
İLK LOKANTA
"Champ d'Oiseau" adıyla Mösyö Boulanger tarafından 1765 yılında Paris'te açıldı. Dükkanın girişine Latince bir özdeyiş yazılmıştı: "Venite ad me, omnes qui stomacho laboratis et ego restaurabo vos." Bu sözlerin anlamı şuydu: 'Siz ey midesi guruldayanlar... Bana gelin, iyileştireyim." Bu özdeyişteki "Restaurabo-iyileştirmek" sözcüğü, zamanla lokanta anlamında "restoran" olarak kullanıldı. Mösyö Boulanger'nin lokantasınin iç kısmı, üstü mermer masalarla süslenmişti. Özel yemeği ise bir tür tavuk yemeği olan "Volaille au Gros Sel'di. Boulanger'nin bu girişiminin öncesinde, tavernalarda, hanlarda, aşçı dükkanlarında ve bazı kahvehanelerde yemek yenilebiliyordu. Ancak bunlar, bugünkü modern anlamıyla restoranların atası olarak sayılabilecek niteliklere sahip delillerdi. Mösyö Boulanger'nin lokantası başarılı olunca, kısa zaman içinde başka örnekleri de açıldı.1789 Devrimi sırasında, Paris'te 100 restoran vardı. 15 yıl sonra ilk lokanta rehberi "Almanach des Gourmands" (Damak Tadına Düşkünler Almanağı) adıyla yayınlandı.
İLK JİLET
King Camp Gillette tarafından 2 Aralık 1901 günü patenti alındı. Aslında Gillette'e bu fikri, patronu William Painter vermişti. Bir gün ona gelerek, "Neden şöyle bir kere kullanıldıktan sonra atılabilecek bir şey yapmıyorsun? Öyle bir şey bul ki, müşteri tekrar almak zorunda kalsın!" dedi. Gillette, bu öneriyi 1895 yılına kadar hiç önemsemedi. O yıl, bir gün aynanın önünde durup yüzüne bakarken, usturanın yerini alabilecek bir şey yapmak fikri geldi. Derhal çelik üreticileriyle temaslara başladi. Ama, konuştuğu bütün ustalar, ona yeterince ince, yeterince düzgün, yeterince keskin ve yeterince ucuz bir kesici çelik yapmanın olanaksız olduğunu söylediler. Bir gün (28 Eylül 1901) Boston'da William Nickerson adlı bir teknisyene rastladı ve öteki bütün ustaların sıraladıkları güçlüklerin üstesinden birlikte geldiler. 1903 yılında, jilet üretimi başladı.
İLK DİKİŞ MAKİNESİ
Patenti 17 Temmuz 1790 günü, Londra'da Thomas Saint tarafından alındı. Aslında ayakkabıcı olan Saint'in patentini aldığı makinede daha sonra Isaac Singer tarafından üretimi yapılan ilk makinede de bulunan, dikey hareket, tek gözlü iğne, kumaşı tutan baskı kolu gibi modern makinelerin en önemli parçaları da vardı. Ancak, bu makinenin gerçekleştirildiği hakkında bir belirti yoktur. Satışı yapılmak üzere üretilen dikiş makinelerinin ilk prototipi, Fransa'da, Rhone yakınlarındaki "Amplepius" köyünün yoksul terzisi Barthelemy Thimmonier tarafından 1829 yılında gerçekleştirildi. İki yıl sonra, Thimmonier, Paris'te askeri üniformalar diken bir fabrikadan 80 makinelik sipariş aldı. Daha sonra da, bu fabrikaya "müdür" olarak atandı. Thimmonier'in yaptığı makineler o denli başarılıydı ki, mesleklerinin tehlikeye düştüğünü sezen terziler, onları ortadan kaldırmaya karar verdiler. Sadece bir tek makine kurtarılabildi. Thimmonier bu makineyi alarak köyüne döndü. Dönüş yolculuğunu yürüyerek yapmış, bu arada sırtında taşıdığı aygıtın ne olduğunu anlamak isteyen meraklılara hünerini göstererek, küçük bir gelir sağlamıştı. Sonraki birkaç yıl içinde, Thimmonier, el yapısı ahşap dikiş makinelerini 2 sterlin karşılığında satarak geçimini sürdürdü. 1845 yılında Thimmonier, bir kez daha pençelerini uzattı. M.Magnin adında bir varlıklı, Thimmonier'e geliştirdiği son modeli "seri olarak"
üretmeyi önerdi. Aynca M.Magnin'in bu iş için yeterli bir imalathanesi vardı. Tümüyle metal olarak bu imalathanede üretilen dikiş makineleri, dakikada 200 ilmek atabilecek yetenekteydi. Rahatça pazarlanabilen bu makineler, Fransız terzilerinin tutuculuğunu yenmeyi de başardı. Ancak bu başarı da uzun ömürlü olmadı. 1845 yılında başlayan başarı dolu günler, 1848 yılında Fransız Devrimi'ne kadar sürdü. Devrim sırasında birçok makine parçalandı. Ve bu yeni işkolu ancak uzun süre sonra yeniden dirilmek üzere öldü.
EV TİPİ DİKİŞ MAKİNESİ
Thimmonier'in ürettiği makineler ancak terzilerin kullanabileceği biçimde yapılmıştı. Gerek ağırlıkları, gerekse öteki özellikleri bu makinelerin evde hanımlar tarafından kullanılmasını olanaksız kılıyordu. Ev tipi ilk dikiş makinesi, 1851 yılında Boston'da Isaac Merritt Singer tarafından yapıldı. Bu aygıt, dikiş sırasında insan emeğini asgariye indiriyordu. Birkaç yıl içinde, Avrupa ve Amerika'da hemen hemen her orta sınıf aile, bir dikiş makinesine sahip oldu. 1889 yılında Singer Manifacturing Co. "ilk elektrikli dikiş makinesi"ni, New Jersey eyaletinin Elizabethport tesislerinde üretti.
İLK PLAK
"Fonograf" adı verilen ilk ses kayıt aygıtı, Thomas Alva Edison tarafından 1877 yılında geliştirildi. Aygıt üzerindeki son teknik çalışmaları, Edison'un teknisyeni John Kruesi, 6 Aralık günü New Jersey'deki West Orange'm atölyesinde tamamladı. Aynı gün, "Mary"nün küçük bir kuzusu vardı" adlı şarki plağa
alındı. Bilimin son mucizesine ilişkin olarak Scientific American dergisinin 22 Aralık 1877 günlü sayısında şu satırlar çıktı: "Geçenlerde Bay Thomas Â. Edison, büromuza geldi. Masamızın üstüne küçük bir aygıt koydu. Bir kolu çevirdi ve aygıttan çıkan bir ses, bize sağlığımızın ne alemde olduğunu sordu. Daha sonra da bu aygıtın adının fonograf olduğunu söyledi ve 'umarım beğenmişsinizdir' dedi. Aynı ses, en sonunda bize iyi geceler diledi. Bu sözleri yalnızca biz değil, masamızın etrafına toplanan bir düzineyi aşkın insan da duydu."
Edison'un konuşan makinesinin seri üretimine 24 Nisan 1878 günü, New York'ta başlandı. İlk birkaç aygıtı alan gezginci tanıtımcılar, yanlarındaki plakları ücret karşılığında gittikleri yerlerde dinlettiler ve kazançlarının bir bölümünü, komisyon olarak Edison'un şirketine ödediler. Bu komisyon, fonograflarla birlikte verilen plakların kirası olarak alınıyordu. Bu gösterilerde, ayrıca ses kaydı da yapılıyordu. New York'ta yapılan gösterilerden birinde, "Yankee Doodle" adlı parça, Jules Levy tarafından kornetle çalındı ve bu ilk enstrümanlı müzik kaydı oldu. Evde kullanılabilecek pikapların ilki de, Edison şirketi tarafından 1878 yılında 10 dolardan piyasaya çıktı. Aygıtın yarattığı ilk heyecandan sonra, kayıtların kötülüğü, plakların dayanıksızlığı ve pikabı çalıştırmanın güçlüğü daha belirginleşti ve plağa olan ilgi azaldı. Edison da kendisini ampulüne ilişkin çalışmalara vermişti. Bell ve Tainter tarafından ilk geliştirilmiş gramofon üretilinceye kadar da ses kayıt tekniğiyle ilgilenmedi. İngiltere'de satış amacıyla doldurulan plaklardan günümüze kadar kalabilenleri, London Phonograph Co. tarafından 1892 yılında yapılan kayıtlardır. Harry Bluff'un seslendirdiği komik şarkılar ve baladlardan oluşan bu plaklarda, sanatçıya piyanist Edward Hesse eşlik ediyordu. Komedi dünyasının krallarından Albert Chevalier, özyaşam öyküsünde, 1892 yılında ziyaret ettiği bir panayırda,bir pikaptan kendi sesinin yükseldiğini duyunca hayretler içinde kaldığını belirtir. Zira, o güne dek hiç plak doldurmamıştır. Kuşkusuz, o plağı dolduran, öteki birçok yeteneğinin yanı sıra döneminin ünlü sanatçılarını da çok başarılı bir biçimde taklit edebilen Harry Blufftür.
İLK OTOMATİK PİKAP
"HMV" marka ilk otomatik pikap, 1928 yılının Nisan ayında 125 sterlinden satışa çıkarıldı. Bu pikap, en fazla 20 plağı peşpeşe çalabiliyordu. Her plaktan sonra kol, otomatik olarak çalınan plağı kaldırıyor, yerine bir sonrakini getiriyordu.
