
TÜRKİYE ve TÜRKLERDE İLKLER:
İLK ADALET BAKANI
Tarihimizde ilk Adalet Bakam (Adliye Nazırı) Cevdet Paşa'dır. 6 Mart 1868 günü bu görevin başına getirilen Cevdet Paşa, adliye teşkilatının en başı ve sorumlusu olarak hizmet verdi.
İLK OSMANLI AKÇESİ (Gümüş para)
Osmanlılarda ilk akçe, yani gümüş para, 1329 yılında Orhan Gazi zamanında bastırıldı. Üç çeşit olan bu paralar, beş akçelik, bir akçelik ve üstünde Orhan Gazi'nin üçüncü saltanat yılını gösteren 3 sayısı olan akçedir.
İLK AKDENİZ OYUNLARI
Akdeniz'de kıyıları olan ülkeler arasında bütün spor dallarında yapılan yarışmaların ilki, 1971'de Türkiye'de İzmir'de yapıldı. Akdeniz Oyunları'nın ilki ise Mısır'da düzenlenmişti. Bu oyunlar, her 4 yılda bir, bir başka Akdeniz ülkesinde olimpiyat oyunlarının kurallarına uygun olarak yapılır.
TÜRKLERİN ANADOLU'YA İLK GELİŞLERİ
Anadolu'yu alıp Türkleştirmek düşüncesi ilk kez Büyük Selçuklu İmparatorluğu döneminde gerçekleştirildi. Anadolu'da, ilk Türk yerleştirmeleri, Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey'le başlamıştır. Türklerin bölgeye tüm olarak yerleşmesi ise, yine Selçuklu hükümdarı Alpaslan'ın Bizanslıları 1071 yılında Malazgirt Ovası'nda yenmesiyle gerçekleşti. Tarihteki ilk Anadolu beyliklerinin kuruluşu da 1250-1358 yıllarındadır. İlk Anadolu beylikleri şunlardır: Alaiye Beyliği, Artukoğulları Beyliği, Aydınoğulları, Candaroğulları, Danişmentoğullan, Dulkadiroğulları,Ertanaoğullan, Hamitoğulları, İnançoğulları, İzmiroğulları, Karamanoğulları, Karesioğulları, Kadıburhanettinoğulları, Mengüçoğulları, Osmanoğulları, Pervaneoğulları, Ramazanoğulları, Sahipataoğulları, Saltukoğulları, Saruhanoğulları. Ancak, 1071'den çok daha önceki yüzyıllarda da Anadolu yarımadasına gelmiş, Kuman, Kıpçak, Peçenek Türkleri de vardır. Bunların bir kısmı Trakya ve Balkanlar üzerinden Anadolu'ya geçtiği gibi, Kafkasya üzerinden gelenleri de vardır.
İLK ANNELER GÜNÜ
Ülkemizde ilk Anneler Günü, "Kadınlar Derneği"nin aracılığıyla 1955 yılında kutlandı. Anneler Günü'nün dünyanın birçok ülkesinde Mayıs ayının ikinci pazar gününde kutlanması gelenek haline gelmiştir. Dünyada ilk Anneler Günü ise, Amerika'da kutlanmış, daha sonra öteki ülkelere yayılmıştır.
İLK ANAYASA
Türkiye'de ilk Anayasa, II. Abdülhamit zamanında 23 Aralık 1876 günü yürürlüğe giren "Kanun-i Esasi"dir. O dönem içinde kişi hak ve özgürlüklerini belirleyip yayma yolunda birtakım çabalara girişilmiş, 1808'de "Sened-i İttifak" ve 1839'da "Gülhane Hattı Hümayunu", öbür adıyla "Tanzimat Fermanı" ilan edilmişti. Ancak her iki belge de devletin temel kuruluş ve işleyişiyle ilgili yargılara yer vermemeleri nedeniyle gerçek anlamda bir anayasa sayılmazdı.
İLK ARKEOLOJİK KAZI
1822 doğumlu Alman arkeolog Heinrich Schilemann Rusya'da ticaret yaparak biriktirdiği paraları, kazılarına harcadı. Ülkemizde yapılan ilk arkeolojik kazıyı gerçekleştiren Schlimann, "Truva'yı bulan adam" olarak tarihe geçti.
