Yaklaşık bir aydır gündemimizi meşgul eden kuş gribi vakası kamuoyunda enine boyuna tartışıldı. Tartışmanın genel çerçevesi hastalığın biyolojisinden bulaşma yollarından dünyadaki pek çok ülkedeki yayılımı ve önlenmesi ile ilgili yapılan karantina çalışmalarına kadar pek çok konuyu içine aldı. Yurt dışına gönderilen numunenin teşhisi sonucu, ülkemizdeki vakanın en tehlikeli sınıftaki H5N1 virüsü olduğu ortaya konuldu. Kriz masaları ve karantina tedbirleri uygulamaya konuldu. Buraya kadar her şey normal.
Ülkemizde koruyucu sağlık hizmetine yönelik olarak kanatlı hastalıklarının araştırılması konusunda faaliyet gösteren ve ürettiği aşı ve aşı materyalleri ile, tespit edilen veya muhtemelen tehlike arz edecek hastalıkların önlenmesine yönelik faaliyet gösteren Manisa Tavuk aşıları Üretim ve Araştırma Enstitüsünün kapatılmaması konusunda ortaya koyduğumuz ve Tarım ve Köyişleri Bakanının Müdahale etmesini istediğimiz konuda hala bir adım atılmamıştır.
Kuş gribi etmeni ile ilgili olan numuneler İngilterede bir laboratuarda analize gönderilmiş, Etmen virüs olasına rağmen 2 gün gibi çok kısa sürede nasıl üretilmiş ise hemen teşhis edilmiş ve ne hikmetse şüpheli numuneden dünyadaki genel bulaşıklığın dışında en tehlikeli virüs türü teşhis edilmiş. Ne garip değil mi? Senelerdir Deli dana hastalığı yüzünden kırmızı et ithalatında yıkım yaşamış İngiltere acaba birilerinden intikam mı alıyor? Ülkemiz yetkilileri bu analiz sonucuna şüphe ile bakıp, eldeki şahit numuneyi Avrupada ya da özellikle Avrupa dışında başka bir hakem laboratuarda analiz ettirmeyi düşünüyorlar mı?
Ülkemizde kırmızı et açığından bahsedilmekte ve bunun karşılığında 1995 yılında yapılan Gümrük Birliği Anlaşması ile Avrupalı dostlarımıza yıllık 19.000 ton kırmızı et ithal etme taahhüdümüz ortadadır. Bu taahhüdümüzden hemen sonra Avrupa Birliği bünyesinde özellikle Britanya adasında ortaya çıkan Deli dana vakası ülkemiz tarafından haklı olarak gerekçe gösterilmiş ve bu taahhüt o günden bu güne kadar yerine getirilmemiştir. Ancak ABden dostlarımız bu konuda gümrük birliği taahhütlerine uymadığımızı sık sık ifade ederek ülkemizi eleştirdiler ve bu eleştiri özellikle son dönemde Gümrük Birliği ek protokolü gündemde olduğu için hep öne çıktı.
Ülkemizde kırmızı et açığı söz konusu olabilir. Ancak konuya bilimsel anlamda değerlendirdiğimizde, Ülkemizde hayvansal protein açığı olup olmadığını irdelemek gerekmezm mi? Şöyle ki; ülkemizin tavuk eti üretimi yapan beyaz et sektörü kendimize yeter, teknolojisi ve üretimi ile dünya ile rekabet eder durumdadır. Kırmızı et ihtiyacına karşı ise planlı bir politika ile yerli üretimi arttırıcı tedbirler mutlaka uygulamaya konulmalıdır. Kırmızı et eksikliğinden bahsedilirken, hayvansal protein açısından beyaz et, ekonomikliği ve sağlık açısından daha az zararlı olduğu düşüncesi ile kırmızı etin yerini aldığı ülkemizde, hayvansal protein yönü ile bir eksiliğin olmadığı bilim adamlarınca ifade edilmekte, ama bu konu ne hikmetse kamuoyu gözünden kaçırılmaktadır.
Bu gün gelinen noktada AB direktifleri, doğru ya da yanlışlığı tartışılmadan uyulması farz-ı ayin kabul edilmekte ve korkarız ülkemizde tavukçuluk sektörü bir musibete kurban edilmeye çalışılarak, kendine yeter durumdan geriye giden bir duruma, ortaya çıkan HAYVANSAL PROJEİN açığı da, ABden ithalatın açılarak karşılanacağıdır. Bu konu ülkemiz hayvancılığı için çok önemli olup bu konuda atılacak adımların çok ince ayrıntıları ile hesap edilmesi gerekir. Biz Kamuda ilgili sektörde faaliyet gösteren bir Sivil Toplum Kuruluşu olarak bu konunun mutlaka takipçisi olacağımızın bilinmesini arzu ediyoruz.
TEYFİK GÜLEN
TÜRK TARIM ORMAN-SEN
HATAY - KİLİS ŞUBE BAŞKANI