İLK RADYO PİKAP
Aynı aygıtta hem radyo hem de pikabın bulunduğu HMV Model 520" marka radyogramofon 1929 yılında İngiltere'de satışa çıkarıldı. Bu aygıtların masa tipi olanları "HMV 501" modeli adı altında 1931 yılında piyasaya sunuldu.
İLK UZAY UÇUŞU
1951 yılının sonlarında "Albert 1, Albert 2, Albert 3 ve Albert 4" kod adlı maymunlar, bir "V2" roketiyle New Mexico eyaletinin White Sands yöresinden uzaya fırlatıldılar. Roket, stratosferin içinde 85 mil yüksekliğe kadar çıktı. "Operatiotı Albert" adıyla düzenlenen bu uçuş, hayvan severlerin gösterebilecekleri şiddetli tepki nedeniyle gizli tutuldu. Maymunların dördü de uçuştan sonra sağ salim dünyaya döndü. Dünyanın çevresinde yörüngeye giren ilk hayvan, "Laika" adlı köpektir. Laika, Sovyetler tarafından 3 Kasım 1957 günü "Sputnik II" adlı araçla birlikte uzaya fırlatıldı.
İNSANLI İLK UZA Y UÇUŞU
Alexis Ledovski adlı astronot tarafından 1957 yılında gerçekleştirildi. ABD Temsilciler Meclisi Uzay Komitesi ve ABD Hava Kuvvetleri Hava Araştırmaları ve Geliştirmeleri Komutanlığı'nın raporlarına göre, "Ledovski", Stalingrad'ın 60 mil güneydoğusundaki bir üsten uzaya fırlatıldı. Kendisiyle son bağlantı yapıldığında yerden 200 mil yüksekliğindeydi. Ledovski'nin bindiği füzenin ya dünyanın yerçekiminden kurtulup uzayın boşluğunda kaybolduğu, yahut da atmosfere yeniden girerken yanarak kül olduğu sanılıyor. 1961 yılına kadar SSCB tarafından gerçekleştirilen ve başarısızlıkla sonuçlanan üç uzay uçuşunda, üç astronot daha yaşamını yitirdi. Bunlar, Serentsy Schiborin (1958), Andrei Mitkov (1959) ve Ivan Kachur'dur (1960). Uzayda, uçuş sırasında ölen ilk astronot da yine SSCB'den Binbaşı Vildmir Mikhailoviç Komarov'dur. Komarov, 24 Nisan 1967 günü "Soyuz I" adlı aracın içinde can verdi. Uzaya gidip dönmeyi başaran ilk insan ise, Sovyetler Birliği'nden Binbaşı Yuri Aleksiyeviç Gagarin'dir. O dönemde yalnızca 27 yaşında olan Binbaşı Gagarin, Sibirya' daki Baykonur Uzay Üssü'nden 12 Nisan 1961 günü Moskova saatiyle 09.07'de "Vostok I" adlı araçla birlikte uzaya fırlatıldı. 108 dakika sonra, Saratov bölgesindeki Smelovka köyü yakınlarında dünyaya geri döndü. 6 bin 170 kilo ağırlığındaki taşıyıcı roket, yörüngede saniyede 7.8 kilometrelik bir hıza ulaşınca, 2.4 ton ağırlığındaki kapsülünü bıraktı. Gagarin, bu kapsülün içinde dünya çevresinde bir tur attı. Bu tur sırasında dünyadan en fazla 203 mil uzaklaştı. Yörüngede yaptığı en yüksek hız da saatte 28 bin kilometre oldu. Uzaya gidip dönebilen ilk astronot olan Binbaşı Gagarin, 27 Mart 1968 günü Moskova yakınlarında meydana gelen bir uçak kazasında hayatını kaybetti.
İLK KADIN ASTRONOT
Valentina Nikolayeva Tereskova adlı Rus kadın astronot, 19 Haziran 1963 günü "Vostok VI" adlı aracın içinde 71 saat uçarak dünyanın çevresinde 48 tur attı.
UZAYDA İLK YÜRÜYÜŞ
Aleksey Arkipoviç Leonov adlı Rus astronot, 18 Mart 1965 günü Greenwich saat ayarı ile 08.30'da uzayda "Voskhod II" adlı araçtan çıkarak 12 dakika 9 saniye müddetle "yürüdü". Astronot Leonov, bu yürüyüş sırasında yaklaşık 5 metre uzunluğunda bir naylon iple araca bağlı kalmıştı. Yaptığı uzay yürüyüşü sırasında saatte 17 bin 500 millik bir hızla 3 bin mil yol aldı.
AYA İNEN İLK UZAY ARACI
"Luna II" adlı Sovyet uzay aracı, 12 Eylül 1959 günü uzaya fırlatıldıktan iki gün sonra ayda, "Arşimet" ve "Autolycus" kraterlerinin arasına "düştü".
AYA İLK YUMUŞAK İNİŞ
"Luna IX" adlı Sovyet uzay aracı, 3 Şubat 1966 günü, aya ilk yumuşak inişi yaptı. Ay yüzeyinden çektiği resimleri dünyaya iletti. Bu deneme ile, ay yüzeyinin bir aracın üzerine inmesi için yeterince sert olduğu da anlaşılmış oldu.
İLK GÖZLÜK
Bu konudaki en eski kayıt, 1289 yılında Sandro di Popozo'nun kaleme aldığı "Trake de Conduite de la Famille" adlı kitapta bulundu. Popozo, şunları yazmıştı: "Yaşlılık benden o kadar çok şey götürdü ki, gözlük adı verilen camlar olmadan ne okuyabiliyor, ne de yazabiliyorum. Bu harika aygıt, görme yeteneğini büyük ölçüde yitiren zavallı ihtiyarlar için daha yeni bulunmuş." 1967 yılında Londra'da "Tarih Boyunca Gözlük" adlı bir kitap yazan Richard Corson, gözlüğün 1287 yılında İtalyanlar tarafından bulunduğunu belirtir. Gözlüğü ilk bulan kişi olarak çeşitli isimler öne sürülmekteyse de, bunların hiçbirisinin doğruluğu henüz kanıtlanamadı.
HEYKELİ DİKİLEN İLK KADIN
Soylular dışında heykeli dikilen ilk kadın Dorothy Pattison adlı hemşiredir. Kısaca "Hemşire Dora" olarak ünlenen Bayan Pattison, 1865 yılında Staffordshire kentindeki Wallsal kasabasında bulunan "Cottage Hospital" adlı hastanede hizmete başladı. Özellikle yoksul hastalarla çok yakından ilgileniyor, onlar için gecesini gündüzüne katıyordu. Kısa süre içinde Wallsal halkının sevgilisi haline geldi. F. J. Williamson tarafından yapılan yontusu, 11 Ekim 1886 günü Wallsal kasabasının meydanına dikildi. Dora Hemşire, 1878 yılında kanserden ölünceye kadar çalışmalarını sürdürdü.
İLK DENİZALTI
Hollandalı fizik bilgini Conelius Drebbel tarafından 1624 yılında Londra'da yapıldı. İskeleti tahtadan olan teknenin dışı, yağlı deri ile kaplanmıştı. Bordada açılan deliklerden sarkıtılan 12 çift kürekle yol alabiliyordu. Bu deliklerden içeri su sızmaması için küreklerin giriş yerleri sıkıca kapatılmıştı ama, kürek esnek deri kaplama nedeniyle rahatça hareket edebiliyordu. Drebbel ve mürettebatı İngiltere Kralı I. James'in önünde yapılan bir gösteri sırasında Thames Nehri'nin suları altında 2 saat kaldılar. Drebbel'in denizaltısının en önemli özelliklerinden biri,solunum sorununu çözmesiydi. Robert Boyle'un anlattığına göre, teknenin içinde bulunan özel bir sıvı, kirlenen havayı temizliyordu. Böylece Drebbel'in özel bir yöntemle oksijen üretmeyi başardığı da anlaşılıyor. İngiltere Donanması, bu yeni aracın orduda kullanılmasına izin vermedi. Savunma silahı olarak savaşta kullanılan ilk denizaltı ise, "American Turtle" adlı araçtır. Çizimleri, Connecticut eyaleti Saybrook kentinden David Bushnell tarafından gerçekleştirilen bu denizaltı, Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında İngiliz Donanması'na karşı kullanıldı. İçine ancak bir tek kişi binebilen American Turtle, Çavuş Ezra Lee'nin kumandasında, 7 Eylül 1776 günü, New York limanında demirli olan Amiral Howe'un sancak gemisi "HMS Eagle"a bir saldırı düzenledi. Ancak Çavuş Lee'nin HMS Eagle'ın gövdesine yapıştırdığı mayın patlamadan az önce sular tarafından sürüklendi ve böylece harekât başarıya ulaşamadı. Bir denizaltı tarafından gerçekleştirilen ilk etkin saldırı ise, 17 Şubat 1864 günü meydana geldi. H.L.Hunley adlı denizaltı, federasyoncu subayların denetiminde Charleston limanına süzüldü ve federal kuvvetlere ait Housatonic adlı korveti bir torpidoyla vurdu. Patlama o denli şiddetli oldu ki, saldıran ve saldırılan gemiler birlikte havaya uçtular. Bu arada denizaltının sekiz kişilik mürettebatı ile komutanı Teğmen George Dixon da öldü.