İLK ANAYASA MAHKEMESİ
Türkiye'de ilk Anayasa Mahkemesi, 25 Nisan 1962 günü yürürlüğe giren 44 sayılı yasayla kuruldu. Bu mahkeme, yasalarla TBMM içtüzüklerinin Anayasa'ya uygunluğunu denetlemek için kurulmuş en büyük yargı organıdır. Bu mahkeme yoluyla ülkemizde ilk kez yasaların Anayasa'ya uygunluklarının "yargı yoluyla denetimi" sağlanabildi. Anayasa Mahkemesi'nin kararları kesindir, verdiği kararlar, Resmi Gazete'de yayınlanır.
İLK ANSİKLOPEDİ
Türklerde ilk ansiklopedi denemesini yapan kişi, Ali Suavi'dir. Kamusü'l-Ulûmi ve'l Maarif (Eğitim ve Bilimler Ansiklopedisi) adıyla ancak 5 forma yayınlanabilmiştir. Bu ansiklopedi, Ali Suavi'nin Paris'te 1870 yılında çıkardığı Ulûm (Bilimler) gazetesinin ekiydi.
İLK ANTOLOJİ
Ülkemizde edebiyattaki belirli özellik ve tanımlamaya uygun ilk antolojiler, Refik ve Tevfik beylerin 1865 yılında birlikte hazırladıkları "Letaif-i İnşa" (Düzyazı Örnekleri), Ebüzziyya Tevfik'in 1878 yılında yayımladığı "Nümune-i Edebiyat-ı Osmaniye" (Osmanlı Edebiyatı Örnekleri) gibi ürünlerdir. Ancak, bu antolojilerden çok önce, 1436 yılında Ömer İbni Mezit, 13, 14 ve 15. yüzyıl başlarında yaşamış 83 ozanın 397 beytini bir araya toplayan "Mecmuatül-Nezair" (Beyit Derlemeleri) adıyla bir antoloji denemesi yapmıştır. Bu eserden günümüze kalan teki, Niğde'de Ferit Faik'in özel kitaplığında bulunuyor.
İLK ARKEOLOJİ MÜZESİ
Türkiye'de ilk arkeoloji müzesi 1846 yılında Tophane Müşiri (Mareşal) Damat Fethi Paşa tarafından kurduruldu. Fethi Paşa'nın eski eserlere karşı duyduğu ilgi nedeniyle o zaman Harp Okulu'nun ambarı olan Aya İrini Kilisesi "müze" olarak düzenlendi. Çeşitli illerden toplanan eski eserler buraya getirildi. Bugün burası askeri müzedir.
TARİHİMİZDE İLK ARABA
Türklerin tarihinde ilk arabanın M.Ö. 2 bin yılında kullanılmaya başlandığı eski Çin kaynaklarından öğreniliyor. Türkler, arabayı yük taşımada ya da oturmak için kullanırlar, savaşa atla giderlerdi. Hatta, arabanın bulucusu da Türklerdir ve anayurdu Asya'dır,. Türkiye'de arabanın şehirler arasında taşıt aracı olarak kullanılması Sultan Mahmut II'nin Kartal'da yapılan bir posta yolunun açılış törenine katılmak amacıyla bindiği faytonla başlar. Bunu "Tarih-i Lütfi"den öğreniyoruz.
İLK ARABA VAPURU
Türkiye'de ilk araba vapuru "Suhulef'tir. Araba vapuru düşüncesinin de ilk kez Türklerden çıktığı bilinir. Osmanlılarda deniz taşımacılığı "Şirket-i Hayriye" adlı kuruluş tarafından yapılıyordu. Bu kuruluştan bir yöneticiyle bir teknisyen, araba vapuru yaptırmak için İngiltere'ye gittiler. 1869 yılında da iki araba vapuru ısmarlandı. O sıralarda İngiltere'de bile karşıdan karşıya deniz ulaşımı, halat ya da zincirlerle çekilen sallarla yapılmaktaydı. 1870'de "Suhulet", 1871'de de "Sahilbent" araba vapurları, İstanbul'da Anadolu ile Rumeli yakası arasında çalışmaya başladılar. Her ikisi de yandan çarklıydı.
