bu olay karşısındaki tutumu nedeniyle Hz. Ebu Bekir, Hz. Peygamber (sav) tarafından "Sıddîk" lakabıyla onurlandırıldı. Hz. Ebu Bekir olayı kendisine anlatarak hala inanmaya devam edip etmeyeceğini soran müşriklere "O söylüyorsa şüphesiz doğrudur" cevabını vermişti.( İslam Tarihi / M.A.Köksal)
Miracla birlikte yeni yol haritaları ve müjdeler geldiğine göre, bize düşen o hediyeleri baş tacı ederek sıkıntılarımızdan kurtulmanın çarelerini araştırmaktır.
Özelliklede miraçla beş vakit kılınması farz olunan namaza dikkat etmek zorundayız. Çünkü Miracla namaz birbirini tamamlayan iki unsur olarak önümüze konulmuştur. Hz. Peygamber Namaz Müminin miracıdır sözüyle bu gerçeği işaret etmiştir.
Namazın içinde gizlenen sırlardan biride tahiyyattadır. Kıldığımız namaz sayesinde her tahiyyat oturuşunda okuduğumuz ettahiyyatü lillahi sayesinde miraçtaki Allah ve Resulünün selam faslını (farkında mıyız bilmem ama) canlandırıyoruz. Eğer bu tablonun hayaliyle namaz kılmaya çalışabilsek; bir parçada olsa huşuyu yakalayabiliriz kanaatindeyim.
Bu tahiyyât, Hz. Muhammed (s.a.s)'in Mirac gecesinde Yüce Allah ile yaptığı selâmlaşmasıdır. Allah ile onun arasındaki mesafe, iki yay kadar yahut daha az kalınca (en-Necm, 53/9), Allah'a selâmlarını şöyle arz etti:
"Bütün dualar, senalar, malî ve bedenî ibadetler, mülk, azamet Allah'a mahsustur." Yüce Allah şöyle mukabele etti:
"Ey Peygamber! Selâm sana. Allah'ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun" Hz. Muhammed (s.a.s) şöylece yeniden söz aldı:
"Selâm ve esenlik bize ve Allah'ın Salih kullarının üzerine olsun." (Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, İstanbul 1972, 1, 106),
Namazın farz olduğunu inkâr eden dinden çıkar. Çünkü namaz kesin ayet, hadis ve icma delilleriyle sabittir. Tembellik veya umursamazlık sebebiyle namazı terk eden âsî ve fasık(günahkâr) olur.
Namazı kılmamak dünya ve âhirette azaba sebep olur. Âhiretteki azapla ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Onlar suçlulara sorarlar: Sizi Sakar cehennemine sürükleyen nedir? Suçlular şöyle cevap verirler: "Biz namaz kılanlardan değildik" (el-Müddessir, 74/40-43).
"Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namazı terk ettiler, heva ve heveslerine uydular. Onlar bu taşkınlıklarının cezasını yakında göreceklerdir. Fakat tövbe edip, iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır" (Meryem, 19/59, 60)
Hz. Peygamber (s.a.s)'de şöyle buyurmuştur: "Bilerek namazı terk eden kimseden Allah ve Resulünün zimmeti kalkar" (Ahmed b. Hanbel, IV, 238, VI, 461).
Mübarek gün ve geceler, özellikle de Mirac hadisesi vesilesiyle; Miracı günde beş defa yaşamak manasına gelen namazlarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Herhangi bir sebepten dolayı kılamayan kardeşlerimizin namazın huzuruna varmalarını, kılanların da eksiklerini tamamlayarak daha düzenli kılmalarını samimi dileklerimle hatırlatmayı bir borç olarak görmekteyim.
Mirac ve inkârcılar
Bazı aklı evveller Miracın sırrını anlamaktan uzak olduklarından yada imanlarının bu büyük mücizeyi anlamaktan uzak olduğu için mirac hadisesini farklı yollardan inkara kalkışmışlardır. Ve Miraca inanmanın Allaha bir mekan tahsis etmek anlamına gelebileceğini savunmuşlardır.