İLK SÜPERMARKET
Self-servis yani "kendi kendine alışveriş" yöntemiyle çalışan ilk iki süpermarket, 1912 yılında ABD'nin California eyaletinde açıldı. Bunlardan Alpha Beta Food Market, Pomona kentinde, Ward's Grocetaria de, Ocean Park'ta hizmete girdi. Aynı dönemde, Bay Cities Mercantile Co. adlı şirket, California'da "Humpty Dumpty Stores" adlı mağazalar zincirini kurdu. 1916'da Tennessee'de, Memphis kentinde "Clarence Saunders Piggly Wiggly" adlı bir süpermarket açtı. Saunders' in süpermarketine, turnikeden geçilerek giriliyor, alışveriş yapıldıktan sonra alınan malların ücreti de kasaya ödeniyordu. İlk kez Saunders tarafından uygulanan bu sistem öylesine tuttu ki, yedi yıl içinde ABD'nin dört köşesinde tam 2 bin 800 "Piggly Wiggly" şubesi açıldı. "Süpermarket" tanımına gerçekten uygun olarak çok geniş bir alanda satış yapan ve çok çeşitli mal bulunduran ilk süpermarket ise, Michael Cullen tarafından Long Island'da hizmete açıldı. Cullen, "King Kullen" adını verdiği mağazasında, ilk kez bir yeniliği denedi. Yaklaşık 300 kalem malı, hiç kâr etmeden "maliyet" fiyatına sattı. Bu yöntem, özellikle ev hanımlarının o denli büyük ilgisini çekti ki, sattığı öteki çeşitlerden sağladığı kazanç, Cullen için tatmin ediciydi. Bu dönemde, bu tür mağazalara süpermarket deniliyordu ama, adına süpermarket sözcüğünü koyan ilk şirket, "Albers Süper Markets Inc."- adlı kuruluş oldu. Bu kuruluş, ilk mağazasını 1933 yılının Kasım ayında açtı.
İLK ASMA KÖPRÜ
"İndüs Nehri" üzerinde kuruldu. Çinli keşiş "Fa Hsien", M.S. 399 yılında bu köprüden söz ederken, "Çok, çok eski" sözcüklerini kullandı. Batı dünyasının ilk asma köprüsü ise, İngiltere'de, Middleton yakınlarında kurulan "Wyncb Köprüsü"dür. 23 metre uzunluğunda ve 60 santim genişliğinde olan bu köprü, yöredeki maden işçilerinin geçebilmesi için 1742 yılında yapıldı. Daha sonra 1796'yılına kadar asma köprü yapım tekniğinde bir gelişme görülmedi. O yıl, James Finlay, üzerinden yol geçen ilk asma köprüyü Jacob's Vadisi üzerinde yaptı ve Unionstown ile Greensburg arasını hayli kısalttı.
İLK TAKSİ
1896 yılının baharında, Almanya'nın Stuttgart kentinde, "Droschkenbesitzer" namıyla ün salan Dütz, tanesi 8 bin marktan iki adet Benz- Kraftdroschkes alarak, ilk taksi servisini kurdu. Uzun bir süre, Stuttgart, dünyanın taksi çalıştıran iki kentinden biri oldu. Öteki kont Paris'te ise, yalnızca bir tek taksi vardı. 1897 yılının Mayıs ayında, Friedrich Greiner de bir taksi servisi kurunca, Stuttgart, dünyanın birden fazla taksi servisi olan ilk ve tek kenti oldu. O günlerde "Der Motowagen" dergisinde yayınlanan bir habere göre, Greiner'in taksileri, günde ortalama olarak 70 kilometre yol yapıyordu. Aslında, modern taksi işletmeciliğinin babası olarak Greiner'i kabul etmek, hiç de yanlış olmaz. Çünkü, dünyada ilk kez Greiner, araçlarına taksimetre taktı. 1896 yılında, "Societe Anglo-Française" tarafından bir tek arabayla Paris'te başlatılan taksi servisi ise, fazla uzun ömürlü olmadı ve ancak birkaç ay çalışabildi. İngiltere'nin ilk taksi servisi ise 19 Ağustos 1897 günü hizmete başladı. London Electric Cab.Co.adh şirket,12 akümülatörle çalışan 3.5 beygir gücündeki Bersey marka elektrikli arabaları Londra'da, kent merkezi ile West End semti arasında çalıştırıyordu. Saatte ortalama 9 mil hız yapabilen bu taksiler, her şarjdan sonra 30 mil gidebiliyorlardı. O yılın sonunda şirketteki taksilerin sayısı 25'i buldu. Bir yıl sonra ise bu sayı 50'ye çıktı. Araçlar, kolaylıkla tanınabilmeleri açısından "san ve siyah" renklere boyanmıştı. Ne var ki, ikinci yılın sonunda zarar etmeye başlayan şirket, taksileri servisten kaldırdı. Çünkü halk, artık bu ulaşım araçlarına ilgi göstermemeye başlamıştı. Bu ilgi eksilmesinin kökeninde, taksilerden birinin bir çocuğu ezmesi, şoförlerden birinin sarhoş yakalanması gibi nedenler yatıyordu. Sonunda şirket, sayıları 77'yi bulan taksilerini elden çıkardı.
ÇAYIN İLK ORTAYA ÇIKIŞI
Avrupalılar, çayı 1609 yılında, Dutch India Co. adlı şirketin Çin'den "çay" getirtmesiyle tanıdılar. 1615 yılında Doğu Hindistan'da çalışan Wickham adında bir İngiliz, evine yazdığı 27 Haziran tarihli mektupta, gönderdiği çayları alıp almadıklarını soruyordu. Yaklaşık yarım yüzyıl sonra, İngiltere'nin Change Hill yöresinden Thomas Garraway (ya da Garway) adlı biri, çay konusunda şunları yazıyordu: "İngiltere'de çay, önceleri dört, bazen de beş kiloluk paketlerde yaprak halinde satılırdı. Gerek çok az bulunabilir olması, gerekse fiyatının aşırı yüksekliği nedeniyle 1651 yılına gelinceye kadar, ancak çok zenginler ve soylular tarafından tedavi ya da keyif amacıyla kullanıldı. Hatta bu dönemde çay, prens ve prenseslere verilecek en değerli armağanlardan biri olabilecek kadar kıymetliydi. 1651 yılında ben Doğu'ya gidip gelen gezgin ve tacirlerden biraz çay aldım ve nasıl yapıldığını da onlardan öğrendim. Sonra, elimdeki çayı yarım kilosu 50 şilinden sattım." 1839 yılına gelinceye kadar, İngiltere'ye gelen tüm çaylar, Çin kökenliydi. O yılın 10Ocak günü, Hindistan'dan gelen sekiz kasa Hint çayı, Mincing Lane'deki çay müzayede salonunda açık artırmaya çıkarıldı. Yarım kilosu 16 şilinden başlayan açık artırma sonucunda, çayların hepsini Yüzbaşı Pidding adında biri, yarım kilosunu 34 şilinden satın aldı.
İLK PAKET ÇAY
1826 yılında Wight Adası'nda, John Horniman tarafından satıldı. 125 ve 250 gramlık paketlerin üzerinde, içlerinde yalnızca saf ve iyi kaliteli çay bulunduğunu gösteren garanti belgeleri vardı.
İLK POŞET ÇAY
1920 yılında San Francisco'da Joseph Krieger tarafından üretildi. Önceleri, poşet çaylar yalnızca seyahate çıkan gezginler tarafından kullanılıyordu. Ama, 1935 yılında yapılan bir araştırma, ABD'de üretilen poşet çayların büyük bölümünün ev kadınları tarafından kullanıldığını gösterdi.
SÜREKLİ KONUŞULABİLEN İLK TELEFON
Patenti, Alexander Graham Bell tarafından 9Mart 1876 günü alındı. İlk konuşma da 10 Mart 1876 günü, Massachussetts eyaletinin Boston kentinde, Exeter Place semtinde bulunan 5 numaralı binada yapıldı. Bell, yardımcısı Thomas Watson'u aradı ve ona, "Buraya gel Watson, sana ihtiyacım var" dedi. Bell'in telefonu, 25 Haziran 1876 günü, Philadelphia'da sergilendi. Ancak, kamuoyundan fazla ilgi görmedi. Sergiyi gezen Brezilya İmparatoru, Bell'in ilk müşterisi oldu ve imparator sarayına bir telefon bağlattı. Deneme için ahizeyi aldığında, "Aman Tanrım... Bundan ses geliyor" dedi ve bu sözcükler, bir imparatorun telefonda söylediği ilk sözler olarak tarihe geçti. İlk özel telefon da 4 Nisan 1877 günü, Boston'da Court Caddesi 109 numarada Charles Williams Jr. adlı elektrik mühendisinin bürosuna kondu. Aynı ay içinde, Williams, Bell'in telefonlarının üretimini üstlendi.
İLK TELEFON SANTRALI
28 Ocak 1878 günü, Connecticut'ta, New Haven kentinde hizmete açıldı. Santralın operatörlüğünü, George Willard Coy yapıyordu. Aboneleri birbirine bağlayan Coy, telefonu açan kişilere, önce "Ahoy... Ahoy" diyordu. Daha sonra bu sözcüğün yerini "alo" aldı ve zamanla tüm dünyaya yayıldı. İlk kadın santral memuresi ise Bayan Emma Nutt'tur. Bayan Nutt, 1 Eylül 1878 günü, Boston'da Edwin Holmes tarafından faaliyete geçirilen telefon işletmesinin santralında görevine başladı. 1880'li yıllara gelindiğinde, tüm santral görevlileri, kadınlardan seçildi.