İLK ARŞİV
Ülkemizde ilk arşiv deposu Mustafa Reşit Paşa tarafından yaptırıldı. Bu devre kadar devlet belgeleri, torba, sandık gibi dağınık yerlerde saklanırdı. Bu durumu gözönüne alan Mustafa Reşit Paşa, bugün de arşiv deposu olarak kullanılan binayı yaptırdı. İlk adı "Hazine-i Evrak" olan bu kuruluş, şimdi Başbakanlık Arşiv Genel Müdürlüğü'dür.
İLK ATATÜRK ANITI
Türkiye'de ilk Atatürk anıtı, İstanbul Gülhane Parkı'nın denize yakın bölümünde 3 Ekim 1926 günü dikildi. Anıtı, Avusturyalı heykelci Krippel yaptı.
İSTANBUL'DA İLK ASKERİ LİSE
İstanbul'da, Maçka Kışlası'nda, 1846 yılında, "Mekteb-i Fünûn-ı İdadi" adıyla öğretime başladı. Bu okul, 1924 yılında "Kuleli Askeri Lisesi" adım aldı. Kara Harp Okulu'na öğrenci yetiştiren ve halen Çengelköy'de bulunan okula, "Kuleli" adının verilmesinin nedeni, binanın iki yanında bulunan kulelerindendir.
İLK ATLAS
Çağdaş anlamda ilk atlas denemeleri Tanzimat döneminde yapıldı. İlk Türk atlası, Paris Coğrafya Topluluğu üyesi olan Hafız Ali Şeref tarafından yapıldı. 21 Haziran 1868'de Paris'te bastırılan bu atlasta 21 haritayla birçok şekil vardı.
İLK AVRAT PAZARLARI
Tarihimizde ilk avrat pazarları Osmanlı İmparatorluğu zamanında kurulmuştu. 19. Yüzyılın sonuna kadar süren avrat pazarlarının bu adla anılmasının nedeni, alıcı ve satıcısının yalnız kadınlardan olmasıdır. Bu tür pazarların en ünlüsü ise İstanbul'da Cerrahpaşa- Kocamustafapa arasındaki geniş alanı kaplamış olanıdır. Burayı Kanuni Sultan Süleyman'ın karısı Hürrem Sultan, önceleri Pazar yeri olarak kurdurmuştu.
AVRUPA GEZİSİNE ÇIKAN İLK PADİŞAH
Tarihimizde Avrupa gezisine çıkan ilk padişah, Sultan Abdülaziz'dir. 21 Haziran 1867 günü Fransa İmparatoru III. Napoleon'un çağrısı üzerine deniz yoluyla Avrupa'ya giden Abdülaziz, Fransa'nın Toulon kıyı kentine çıktı, oradan da Paris'e ulaştı. Burada uzun süre kalan Abdülaziz, Uluslararası Paris Sergisi'ni gezdi, iki ülkeyi ilgilendiren konularda görüşmeler yaptı. Daha sonra İngiltere Kraliçesi Victoria'nın konuğu olarak Londra'ya giden Abdülaziz, Viyana, Budapeşte ve Rusçuk'a da uğradı. 7 Ağustos 1867'de ülkesine döndü. Abdülaziz'in Türk hükümdarı sıfatıyla yurt dışına ilk kez çıkışı, dış ilişkilerimiz açısından önemli bir olay olarak yorumlandı. Ancak, unutmamak gerekir ki, Osmanlı devletinin kuruluşundan sonraki Osmanlı padişahları, ordularının başında defalarca fetih savaşlarına çıkarak Avrupa ortalarına kadar gittiler. I. ve II. Murat, Yıldırım, Fatih, Yavuz, Kanuni Selim, tüm Balkan ülkelerini, Macaristan ve Avusturya ile Almanya'yı görerek tanımışlardır.
