Türkiye, Batının Haçlı seferleri ve Şark projesi manevralarına rağmen geçmişte yaşamadığı mukaddesat yozlaşmasını ve kimlik erozyonunu maalesef son dönemlerde yaşıyor.
Bir tek gayrı Müslim vatandaşımızın dahi yaşamadığı Müslüman mahallelerine kilise evler konduruluyor, harabe kiliseler imar ediliyor. Buraları, yurt içi ve yurt dışından ithal edilen gayrı Müslim cemaatlerle ihya edilmeye çalışılıyor.
Türkiye üzerinde iman ve mukaddesat operasyonu yapılıyor.
Bu operasyonun cafcaflı argümanları dinler arası diyalog ve medeniyetler ittifakıdır.
Bu BOP eksenli teopolitik bir operasyondur.
Neticede İslamın Tevhid akidesiyle şekillenerek bugüne kadar gelen Müslüman Türk kimliği, yozlaştırılarak gayrı Müslim alt kimliklere, Hıristiyanpagan etnik kimliklere dönüştürülüyor.
Böylece milletimizin birlik ve bütünlüğü ortadan kaldırılıyor.
Herkes, dini, inancı ve yaşayışında hürdür ve kendinedir
Bu hususta hiç kimsenin çekincesi ve endişesi yoktur, olamaz da.
Zaten Müslümanların gayrı Müslimlerle olan münasebetleri bakımından İslamın temel ölçüsü çok açık ve nettir: Sizin dininiz size, benim dinim banadır.
Dolayısıyla hiç kimse, dini inançları ve yaşayışı sebebiyle kınanamaz, baskı altına alınamaz. Hatta her türlü dini inanç ve hürriyetlerini doya doya yaşama hakkına sahiptir. Devlet ve hükümet de, bu hakların yaşanmasında her inanç kesimine hizmet etmekle mükelleftir.
Nitekim asırlar boyunca Türk milletinin idare ve inisiyatif alanında yaşayan gayrı Müslimler hiçbir şekilde mağdur olmamışlar, her türlü inançlarını doya doya yaşamışlardır.
Ancak Türkiyenin son zamanlarda tabi tutulduğu mukaddesat operasyonu bu bağlamda ele alınamaz.
Zira hükümetin BOP eksenli dinsel icraatları ve dinler arası diyalog ve medeniyetler ittifakı uygulamaları, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya dönüşmüş vaziyettedir.
Tek bir gayrı Müslim vatandaşımızın dahi yaşamadığı Müslüman mahallerinde kilise evleri açmanın, Müslüman Türkün namusunun kirletildiği Akdamar gibi kuş konmaz kervan geçmez yörelerdeki kiliseleri ihya etmenin, kanter içinde tırmanın dahi mümkün olmadığı yamaçlara kondurulmuş Sümela manastırı gibi yerlerde ithal cemaatlerle ayinlere imkan tanımanın din hürriyeti ile izah edilmesi mümkün müdür?
Buna mukabil İslamın iftar sofralarına konuşlandırılmış papaz ve hahamların dualarına Müslümanlara amin dedirtmenin, Müslüman evlatlarımıza okutulan ders kitaplarında 3 hak dinden dem vurup Kelimei Tevhidden Muhammed Rasulüllahı çıkartmanın, Yüce Allahın Kuranı Kerimde hak din olarak ilan ettiği İslamın ve alemlere rahmet peygamberi olarak takdim ettiği Hz. Muhammedin hak ve rahmet oluşu yetmiyormuş edasıyla, Müslümanları güya insanlık barışı adına gayrı Müslimlerin uydurduğu ve bizzat Kuranı Kerimin reddettiği İbrahimî dinlerde ve Hz. İbrahimde buluşma gibi bir batılda buluşturmanın adı, olsa olsa iman ve mukaddesat operasyonu olabilir.