İLK OTOMATİK TELEFON SANTRALI
Patenti, 12 Mart 1889 günü Kansas kentinde cenaze levazımatçılığı yapan Almon B. Strowger tarafından alındı. Strowger, otomatik santral yapmayı, mesleğini kurtarabilmek amacıyla kafasına koymuştu. Çünkü, en önemli rakibinin eşi, Kansas kentinin telefon santralında çalışıyordu ve trowger'i arayan müşterileri kocasına bağlıyordu. Bu durumu engelleyebilmek için başka çare bulamayan Storwger,çalışmalarını hızlandırdı ve sonunda otomatik telefon santralı yapmayı başardı. Strowger tarafından üretilen otomatik telefon santrallarından ilk, 3 Kasım 1892 günü La Porte Postanesinde hizmete girdi. Çok kısa bir zaman içinde,. ABD'nin her köşesinde yaygınlaşan bu yeni buluşa halk, "kızsız telefon" adını taktı. Bu santrala bağlanan telefonların üzerinde, numara yerine üç ayrı tuş vardı. Bu tuşlardan birincisi, birler basamağını, ikincisi onlar basamağını, üçüncüsü ise yüzler basamağını temsil ediyordu. Örneğin, 389 numaralı telefonu arayabilmek için, yüzler basamağına ait tuşa üç kez, onlar basamağına ait tuşa sekiz kez, birler basamağına ait tuşa da dokuz kez basmak gerekiyordu. Hangi tuşa kaç kez bastığını unutan bazı dalgın kişilerin karşısına sık sık, aradıkları yerlerle ilgisi olmayan kişi ya da kuruluşlar çıkabiliyordu. Üzerinde "numara kadranı" olan ve bu numaraların çevrilmesiyle aranan telefon, ilk kez 1896 yılında Milwaukee eyaletinde, City Hall kentinde, P.A.X. adlı özel telefon şirketi tarafından hizmete sokuldu.
İLK TELGRAF
Halka açık ilk telgraf servisi, İngiltere'de Great Western Railway telgraf hattının tamamlanmasıyla, 1843 yılının Mayıs ayında hizmete girdi. Bu hattan yalnızca Paddington ile Slough arasında yararlanılabiliyordu. Great Western demiryolu şirketinin 10 Ocak 1843 günü yapılan Yönetim Kurulu toplantısında, telgraf sisteminin patentini elinde bulunduran William Cooke ile bir anlaşma yapılması kararlaştırıldı. Bu anlaşma uyarınca Cooke, şirketin demiryolu hattında bir telgraf şebekesi kuracak, bunun karşılığında, kendisine ya datayin edeceği herhangi bir kimseye, telgraf hattını halkın kullanımına açarak para kazanma hakkı verilecekti. Kullanım hakkı, yıllık 170 sterlin kira ile Thomas Home tarafından kiralandı ve 16 Mayıs 1843 günü, ücret karşılığı ilk telgraflar, Cooke'un iki iğneli elektromanyetik vericisiyle 20 mil uzunluğundaki bir kablo aracılığıyla, Paddington'dan Slough'a çekildi. Telgraf ücreti, sözcük sayısına bakılmaksızın 1 sterlindi. Bu yeni haberleşme aracı öylesine tutuldu ki, Slough'da hiç tanıdığı olmayan işadamları bile, oradaki operatöre telgrafla, neyi, kime, nasıl satacaklarını soruyorlardı.
İLK TELEFON
Elektriksel vuruşlarla sesi iletebilen ilk telefon, 1849 yılında, Küba'da Antonio Meucci tarafından kuruldu. Meucci, Havana yakınlarındaki Florence'deki evinde, üçüncü katla giriş katı arasında bir telefon yaptı. Böylece, sakat olan ve üçüncü kattaki odasından çıkamayan karısıyla kolayca konuşabiliyordu. Aslında yoksul bir insan olan Meucci, gerekli parası olmadığı için "patent başvurusu" yapamadı. Ancak, bu telefonun kullanıldığı, kesinlikle biliniyor
İLK TELEFON KULÜBESİ
İsteyen herkesin yararlanabilmesi için ilk telefon kulübesi, 1 Haziran 1880 günü Connecticut eyaletinin New Haven kentinde açıldı. Connecticut Telephone Co. adlı telefon şirketi, merkez binasına koyduğu bu kulübeyi, ücretini ödeyen herkesin kullanabileceğini duyurdu. Jetonla çalışan ilk telefon kulübesi, 1889 yılında yine Connecticut eyaletinde hizmete girdi. Hartfort kentinde bulunan bankanın önüne takılan jetonlu telefonun mucidi, William Gray'di. Gray, daha sonra yaptığı jetonlu telefonları, isteyen dükkân sahiplerine kiralayarak önemli bir gelir kaynağı sağladı. Bu telefon kulübelerinin hepsi de bir binanın içinde açılmıştı. Binaların dışında, cadde ve parklarda kurulan telefon kulübelerinin ilki Londra'da, 1903 yılının Mayıs ayında açıldı. Altıgen şeklindeki bu kulübenin çevresi, Great Central Demiryolu şirketinin tanıtım afişleriyle donatılmıştı. Birkaç yıl sonra telefon kulübelerinin sayısı arttı. Bu kulübelerin bir özelliği, jetonların telefona-değil, kulübenin kapısına atılmasıydı. Jeton atılınca kulübenin kapısı açılıyor ve içine girilerek telefon edilebiliyordu. Önceleri tahtadan yapılan bu kulübeler, cüzdanını kulübeye düşüren bir müşterinin kapıyı kırması üzerine demire çevrildi.
İLK ULUSLARARASI TV YAYINI
9 Şubat 1928 günü, John Logie Baird tarafından gerçekleştirildi. Bay Baird, kendi resminden oluşan görüntüyü, yer hattıyla Londra' dan Surrey'deki G2KZ verici istasyonuna gönderdi. Görüntü, oradan Atlantik'i aştı ve New York'ta, Baird'in asistanı Ben Clapp'ın kurduğu alıcıya ulaştı ve ertesi gün yayınlanan "New York Herald Tribune" gazetesi, Amerika'da bin mühendis ve bilim adamı tarafından
sürdürülen çalışmaları, Baird, bir avuç adamıyla başarılı bir sonuca ulaştırdığı için, kendisinden övgüyle söz etti. Uluslararası ilk TV programı ise, 8 Kasım 1932 günü yayınlandı. Danimarkalı film yıldızı Carl Brisson'un bir şovu, Londra'dan yayınlandı. Bu şov, Kopenhag'daki Arena Tiyatrosu'na konan dev ekranlı bir alıcı sayesinde, Brisson'un hemşehrileri tarafından izlenebildi.
EUROVİSİON (Avrupa Ülkeleri Yayın Birliği)'UN KURULUŞU
(İlk Eurovision yayını)
6 Haziran 1954 günü Fransa, Belçika, Hollanda, Almanya, Danimarka, İtalya, İsviçre ve İngiltere'de yayın yapan TV kuruluşları, birbirlerine bağlanarak ortak yayına geçtiler. Sözlük anlamı Avrupa Ülkeleri Yayın Birliği olan Eurovision, böylece kurulmuş oldu. İlk ortak yayında, İsviçre'nin Montreux kentinde düzenlenen Çiçek Festivali sunuldu. Aynı günün akşamı, Papa Vatikan'dan, İtalyanca, Fransızca, Almanca, İngilizce ve Hollandaca bir konuşma yaptı.
ATLANTİK AŞIRI İLK PROGRAM
18 Haziran 1959 günü, BBC tarafından gerçekleştirildi. Londra'dan yapılan yayınla, Kraliçe II. Elizabeth ile Prens Philip'in St. Lawrence Suyolu'nun açılışı için yola çıkışları, Kanada'nın Montreal kentindeki TV izleycilerine aktarıldı. Atlantik'in öte yakasına aşan program, Kanada'nın CBC şirketiyle, ABD'nin NBC şirketlerinin işbirliği sonucu, ABD'ye aktarıldı. Kraliçe'nin açılış törenindeki görüntüleri ise, 26 Haziran günü Londra'ya iletildi.
UYDU İLE İLK TV YAYINI
11 Temmuz 1962 günü, American Telephone and Telegraph Co. adlı şirketin başkanı Frederick Kappel'in görüntüleri, "Telstar" adlı bir uydunun aracılığıyla Amerika'dan İngiltere'ye ulaştırıldı. Uydu aracılığıyla yapılan ilk TV programı yayını ise, 2 Mayıs 1965 günü, 9 ülkede 300 milyon TV izleyicisini bir araya getirdi. "Early Bird" adlı uydu aracılığıyla yayınlanan "Out of This World" adlı programda, ABD'nin Houston kentinde yapılan bir kalp ameliyatı, Dr. Martin Luther King'in Philadelphia'dan yaptığı bir konuşma, Papa'-nın "Vatikan Söylevi", Barcelona'dan bir "boğa güreşi", "Santa Cruz Festivali" ile Quebec, Stockholm ve Washington kentlerinden çeşitli görüntüler yer aldı. İngilizler de bu yayına, HMS Victory gemisinde dans edip şarkı söyleyen SSCB denizcilerinin görüntülerini ve Kanada Polisi tarafından aranan Georges Lemay'ın bir resmini vererek katıldı. Programın yayınlanmasından kısa bir süre sonra, Lemay Florida'da ele geçirildi. Uydu ile ilk renkli yayın da Early Bird aracılığıyla gerçekleştirildi NBC şirketi tarafından 17 Mayıs 1965 günü yapılan yayında, Amerikalı izleyicilere yarım saat boyunca "Eski İngiltere'ye Yeni Bir Bakış Açısı" izletildi.