AVUKATLIK YAPAN İLK TÜRK
Türkiye'de avukatlık yapan ilk Türk, Kırımîzade Neşet Molla'dır. 1843-1906 yıllarında yaşayan Neşet Molla, Kırımlızade Reşit Efendi'- nin oğludur. Muallimhane-i Nüvyab'tan mezun olduktan sonra 1892 yılında İstanbul'da avukatlığa başlayan Neşet Molla, ilk Türk avukatıdır. Kırımîzade Mecmuası ve Fihristi ile Ahlak adlı iki eseri vardır.
İLK AYAKKABI YAPIMEVİ
Türkiye'de ilk ayakkabı yapımevi, İstanbul Beykoz'da kuruldu. 1810 yılında Hamza Bey adında birisi deri yapımevi açtı. Sonraları bu yapımevinde kundura yapılmaya başlandı. Sultan II.Mahmut,1816 yılında ordu ayakkabılarının buradan sağlanmasını istemişti. 1942 yılında makineleştirilen Beykoz kundura yapımevi, 1933 yılından bu yana Sümerbank tarafından işletilmekte idi.
İLK SENATO (Ayan Meclisi)
23 Aralık 1876 günü yürürlüğe giren Anayasa ile birlikte "Heyet-i Ayan" yani senatörler kurulu oluşturuldu. Bu kurul, ilk Türk senatosu olarak nitelenir. Yürütme organı görevini üstlenen Heyet-i Ayan üyelerini padişah seçerdi. Üyelerin sayısı, milletvekilleri toplamının üçte birini geçemezdi. İlk Ayan Meclisi, 19 Mart 1877 Pazartesi günü Server Paşa başkanlığında Dolmabahçe'de çalışmalarına başladı. İlk Ayan Meclisi'nin 27 üyesi vardı. II. Abdülhamit, 13 Mart 1878 günü Ayan Meclisi'ni dağıttı, ama üyeler devletten aylıklarını almaya devam ettiler.
İLK ATICILIK SPORU
Ülkemizde ilk atıcılık sporu (baltrap) İstanbul'da yapıldı. Atıcılık sporunu Türkiye'ye getiren kişi ise Bulgaristan'ın Filibe kentinden Niyazi Kızıltepe'dir. Yurdumuzda en eski atıcılık kulübü ise 1921'de İstanbul'da Avcılar ve Atıcılar İhtisas Kulübü adıyla açıldı. Avcılık ve Atıcılık Federasyonu ise 1940 yılında kuruldu.
İLK AT KOŞULARI
Ülkemizde ilk at koşuları Enver paşa ve arkadaşlarının kurduğu "Islah-ı Nesl-i Peres"yani "At Soyunu Geliştirme Derneği"nce düzenlendi. Cumhuriyet'in ilanını izleyen yıllarda ise at koşuları Tarım Bakanlığı'nın organizasyonunda gerçekleştirilmeye başladı. İlk Gazi Koşusu ise 1927 yılında yapıldı. Türkiye Jokey Kulübü de 1950 yılında kuruldu. 1953 yılından itibaren de yapılan bir sözleşme ile Türkiye'deki koşuların düzenlenmesi ve müşterek bahis oynatma yetkisi Jokey Kulübü'ne verildi.
İLK ATLETİZM ÇALIŞMALARI
Türkiye'de ilk atletizm çalışmalarına 1922 yılında başlandığı söylenebilir. 1912-1913 yıllarında tek tük görülen atletizm denemeleri birkaç heveslinin ilkel çalışmalarından öteye gidememiştir. Bu ilk atletizm heveslileri Silifkeli Şükrü, Doktor Nurettin Otmar, Selahattin ve Asım beylerdir.
İLK AT ÜRETME ÇİFTLİĞİ (Hara)
Yurdumuzda ilk at üretme çiftliği yani hara, 1913 yılında Eskişehir Çifteler'de (Aziziye) kuruldu. Kurtuluş Savaşı'nda Yunanlılar, burayı da yakıp yıkarak kullanılmaz duruma getirdiler. Bu hara, 1923 yılında yeniden düzenlendi. Böylece de Türkiye'de ilk at yetiştiriciliği başlamış oldu.