Şimdi gelelim Allaha(cc) haşa mekân tahsis edildiği iddiasına
Konu ile alakalı uzmanların bilgileri aktararak, cevap verelim; Cenab-ı Hakkın elbette mekânı yoktur. O mekânın mekânı zamanın zamanıdır. Durum bu olunca, zamandan ve mekândan münezzeh olup, her an hazır ve nazırdır. O halde, Cenab-ı Vacbul- Vücudsuz bir mekân ve zaman da tahayyül edilemez. Ancak Cenab-ı Hak, her yerde her zaman, dilediği şekilde tecelli eder, kendini müşahede ettirir. Ona mahsus bir mekânın olduğunu değil, yukarıda belirttiğimiz ölçülerde olduğu gibi, sadece o mekânda varlığını tecelli ile izhar etmesidir. Mesela, Hz. Musaya Tur dağında, dağdan tecelli edip onunla konuşması, Cenab-ı Hakkın tecellisi için bir mekân seçmesi, Ona bir mekân tayin ve tahsis etmeye sebep olmaz. Hal böyle olunca; Miraçdaki tecelli ile Fahr-i Kâinatın Cenab-ı Hak ile konuşmasında da Allah(cc) için mekân tahsisi söz konusu değildir.(Rahmetenlilalemin cilt 1/ sayfa 218/ Prof. Dr. Haydar Baş)
Mirac hadisesi hakkında bilerek yada bilmeyerek yapılan diğer bir yanlış da Miracın bedenen değil de ruhen olduğu iddiasıdır. Bu iddia asla doğru değildir. Mirac bedenen gerçekleşmiş fiili bir olaydır. Ve Peygamberimize mahsus bir mucizedir.
Miracın ruhen ve bedenen cereyan ettiği konusunda tereddütleri ortadan kaldırmak için Prof. Dr. Haydar Baş Beyin Rahmetenlilalemin adlı eserindeki tespitlerini aktarmaya devam edelim;
Gecenin sadece bir bölümünde meydana gelen Mirac mucizesi, Peygamberimiz uyanık bir halde bedenen ve ruhen gerçekleşmiştir. Ekser ulema bu görüştedir.
Çünkü Resulullah(sav), Miracın sabahında Miracı haber verince, müşrikler Resulullaha tan(kötülemek, dil uzatmak) etmeyi fırsat addederek tekzibe(yalanlamaya) kalkıştılar. Ve birbirlerine koştular. Yeni Müslüman olmuş bazı kimselerin kalbini çeldiler, irtidadına sebep oldular. Eğer rüya olmuş olsaydı, yani sadece ruhun Miracı olmuş olsaydı hiç kimsenin itirazına hedef olmazdı. Çünkü rüyada herkes gezebilir ve uyanık iken hafsala-i beşerin(insan aklının) kabul etmeyeceği garibeler seyredebilir. Şu halde, Resulullahın Miracı uyanık halde cesediyle beraber vaki olmuştur ki, müşriklerin akılları yetmediğinden itiraz ve inkâra kalkışmışlardır.
Diğer taraftan; eğer Mirac rüya olsaydı, mucize denmezdi. Hazreti Peygamberin diğer Peygamberlere fazileti iki hususta özetlenir. Biri dünyada Mirac ile, diğeri ise ahirette şefaat ile dir. Zira nübüvvet, kitap ve şeriat diğer peygamberlere de verilmiştir. Mirac ve şefaat sadece hazreti Peygambere mahsustur.
Hem; kâfirler, Beytül-Mukaddesten nişan sordular. Eğer rüyada vaki olsaydı, Ondan nişan istemezlerdi. Neticede kâfirler, Miracı inkâr etmişlerdir. Bu tarihi bir vakıadır. Rüyada gördüm deseydi, kimse inkâr etmeye yeltenmezlerdi bile .Zira bunlar, rüyada mümkün olan şeylerdir.(Rahmetenlilalemin 1 cilt/ sayfa 219/ Prof. Dr. Haydar Baş)
Her şeyi akıl süzgecinden geçirmeye çalışanların, aklıyla anlamaya çalışanların, hele de imandan nasibi olmayanların; Allahın(cc) kudreti sayesinde gerçekleşen mucize mukabilindeki olayları anlayabilmelerini beklemek imkânsızdır.
Mirac mucizesi dün olduğu gibi bugün ve yarın insanlığın iman sınavı olmaya devam edecektir. Ne mutlu Allahın kudreti karşısında aklının sınırlarının bittiği noktadan sonra da iman edip, hüsnü edep gösterenlere. Selam olsun O dediyse doğrudur diyen Sıdık-ı Ekbere..!
UĞUR KEPEKÇİ