TV'DE İLK SÖYLEŞİ
29 Nisan 1930 günü, İngiltere'nin Southampton kentinde düzenlenen "İdeal Ev Sergisi"nde gerçekleştirildi ve dönemin sevilen sanatçılarından Bayan Peggy O'Neil, Southern Daily Echo gazetesinin "Patoc" adlı köşe yazan ile bir görüşme yaptı. Bayan O'Neil'in bulunduğu Royal Victoria Rooms'a. Baird Co. şirketi tarafından geçici bir TV vericisi kurulmuştu. Sorular, sergi alanından telefon aracılığıyla kendisine iletiliyor, o da yanıtlarını veriyordu.
İLK TV RUHSATLARI
İngiltere'de 1 Haziran 1946 gününden itibaren zorunlu kılındı. Radyo ruhsatı ile birleştirilerek, karşılığında 2 sterlin ücret alındı. O tarihte, halkın elindeki TV alıcılarının sayısı, 7 bin 500 olarak saptandı. 1951 yılında ruhsatlı TV sayısı 1 milyonu aştı. O yıl, Posta İdaresi, özel ekipler kurarak Londra'yı tarattı ve ruhsatsız TV kullananları belirleyebilmek için olağanüstü çaba gösterdi.
İLK NAKLEN YAYIN ARACI
Alman Reichs Rundfurk kuruluşu tarafından 1934 yılında hizmete sokuldu. Anında yayın yapabilen bir sistemle donatılan bu araç, 3.5 tonluk bir Mercedes Benz Fernseh Aufnahmewagen idi. İlk görevini 22 Mart 1935 günü, Berlin Stüdyosu'nun açılışı sırasında yerine getirdi. Daha sonra, gün boyu caddelerde dolaştırıldı ve topladığı görüntüler, her akşam "Spiegel des Tages-Günün Aynası" adlı haber programda gösterildi.
STÜDYO DIŞINDAN İLK TV YAYINI
8 Mayıs 1931 günü, İngiltere'de Baird Co. Tarafından gerçekleştirildi. Bu yayında, stüdyo dışına konan bir kamera aracılığıyla, Londra'nın Long Acre yöresinden bazı görüntüler, sabah programında yayına sokuldu. Bu küçük deneme bir yana bırakılırsa, stüdyo dışından ilk önemli yayın, l-14 Ağustos 1936 tarihleri arasında yapılan Berlin Olimpiyatları'nda gerçekleştirildi. Reich Rundfunkgesellschaft, iki naklen yayın arabası ve üç kamera aracılığıyla, olimpiyatların en önemli anlarını, sabah ve öğleden sonraki programlarında canlı olarak yayınladı. Berlin' in çeşitli yerlerinde açılan 28 TV salonunda yaklaşık 150 bin kişi, her gün bu karşılaşmaları izledi.
İLK TV HABERİ
22 Ağustos 1928 günü, WGY Schenectady stüdyolarından yayınlandı. Bu ilk haberde, Albany kentinden Alfred E. Smith'in, ABD başkanlık seçimlerine aday olacağı duyuruldu. BBC, ilk TV haberini 31 Ağustos 1936 günü verdi. Amerika seferini tamamlayan "Queen Mary" gemisi, Southampton Limanı'na girerken görüntülendi ve dört saat sonra Alexandra Palace'dan yayına kondu. Aynı yılın 13 Eylül günü de, Almanların Reich Rundfunkgesellschaft Televizyonu, Nuremberg Rallisi'ni filme aldı ve uçakla Berlin'e götürerek, aynı akşam yayına koydu.
Düzenli ilk TV haberleri ise, 1 Temmuz 1941 günü, New York'ta WCBS ve WNBT televizyonları tarafından başlatıldı. Her gün 15 dakika haberlere ayrılıyordu. WCBS Televizyonu, haber okuyucusunun adını açıklamamıştı. WNBT Televizyonu'nun haberlerini ise Lowell Thomas okuyordu.
İLK TV ALICISI
Satılmak üzere üretilen ilk TV alıcılarına ilişkin ilan, New York'ta yayınlanan "Television" dergisinin Temmuz 1928 sayısında yer aldı. Bu ilana göre, New Jersey'de Daver Corp. tarafından üretilen TV alıcıları, 75 dolardan satılıyordu. O günlerde, henüz New York kentinde, TV istasyonu yoktu ama, yakınlarındaki Schenectady kasabasında deneme yayınları başlamıştı. 1931'de "Observer" gazetesinin New York muhabiri kent içinde 9 bin TV alıcısı bulunduğunu, bütün Birleşik Amerika'da ise alıcı sayısının 30 bine ulaştığını duyurdu. 6 değişik marka TV, 80 ile 160 dolar arasında değişen fiyatlarla satılıyordu. Ertesi yıl, Virgina eyaletinin Norfolk kentinden W.C. Nawls and Co. firması, süper lüks TV alıcısını yaptı. Cilalanmış meşe ağacından, gövdesi ve büyük ekranı ile görenleri büyüleyen bu TV alıcısı, tanesi 295 dolardan piyasaya sunuldu. Bu alıcının 68 cm2 yüzölçümündeki ekranı, zamanın teknolojisine göre çok büyük bir gelişmeydi. İngiltere'de ilk satışa çıkarılan TV alıcıları da, Baird firması tarafından imal edildi. "Television" dergisinin Mayıs 1930 sayısında tam sayfa yayınlanan bir ilan, ülke çapında sekiz radyo ve TV bayiinin Baird Televisor marka alıcıları sattığını duyuruyordu. Bu TV alıcılarından ilki, bizzat John Baird tarafından, 31 Mart 1930 günü, Başbakanlık Konutu'nun oturma odasındaki mobilyalar arasına yerleştirildi. Başbakan Ramsay Mac- Donald, Baird'e yazdığı teşekkür mektubunda şöyle diyordu: "Yayınlar başladığında, gözlerimin önünde bir mucizenin gerçekleşmesine tanık oluyorum. Odama öyle bir şey yerleştirdiniz ki, ona baktığım sürece ne denli garip ve bilinmeyenlerle dolu bir dünyada yaşadığımızı unutmam olanaksız." 1936 yılında, Ağustos ayında açılan "Radiolympia" adlı sergide, ses tekniği mükemmelleştirümiş ilk TV alıcıları halka tanıtıldı. 10 ayrı yapımcı tarafından üretilen 17 ayrı model, 85 İngiliz altını ile 120 İngiliz altını arasında değişen fiyatlarla satışa çıkarıldı. Sydney Moseley'in "Television Today and Tomorrow" adlı kitabında belirttiğine göre, bu yeni TV alıcılarının ilki, Baird T5 modeliydi. Bu modelde ekran, üstteydi ve boyutları da 30x23 cm idi. 2 Kasım günü başlayan satışlar, imalatçı firmanın umduğu çapta gelişmedi ve yıl sonuna kadar yalnız 280 adet satılabildi. Çünkü, orta sınıf İngilizler, çok hoşlarına giden bu yeni aygıtı alabilmek için, fiyatların düşmesini bekliyorlardı. 1937'nin Şubat ayında firmalar, gerçekten önemli oranda indirim yaptılar. Ağustos'ta yapılan ikinci indirimden sonra, TV satışları alabildiğince hızlandı. O yıl, TV alanlar arasında,Sussex kentinden bir çiftçi de vardı. Hayatında hiç Londra'ya gitmemiş olan bu çiftçi, biriktirdiği bütün parasını bir TV alıcısına yatırmıştı. Bunun nedenlerini soranlara şu yanıtı veriyordu: "Bundan sonra da Londra'ya gitmeme gerek kalmayacak. . Ben, sıcacık şöminemin yanında otururken, televizyon sayesinde Londra, benim odama kadar gelecek!" Almanya ve ABD'de kaliteli ses veren TV alıcılarının üretimi ancak 1939 yılında başladı. Gerçi 1935 yılında yapılan Berlin Radyo Sergisi'ne, yedi Alman firması 20 değişik modelde kaliteli TV ile katılmıştı, ama Nazi yönetimi, bunların fiyatlarını yüksek buldu ve çok ucuz bir fiyatla üretim gerçekleştirilinceye kadar, satışını yasakladı. Çünkü, yönetim, TV alıcılarının zenginler için bir ayrıcalık olmasını istemiyordu. Ucuz fiyatla satılabilecek TV alıcıları, 28 Temmuz 1939 günü Berlin'de satışa çıkarıldı. Ne var ki, bir ay sonra patlayan savaş nedeniyle evdeki hesap çarşıya uymadı ve üretilen ilk 10 bin parti TV alıcısından yalnızca 50 tanesi satıldı.
İLK TV KAYDI
Fonovizyon denilen kayıt sistemi 1928 yılında Londra'da, John Logie Baird tarafından gerçekleştirildi. Bu sistemle, düşük frekanslı sinyaller, alüminyum plaklar üzerine kayıt edilebiliniyordu. Ses ve görüntü için iki ayrı plak kullanılabildiği gibi, hem ses hem de görüntüyü aynı plak üzerine kaydetmek mümkün oluyordu. Baird'in bu buluşu, bugünkü video kaset sisteminin atasıdır. Ancak, ticari açıdan başarılı olabilecek bir üretime geçilebilmesi açısından da hayli erken bir buluş olmuştur. Yine de en az bir kişinin, Cambridge'den Foster Cooper'in 1931'de Baird'in sistemiyle video izlediği biliniyor. 1935'in Haziran ayma gelindiğinde, plak şeklindeki video kasetlerinin (TV kayıtlarının) reklamları da gazetelerde yavaş yavaş boy göstermeye başladı. Londra'dan Majör Radiovision Co. adlı kuruluşun ürettiği plakların her iki yüzünde altışar dakikalık görüntü kaydı vardı ve tanesi 7 şilinden satışa çıkarılmıştı.