İLK AYRICALIK
Yabancılara verilen ilk ayrıcalık I.Bayezit'in oğulları Musa ve Süleyman Çelebi'lerin Venediklilere bazı ticaret işlerinde "özel" yetki tanımalarıyla ortaya çıkar. Bu ayrıcalıkları (imtiyaz) II. Murat'ın Cenevizlilere, Fatih Sultan Mehmet'in de azınlıklara "dinsel" ve Venedik, İtalyan, Cenevizliler ile Rodos şövalyelerine de ticaret yapma, tuzları işletme yetkileri vermesi izler. Başlangıçta önemsenmeyen bu imtiyazlar giderek 1536 yılında Kanuni Sultan Süleyman'la başlayan kapitülasyonların devletin başına bela kesilmesinin kaynakları olacaktı.
İLK BAHAR BAYRAMI
Yurdumuzda ilk bahar bayramı, 1921 yılında kutlandı. Ancak, bu ilk kutlama, bir işçi bayramı niteliğindeydi. 27 Mayıs 1935 günü çıkarılan 2739 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkındaki Yasa ile 1 Mayıs gününün "Bahar Bayramı" olarak kutlanması kesinleşti. 12 Eylül 1980'de yapılan askeri harekâttan sonra çıkarılan bir yasa ile, 1 Mayıs'ın resmi bayram olarak kutlanması kaldırıldı. (22 Nisan 2009 tarihinde TBMM'de kabul edilen yasa ile 1 Mayıs tekrar resmi tatil ilan edilmiştir.)
İLK BAHRİYE NEZARETİ
Türkiye'de ilk Bahriye Nezareti, 19 Mart 1867'de kurularak çalışmalara başladı. Bu kuruluştan önce Deniz Kuvvetleri'nin işlerine kaptan paşalar bakardı. İlk Bahriye Nazırı ise Hakkı İsmail Paşa'dır.
İLK BAKALORYA (Olgunluk) SINAVI
Türkiye'de bakalorya biçiminde sınav uygulaması ilk kez Galatasaray Lisesi'nde yapılmaya başlandı. 1 Eylül 1869'da yayımlanan bir tüzükle, lise ya da lise düzeyindeki okulları bitirenlerin yüksekokullara girebilmeleri için bakalorya yöntemi uygulandı. Buna olgunluk sınavı da denir. 1926-1936 yıllarında lise bitirme sınavlarıyla, yakın zamanlara kadar süregelen olgunluk sınavları da bir çeşit bakalorya niteliğindeydi.
İLK BALIK BİLİMİ
Ülkemizde balık bilimiyle ilgili ilk çalışma, 1914 yılında Balıkhane Müdürü olan Karakin Deveciyan'ın, "Balık ve Balıkçılık" adıyla yazdığı bir kitapla başlar. Deveciyan'ın kitabı, bugünkü balık bilimi ölçüleriyle bağdaşmıyorsa da, bu konudaki ilk adım ve araştırma olarak çok önemlidir. Türkiye'de ilk Balıkçılık Araştırma Şubesi'ni 1916 yılında İtalya'nın Napoli kenti Zooloji İstasyonu görevlilerinden Doktor Viktor Bayer kurdu. Balıkçılık konusunda bilimsel nitelikteki ilk olumlu kuruluş, 1950 yılında İstanbul Üniversitesi'ne bağlı olarak çalışmalarına başlayan Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü olmuştur.
İLK BALKAN OYUNLARI
Balkan Oyunları'nın temeli, 1928 yılında Amsterdam'da yapılan olimpiyatlar sırasında atıldı. Türkiye'den Burhan Felek, Yunanistan'dan Rinopulos, Romanya'dan Boresku, Yugoslavya'dan Dobrin ve Bulgaristan'dan Kaçev, bir anlaşma yaparak Balkan ülkeleri arasında çeşitli spor dallarında yarışmalar düzenlenmesini kararlaştırdılar. 1929 yılında resmen başlayan Balkan Oyunları, Türkiye' de ilk kez 1932 yılında İstanbul'da yapıldı.