Hükümet, Müslüman veya gayri Müslim her inanç kesiminden vatandaşlarının dinsel ihtiyaçlarına cevap verebilir. Ama asla o inanç kesimlerinin itikad esaslarına, ibadet tarzları ve mukaddesatına kendince müdahale edemez, kendine göre şekillendiremez, değiştirmeye ve dönüştürmeye kalkışamaz, sulandıramaz, ılımlılaştıramaz.
Başbakan R. T. Erdoğan, 18 Haziran 2004 günü Hollanda Roterdamda kendisine yönelik bu husustaki eleştirilere, Benim vatandaşım yurtdışında inancını yerine getirebiliyorsa, Türkiyedeki yabancılar da getirebilmeli. Hep bana, hep bana olmaz. Keser gibi hep bana değil, testere gibi mantığı olmalı şeklinde getirmeye çalıştığı izah makul değildir.
Erdoğanın yaptığı bu kıyas batıl bir kıyastır. Çünkü
Avrupadaki vatandaşlarımız, kendi iman ve ibadetlerini yaşamak için, bizzat kendi imkanlarıyla cami veya mescitler açıyorlar. Müslümanın olmadığı hangi Avrupa kentinde herhangi bir cami açılmış veya herhangi bir mescit mi var? Var mı? Yok
Bir.
Ülkemizde, zaten gayrı Müslim vatandaşlarımız, kendi inanç ve ayinlerini yaşayabilecekleri her türlü imkana ve kiliselere sahiptirler. Hiç kimse onlara dokunamaz ve engel olamaz.
AKPnin alengirli kilise işi, bir tek gayrı Müslim vatandaşın dahi bulunmadığı yerlere kilise ve kilise evler kondurması, imar etmesidir.
Öte yandan hangi Avrupa devleti, Müslümanlara herhangi bir cami veya mescit açmak için bütçesinden pay ayırmış ve bizzat uygulamıştır?! Yok böyle bir şey, vaki değil
İki.
Halbuki AKP hükümeti, tek bir gayrı Müslim vatandaşımızın yaşamadığı yörelerdeki kilise ve harabe manastırları, bizzat hükümet bütçesiyle imar ve ihya etmektedir. İhya edilen bu kiliseler, ya o yörenin Müslüman evlatları el altı çalışmalarla ayartılarak doldurulmakta yahut ise 35 yılda bir kere ithal papaz ve ithal gayrı Müslim cemaatlerle ayinlere sahne olmaktadır.
AKP hükümetinin Kültür Bakanlığı, İznik tanıtım broşüründe, İslama göre her şeyin başı ve Kuranın ayeti olan Bismillahirrahmanirrahim yazısının üstüne Tanrı İsa ve Haç figürünü yerleştirirken, Avrupanın hangi uygulamasını örnek alarak yapmıştır?!
Kendinize gelin Allah aşkına
AKP hükümetinin BOP eksenli bu icraatlarının hiçbir izahı yoktur, kıyası gayrı kabildir.
AKPnin bu vahim BOP eksenli vaziyetine rağmen, CHP hala olur olmaz dinsel taarruzları vuku bulunca, halkımız, din karşıtı yaftasıyla malul CHPye karşı AKPnin safında yer almaya devam ediyor. Böylece CHP, AKPnin değirmenine su taşımaya devam ederek, aynı BOP operasyonunun bir parçası olmaktan kurtulamıyor.
Türk milleti, iman ve mukaddesatımız üzerindeki bu türden sağlısollu operasyonlar bağlamında ayık olmalı, demokratik haklarını kullanarak elinin tersiyle itmeli, batılları reddetmeli; böylece medeniyetini, mukaddesatını, iman, kimlik, birlik ve bütünlüğünü korumalıdır. Gerisi,
medeniyetimizden kopmadır, batıla sürüklenmedir, bölünmedir, parçalanmadır.
Mehmet Emin Koç
Yeni Mesaj Gazetesi
02.10.2010