İLK MODERN VİDEO KAYIT AYGITI
Modern anlamda video kaydı ilk kez 9 kasım 1947 günü, BBC çalışanlarından Philip Dorte tarafından gerçekleştirildi. BBC'nin stüdyo dışı yayınlar sorumlusu olan Dorte, 12 aylık bir çaba sonucu geliştirdiği senkronize kamera aracılığıyla, doğrudan monitörden kayıt yapmayı başardı ve Anılar Günü törenlerini videoya aldı. Böylece törenleri sabah canlı yayın sırasında TV'lerinden izleyen Londralılar, aynı sahneleri akşam bir kez daha görmek olanağını buldular. Sistemin aksaksız çalıştığı anlaşılınca, Prenses Elizabeth ile Prens Philip'in düğün törenleri 20 Kasım 1947 günü Londra'da TV'den naklen yayınlanırken, bir yandan da videoya alındı ve törenlerden 32 saat sonra, 21 Kasım günü NBC Televizyonu tarafından New York'ta gösterildi. Bu, bir TV şirketi tarafından (BBC), başka bir ülkeye satılan ilk televizyon programı oldu.
İLK DİZİ FİLM
"Srap Caddesi" adıyla ABD'de çevrildi. Senaryosunu ve yapımcılığını Wilfred Pettit'in üstlendiği komedi türündeki dizide, sinema heveslisi bir genç kızın başından geçenler anlatılıyordu. Başrollerini John Barkly ve Shir Shirley Thomas'ın paylaştığı "Srap Caddesi", Los Angeles'taki Don Lee W6X-AO TV istasyonunda 15 Nisan 1938 günü başladı ve Salı ile cuma günleri yayınlanarak, 26 hafta sürdü.
İLK KAPALI TİYATRO
Paris'te, 1548 yılında Hotel de Bourbogne'- da açıldı. Confrerie de la Passion, oteli devralarak oyun sahnelemek üzere gerekli tadilatları yaptırdı. Topluluk, heyecanlı oyunlar sergilemek üzere 1402 yılında kurulmuştu. Lisansları iptal edilinceye kadar 146 yıl çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Topluluğa, ancak yeni tür oyunlar sergiledikleri takdirde çalışma larına yeniden izin verilebileceği söylendi. Bunun üzerine kendilerine kalıcı bir yer bulabilmek için aramalara başladılar ve sonunda Hotel Bourbogne'yu buldular. Gerekli tadilatların yapılmasından sonra, sahne ve karşısında seyirci sıraları düzenlendi. Yanlara localar yapıldı ve buralar en pahalı bölümler oldu. Topluluğun 1673 yılında Comedie-Française ile birleşmesine değin faaliyetini sürdürdü.
İLK TİYATRO
Kayıtlara göre, sürekli aynı işlev için kullanılmış en eski tiyatro binası, Kuzey İtalya'nın Ferrara yöresindedir. 1531 yılında hizmete girdi.
İLK TRAKTÖR
Petrolle çalışan ilk traktör, "Burger" markasıyla 1889 yılında, ABD'nin Chicago kentinde Charter Engine Co. adlı mühendislik kuruluşu tarafından üretildi. Tek silindirli Charter marka bir motorun takıldığı traktörün bir de geri vitesi vardı. Aynı zamanda, Kuzey Amerika'nın petrolle çalışan ilk aracı olan bu traktör, üretildiği yıl Güney Dakota'da, Madison yakınlarında bir buğday üretim çiftliğine satıldı. Öylesine büyük bir başarı gösterdi ki, derhal altı sipariş birden geldi. Traktör gelişiminin öncülüğünü, ABD'nin yapması ilk anda biraz çelişkili gibi görünmektedir. Çünkü ABD, uzun süre petrolle çalışan motorlara ilgi duymamış, yıllarca, bu konudaki öncülüğü Avrupalı uluslara bırakarak, onların ardından gelmeyi yeğlemiştir. Ne var ki, bu ülkenin özellikle Batı kesimlerindeki yörelerde, buhar motoruyla çalışan traktörlere ilgi çoktu. Toprağın nitelikleri, iklimin kuraklığı ve insangücü azlığı, buharlı tarımı ekonomik ve yararlı bir çözüm aracı haline getiriyordu. Petrol ise, az bulunması bir yana, hem çok pahalı, hem de taşıması zordu. Ancak içten patlamalı motorların gelişmesi ve petrolün de bolca bulunur hale gelmesi üzerine, akaryakıtla tarım devri başladı. Reklamı yapılarak satışa çıkarılan ilk traktör, Charter Engine Co. tarafından 1893 yılında "Sterling" markası adı altında üretildi ve Mr. Hockett adlı birinin sağladığı finansman yardımıyla Kansas'ın Sterling kenti çiftçilerine satıldı. Bu modelden kaç tane satıldığı kesin olarak bilinemiyor. Ancak günümüze kadar parçaları kalabilen birkaç tane var.
HAVA LASTİKLİ İLK TRAKTÖR
1930 yılının Haziran ayında, İngiltere'nin Wallingford kentinde yapılan Dünya Traktör Yarışması'na katılan 17 beygir gücündeki Fransız malı Latil marka traktör, ilk havalı lastikli traktördür. İngiltere'de 655 sterlinden satışa çıkarıldı. Aygıtı inceleyen Charles Cawood, şunları yazdı: "Havalı lastikli traktör, en sonunda dünyanın her yerindeki en önemli tarım aracı oldu. Hayatı boyunca ilk kez, bir atın yapabileceği her şeyi yapabilir duruma geldi. Üstelik, kendisinden beklenilen tüm görevleri, ata oranla daha çabuk ve daha güzel yapıyor." ABD'de Firestone, İngiltere'de de Dunlop firmaları, 1932 yılında özel olarak geliştirilmiş havalı traktör lastiği üretimine geçtiler.
İLK DİZEL TRAKTÖR
Birçok ülke tarafından, hemen hemen aynı anda, 1930 yılında üretilmeye başlandı. O yıl düzenlenen
Dünya Traktör Yarışması'na getirilen traktörler arasında, İsveç'ten Munktell, Almanya'dan Mercedes-Benz ve Macaristan'- dan Hofherr-Schrantz marka araçlar da vardı. İngilizler, Marshall, McLaren, Aveling and Porter ve Blackstone marka dizel traktörlerle yarışmaya katıldılar. Amerikalıları ise Indiana eyaletinin Columbus kentinde Cummins Engine Co. firması tarafından üretilen Cummins marka traktörler temsil etti.
TEK YÖNLÜ İLK YOL
"Arabacıların düzensiz ve gelişigüzel araba kullanmalarını önlemek" amacıyla 1617 yılının Ağustos ayında kabul edilen bir yönetmelikle Londra'da uygulamaya başlatıldı. Yönetmelik, Thames Caddesi'ne açılan 17 cadde için geçerliydi ve 2 yüzyıl boyunca yürürlükte kaldı. 1923 yılının Eylül ayına gelinceye değin, İngiltere'de bu yönde bir başka çalışmaya rastlanmadı. O yıl, Birmingham'da bu tür bir uygulama başlatıldıysa da, kentli tüccarların yoğun tepkisi sonucu fazla uzun ömürlü olamadı. Motor Çağı'nın ilk düzenli yol uygulaması, 1924 yılının Ağustos-ayında yine Londra'- da Mare Caddesi'nde başlatıldı. Bu caddenin Amhurst Road ile Dalston Lane arasında kalan kesiminde yalnızca güney istikametine gidiş vardı. Londra dışında bir başka kentte uygulamaya konan ilk tek yönlü yol kararı, 1924 yılının sonlarında Nottingham'da alındı. O dönemde henüz trafik işaretleri olmadığından tek yönlü trafik zorunluğu olan caddelerin başlangıcına yukarıdan aşağıya büyük tabelalar asılıyor ve bunların üzerine "Tek yönlü trafik. Bu tarafa gidilmez" cümleleri yazılıyordu.
İLK TELEVİZYONLU TELEFON
Her iki yönde de ses ve görüntü iletebilen ilk televizyonlu telefon sistemini, Alman Postanesi için yaptığı çalışmalar sırasında G.Karawinkel geliştirdi ve buluşunu 1929 yılının yaz aylarında yapılan Berlin Radyo Fuarı'nda tanıttı. Aygıt, daha sonra Münih'teki Deutsche Museum'a kaldırıldı ve 1930 yılından 1945 yılına kadar bu müzede meraklılara tanıtıldı. 19 Mayıs 1932 günü de İngiltere'de Baird kuruluşlarında gerçekleştirilen televizyonlu telefon, H.J.Barton-Chapple tarafından Paris'te tanıtıldı. Alıcı-vericilerden bir takım, Le Matin gazetesinin bürosuna, bir başka takım da Lafayette Galerileri'ne yerleştirildi. İki ayrı yerde bulunan insanlar, yapılan denemeler sırasında, birbirlerini görüp konuşmayı başardılar.
İLK DİŞ FIRÇASI
17. yüzyılda yayınlanan bir Çin ansiklopedisinin iddiasına göre, ilk diş fırçası 1498 yılında Çin'de kullanıldı. Ansiklopedinin tanımlamasına göre, bu fırça, bir tutacağın üzerine dik açıyla yerleştirilmiş sert kıllardan oluşuyordu. Bu yapı, günümüzdeki modern diş fırçalarının ilk örneği sayılabilir. Diş fırçalarına ilişkin en eski belgelerden biri de İngiltere'de bulundu. 1649 yılında Paris'e bir gezi yapan Sir Ralph Verney'e yazılan bir mektupta, kendisinden, "Paris'ten dişleri temizlemeye yarayan şu küçük fırçalardan birkaç tane alması, bunların mümkünse gümüş saplı olması ve bir iki tane de altın saplı getirilmesi" rica ediliyordu. 1690 yılında Anthony a Wood tarafından kaleme alınan anıların bir bölümünde de Londra'da J.Barret adlı tüccardan birkaç diş fırçası aldığı kaydediliyor. 18. Yüzyılda Londra'da Jermyn Caddesi'ndeki dükkânlarında faaliyet gösteren Floris mağazalarında diş fırçası satıldığına ilişkin kayıtlar bulundu. Floris mağazalarında, diş fırçaları beşlik ya da altılık takımlar halinde satılıyordu. Bunun nedeni ise anlaşılamadı. Bu fırçalar, Floris mağazalarına William Addis firması tarafından veriliyordu. 1780 yılında hizmete girdiği bilinen Addis firması, en eski diş fırçası üreticisi olduğu iddiasındadır. Dr. West'in buluşu olan naylon diş fırçaları ise 1938 yılının Eylül ayından itibaren ABD'de satışa çıkarıldı. 1961 yılında da New York'ta Squibb firması ilk elektrikli diş fırçasını yaptı.
İLK YAYA GEÇİDİ
İngiltere'nin Liverpool kentinde, John Hastings'in önerisiyle gerçekleşti. Hastings'in, kentin en işlek ve en tehlikeli köşebaşlarından birinde bir dükkânı vardı. 1860 yılında, bu noktaya bir yaya geçidi yapılması önerisinde bulundu. Ancak ne kent belediyesi, ne de Liverpool polisi bu öneriyi ciddiye almadılar. Ne var ki bir yıl sonra, John Walmsley adlı kırtasiyeci, tam Hastings'in sözünü ettiği noktada bir otobüsün altında kalarak yaşamını yitirince yaya geçidi sorunu yeniden gündeme geldi ve 1862 yılında, kentin değişik yerlerinde altı geçit belirlendi. Üstelik bu geçitler gece de güvenlik altında olabilmeleri için iki lamba ile aydınlatıldı. Londra'da ilk yaya geçidi ise 1864 yılında Albay Pierpoint tarafından St. James Caddesi'nde yaptırıldı. Albay, az ötedeki kulübüne bir an önce ama bir araç tarafından çiğnenmeden gidebilmek için bu yaya geçidi cebinden para harcayarak gerçekleştirdi: İlk geçişi sırasında tam yolun karşısına yaklaşmışken, eserine hayranlıkla bir göz atmak için başını omuzunun üstünden arkaya çevirerek birkaç saniye oyalanınca, bir taksinin altında kalarak can verdi.
İLK TRAFİK IŞIKLARI
7 metre yüksekliğindeki demir kolonlar üzerinde Londra'nın Parlamento Alanı'nda, Bridge Caddesi ile New Palace Yard Caddesi'nin birleştiği köşeye kondu ve 10 Aralık 1868 günü hizmete girdi. Yapım çalışmalarına Londra Emniyet Müdürü Richard Mayne'- nin bizzat nezaret ettiği bu ilk trafik lambası, parlamenterlerin parlamento binasına daha güvenli ulaşabilmelerini kolaylaştırmak için düşünülmüştü. Saxby and Farmer şirketi tarafından yapılan bu ilk trafik lambasında, kırmızı ve yeşil renkli iki fener dönmeli olarak yanıyordu. Kırmızı "dur", yeşil ise "dikkat" anlamına geliyordu. Gaz aydınlatmalı bu fenerler, direğin dibinde duran ve yolun duru muna göre bir değerlendirme yapan görevlinin elle kumandasıyla değiştiriliyordu. 2 Ocak 1869 günü, bu görevi yapma sırası gelen polis memuru, aydınlatmada kullanılan gazın patlaması sonucu çok ağır yaralandı ve gözlerini kaybetti. Halk da bu ışık sistemine henüz tam alışamamıştı. Bir taksi şoförü, trafik lambalarını, "Zavallı taksicilerin başlarına musallat edilen yeni dertlerden biri" olarak nitelendiriyordu. Lamba, 1872 yılında söküldü.
ELEKTRİKLİ TRAFİK LAMBALARI
Bu tür Iambaların ilki, 5 Ağustos 1914 günü, ABD'de, Ohio Cleveland kentinde hizmete girdi. American Traffic Signal Co. adlı şirket tarafından üretilen 5 metre yüksekliğindeki lamba, Euclid Bulvarı ile 105. Cadde'nin birleştiği köşeye dikildi. Kırmızı ve yeşil ışıkların dışında bir de uyarıcı ses vardı. Kırmızı ışık "dur", yeşil ışık "geç" anlamındaydı. Bu ışıkların değişim sürelerine çok az bir süre kala, sesle uyarı yapılıyordu. Fransızlar da 1923 yılında, Paris'te, Grands Boulevards ile Strasbourgh Bulvarı'nın birleştiği köşeye diktikleri trafik lambasında ses ve ışık düzeninden yararlandılar. Elle kumanda edilen bu sistemde bir tek kırmızı ışık vardı ve üzerinde "Dur" yazılıydı. Işık belirli bir süre kaldıktan sonra bir zil çalıyor, bu da yolun trafiğe açılmak üzere olduğu anlamına geliyordu. Az sonra çalan zil ise, kırmızı ışığın yanmak üzere olduğunu haber veriyordu. Kırmızı, sarı ve yeşil ışıktan oluşan trafik lambaları, ilk kez 1918 yılında New York'ta kullanıldı.
İLK TRAFİK İŞARETLERİ
İngiltere'de, bölgesel bisiklet kulüpleri tarafından 1879 yılının Aralık ayında karayollarının kimi bölümlerine takıldı. Tahta direkler üzerine metal plakalar çakılarak elde edilen bu ilk trafik işaretlerinin üzerinde şu uyarı vardı: "BİSİKLETÇİLER, DİKKAT. BU TEPE TEHLİKELİDİR" İlk yıl yaptırılan 25 uyarının nerelere çakıldığı tam olarak bilinemiyor. Arabalar için "ilk trafik işareti" ise, 1901 yılının Ekim ayında il yönetiminden gerekli izin alınarak İngiltere'nin Gloucester kentinde Birdlip Tepesi'ne takıldı. Bu uyarı işaretini Kraliyet Otomobil Kulübü hazırlatmıştı. Yerel yetkililer tarafından hazırlatılan trafik işaretlerinin karayollarına konulması ise 1903 yılında çıkarılan Motorlu Araçlar Yasası'ndan sonra başlatıldı. 10 Mart 1904 günü, trafik işaretlerinin biçimlerine ilişkin öneriler yayınlandı. Ancak, yerel yetkililer bu önerilere uyup uymamak konusunda serbesttiler. Söz konusu önerilerde, 45 cm çapındaki yuvarlak metal tabakalar üzerinde etrafı beyaz bir çember içinde hız sınırları, kırmızı zemin üzerinde çeşitli yasaklar, kırmızı üçgen zemin üzerinde çeşitli uyarılar bulunuyordu. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi, yerel yetkililer, bu önerileri dikkate alıp almamakta kesinlikle serbesttiler. Pek çoğu da dikkate almadı. Bunun doğal bir sonucu 'olarak, çok değişik biçim ve renkte trafik sinyalleri türedi. Bunlar yöreden yöreye öylesine farklılıklar gösteriyorlardı ki, bir yerden bir başka yere ilk kez giden bir sürücünün yoldaki işaretleri arabasıyla giderken çabucak görüp kavrayabilmesi olanaksızdı. 1930 yılında çıkarılan bir yasa ile, ülkenin her tarafında tek tip trafik işaretleri kullanılmasına başlandı. Belirli sayıda da olsa, ilk ulusal nitelikteki trafik işareti uygulamasını başlatan ülke Fransa'dır. 1903 yılında Otomobilciler Derneği tarafından hazırlanıp, Fransa'nın her yerinde geçerli olan tek tip trafik işaretlerinden bazıları, günümüzde de kullanılmaktadır. Bunlar, "Sola dön", "Sağa dön", "Köprü", "Eğimli yol"dur. İlk uluslararası karayolu levhaları ise, 1909 yılında Paris'te toplanan Uluslar arası Motorlu Araçlar Konvansiyonu'nda saptandı. Avrupa'nın pek çok ülkesi bu toplantıya katıldı ve alınan kararlan uyguladı. İngiltere ise toplantıya katılmamıştı. Paris'te alınan kararlardan yalnızca beş tanesini 1929 yılında uygulamaya koydu.
Halen tüm dünyada kullanılan karayolu trafik işaretleri de boyut, biçim ve anlatım olarak 1949 yılında Cenevre'de yapılan Birleşmiş Milletler Karayolu Ulaşımı Konferansı'nda saptandı.
İLK DAKTİLO
Pratikte başarılı sonuç veren ilk daktilo, 1808 yılında İtalya'nın Reggio Emilia yöresinden Pellegrine Turri tarafından geliştirildi. Turri, gözleri görmeyen arkadaşı Kontes Carolina Fantoni'nin rahatlıkla yazabilmesi için yapmıştı. Turri ve Fantoni, bu aygıtın da yardımıyla uzun süre mektuplaştılar. Kontesin, 1808-1810 yılları arasında daktiloyla yazdığı mektupların 16 tanesi, halen Reggio eyalet arşivlerinde saklanmaktadır. Daktilonun teknik yapısına ilişkin olarak elimizde hiçbir bilgi yok. Ancak eldeki mektupların incelenmesiyle, bu daktilonun 27 tuşu bulunduğu anlaşılıyor. Bu tuşlardan 23 tanesi, İtalyan alfabesindeki harfleri, dört tanesi de noktalama işaretlerini taşıyordu.
SERİ ÜRETİMİ YAPILAN İLK DAKTİLO
Danimarka'da "Skrivekugle-Yazan Top" adıyla 1870 yılının Ekim ayında piyasaya çıktı. Aygıtın mucidi Pastor Malling Hansen idi. Üretimini ise Kopenhag'daki Jurgens Mekaniske Establissement tesisleri gerçekleştirdi. Pirinç ve çelikten yapılan bu daktilonun ağırlığı 80 kilo civarındaydı. Üzerinde 52 tuş vardı. 1872 yılında İngiltere'de satışına başlandığında fiyatı 100 sterlindi. Hansen'in buluşu olan daktilolar, Avrupa'da ve Amerika'da satıldı ve pek çok modeli Birinci Dünya Savaşı'nda kullanıldı. Hem büyük, hem de küçük harf yazabilen ilk daktiloyu, 1878 yılında New York'taki Remington firması üretti. 1883 yılında, Kanada'nın Toronto kentinde faaliyet gösteren Hortor firması, kullanan kişinin yazdıklarını görebildiği ilk daktiloyu yaptı. Portatif ilk daktilo ise 1897 yılında, ABD'nin Stamford kentinde Blickensderfer firmasınca, Blick No7 modeliyle piyasaya çıkarıldı. Bu ilk portatif daktilonun ağırlığı 3.5 kiloydu. 1901 yılında, Washington'daki Cahili Writing Machine Co. şirketi, Dr. Thaddeus Cahill'in buluşu olan ilk elektrikli daktilonun üretimini başlattı. İlk 40 aygıtın maliyeti 157 bin doları bulunca, projeden vazgeçildi. 1902 yılında Blickensderfer şirketi, ilk başarılı elektrikli daktilo üretimini gerçekleştirdi.
İLK ŞEMSİYE
Fransa Kralı VIII.Louis'nin mal varlığının listesi 1637 yılında çıkarılırken bir bölümünde de şu satırlar yazıldı: "Taftadan yapılmış, değişik renklerde 11 güneş siperliği. Yağlı kumaştan üç şemsiye. Hepsinin de sapları altın ve gümüşten." Bu listeden çağdaş uygarlığın ilk günlerinde yağmurlu ve güneşli havalar için ayrı ayrı şemsiye türleri kullanıldığını anlıyoruz. Kuşkusuz, Kral VIII. Louis ve kendisinden sonra gelen öteki erkekler hiç şemsiye taşımadılar. Ancak VIII .Louis ' nin güzel eşi Avusturyalı Anne, bir gün zarif bir şemsiyeyle, halk arasında görüldü ve bu Parisli hanımlar arasında şemsiye modasının büyük bir hızla yayılmasına neden oldu. Erkeklerin şemsiyeye karşı olan önyargılı tutumları da ilk kez Fransa'da değişti. Parisli üretici Marius, 1715 yılında ilk açılıp kapatılabilir erkek şemsiyesini yaptı. Bu ürününü tanıtabilmek için hazırladığı reklam kampanyasında el çizimi resimlerle süslenmiş posterler kullandı. Bu posterlerde çok güzel bir genç kadın, modanın son örneklerinden bir bayan şemsiyesiyle yürüyordu. Yanında da güçlü ve yakışıklı bir erkek vardı. Erkeğin elindeki şemsiye ise süs ve aksesuardan yoksundu.
18. yüzyılda şemsiye fiyatları çok yüksekti. Örneğin Ambrose Barnes, 1718 yılında bir şemsiyeyi 25 şiline aldığından söz ediyor. Bu nedenle, insanlar şemsiye almak yerine gerektiğinde kiralamayı yeğliyorlardı. Hemen her kilise, kahvehane ya da kulüpte kiralık şemsiye bulmak mümkündü. İngiltere'de erkeklerin şemsiye taşımaları ise ancak 18. yüzyılın sonlarına doğru olağan bir durum haline gelebildi. 1750 yılında Rusya ve İran'a yaptığı yedi yıllık geziden dönen Jonas Hanway, oradan kazandığı alışkanlıkla, Londra'da şemsiye ile sokağa çıkan ilk erkek oldu. Önceleri onu kınayanların sayısı çok fazla idi. Ama 30 yıl sonra şemsiyesizlik kınanmaya başlandı.
İLK METRO
Metro fikri ilk kez 1846 yılında Metropolitan Demiryolları'nı incelemekle görevli komisyonun üyelerinden Charles Pearson'ın kafasında oluştu. 1853 yılında bu amacı gerçekleştirmek üzere North Metropolitan Railway Co. adlı şirket kuruldu. Mali güçlükler nedeniyle çok zaman yitirildi, ilk kez hattın yapımına 1860 yılının Ocak ayında, Londra'da, Euston Square'de başlanabildi. 4 mil uzunluğundaki ilk hat, 10 Ocak 1863 günü saat 06.00'da hizmete girdi. Farrington Street ile Paddington ana terminalleri arasında yedi istasyon bulunuyordu ve tüm ulaşım süresi 33 dakika idi. Yolcu vagonları gaz lambalarıyla aydınlatılıyordu ve Daily Telegraph gazetesinin yazdığına göre, "Birinci mevki vagonlarda ışık o denli güçlüydü ki, insanlar gazetelerini çıkarıp rahatlıkla okuyabiliyorlardı." İlk gün, 15'erdakika aralıklarla kalkan dörder vagonluk altı katar, karşılıklı 120 sefer yaptı ve 30 bin yolcu taşıdı.
İLK TÜP GEÇİT
Thames Nehri altında yapıldı. Londra'nın kent merkezini, South London'a bağlayan bu tüp geçit, 1869-1870 yıllarında, Güney Afrikalı James Greathead tarafından inşa edildi. Greathead'in geliştirdiği özel bir yöntemle. Yüzeysel hafriyata gereksinim duyulmadan tamamen toprak altında çalışıldı. 480 metre uzunluğundaki tüp geçitte, 2 Ağustos 1870 ile 23 Aralık 1870 tarihleri arasında küçük bir katar çalıştırıldı. Ancak ücretlerin pahalı olması nedeniyle yolcular tarafından rağbet görmeyince, yaya geçidi haline getirildi ve 1894 yılında, Thames Nehri üzerinde Tower Bridge yapılana değin bu şekilde hizmet verdi.
İLK SÜPÜRGE MAKİNESİ
1901 yılında, köprü mühendisi Hubert Cecil Booth tarafından gerçekleştirildi. Elektrikli "ev tipi" ilk portatif süpürge, 1905 yılında San Francisco'da Chapman and Skinner tarafından piyasaya sürüldü. Ağırlığı 46 kilo olan bu makinenin bir benzeri de, ertesi yıl Booth'un Londra'daki tesislerinde üretildi.
İLK CEP SAATİ
1462 yılında, İtalyan saatçi Bartholomew Manfredi, Manta Markisi'ne bir mektup yazarak, ona Modena Dükü'nünkinden çok daha güzel bir cep saati yapmayı önerdi. Bu belge, cep saatine ilişkin en eski belgedir. Günümüze kadar kalabilen en eski saat ise, 16. yüzyılın başlarında Bavyera'nın Nuremberg kentinde Peter Hanlein tarafından yapıldı. Bu saat, halen Philadelphia Memorial Hall'da muhafaza edilmektedir. Müzede, saatin yapım yılı olarak 1504 yılı gösterilmekteyse de, bu bilginin doğruluğu biraz kuşkuludur. Çünkü bazı belgeler, Henlein'in 1509 yılında saatçi işliğini açtığını gösterirken, onun saat üretmeyi başardığını gösteren ilk belge de, 1511'den kalmadır. O yıl, Nuremberg sakinlerinden Johannes Cocclaeus,bukonuya ilişkin olarak şunları yazdı: "Günden güne deha eseri buluşlar birbirini izliyor. Petrus Hele (Peter Henlein) adlı genç adam da, geçenlerde yaptığı böyle bir buluşla, en büyük matematik bilginlerini bile hayretler içinde bıraktı. Çok az bir demir parçasından ve hiçbir ağırlığa bağlı olmadan çalışan bir saat yaptı. Bir tür yuvarlak tekerleği andıran bu saat, cebe konabildiği gibi, boyna da asılabiliyor ve ne durumda olursa olsun, vakti gösteriyor."
AKREPLİ VE YELKOVANLI İLK SAAT
1665 yılında, İngiltere'nin Bermondsey kentinde John Fitter tarafından yapıldı. O güne gelinceye değin, cep saatlerinde yalnız