İLK BANDO OKULU
Türklerde ilk bando okulunun kuruluşu, Muzika-i Hümayun (saray ya da padişah bandosu)adıyla 1827 yılında II.Mahmut'un isteğiyle gerçekleşti. İlk bando okulunun başına Mangel adlı bir öğretmen getirildi, ancak yetersiz görülünce, yerine 1828 yılında devrin ünlü bando yöneticilerinden İtalyan Guiseppe Donizetti atandı. Donizetti, 1831 yılında da. Askeri Mızıka Okulu'nu açtı.
İLK BANKA
Ülkemizde gerçek anlamda kurulan ilk banka, İstanbul Bankası'dır. 1847 yılında faaliyete geçen bu bankadan sonra, 1863 yılında Osmanlı Bankası ve daha sonra da başka yabancı bankalar açıldı. 1867 yılında bütünüyle yerli sermayeli bankalar kurmak kararı alınınca, ilk yerli banka kuruluşumuz olan Emniyet Sandığı ortaya çıktı.
İLK BARAJ (Su bendi)
Türkiye'de ilk baraj, 1619 yılında Osmanlı Padişahı II. Osman'ın yaptırdığı "İkinci Osman" ya da öteki adıyla "Topuz Bendi" dir. Yüksekliği, 9 metre 91 santimetredir. III. Ahmet, 1722'de 9 metre 41 santimetre yüksekliğindeki Büyük Bent'i yaptırdı. Osmanlılar devrinde yapılan en büyük baraj, 1890'da hizmete giren 18.5 metre yükseklikteki Elmalı Bendi'dir.
Cumhuriyet'in ilanından sonra yapılan ilk baraj ise, 1936'da tamamlanan Çubuk Barajı'dır. Yüksekliği 33 metre olan bu baraj, Ankara ili sınırları içindedir. Özellikle 1950'li yıllardan sonra birçok büyük barajlar yapıldı. Bunların içinde en büyüğü, Doğu Anadolu'- daki Keban Barajı'dır. Ancak, Güney Anadolu Projesi (GAP) içinde ye alan ve yapımı hale süren Atatürk Barajı, tamamlandığında, yurdumuzun en büyük barajı olacaktır.
İLK KADIN BAKAN
Türkiye'nin ilk kadın bakanı, Prof. Dr. Türkân Akyol'dur. 12 Mart döneminde 1. Erim Kabinesi'nde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı'na getirilen Akyol, 1928 yılında İstanbul' da doğdu. Ankara Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra, göğüs hastalıkları konusunda ihtisas yapan ve 1964'te doçent, 1969'da ise profesör olan Türkân Akyol'un, bir başka özelliği de, seçimle gelen ilk rektör olması.
İLK BARUTHANE
Türklerde ilk baruthane, yani barut yapımevi, II. Bayezit tarafından Kâğıthane'de 1490 yılında kurduruldu.
İLK BASIMEVİ
1493 yılında İstanbul'da, 1495 yılında da Selanik'te bir basımevi açan Museviler, buralarda Tevrat, yorum, dilbilgisi ve tarih türünde kitap basarak, ilk basımevini gerçekleştirdiler. Bunları, İtalya'da basım işlerini Öğrenen Tokatlı Apkar adlı Ermeni asıllı bir yurttaşımızla, oğlu Sultanşah'ın birlikte kurduğu basımevi izler. 1567'de ilk kez bir Ermenice dilbilgisi kitabı yayımladılar. 1627'de Nikodemos Metaksas adındaki biri, Londra'dan getirttiği basımevi gereçleriyle Museviliği yeren küçük bir kitap çıkarttı.
İLK BASKETBOL MAÇI
Türkiye'de ilk basketbol maçı, Robert Kolej öğrencileri tarafından 1904 yılında yapıldı. Türklerin basketbolu ilk kez öğrenip oynamalarıysa, devrin ünlü kalecisi ve Galatasaray Lisesi Beden Eğitimi öğretmenlerinden Ahmet Robenson'un çabasıyla oldu. Ahmet Robenson, 1911 yılında eline geçen bir Amerikan dergisinde, bu oyunu tanıdı ve öğrencilerine oynatmak istedi. 10'ar kişilik takımlar arasında yapılan ilk karşılaşmada, oyun kurallarını bilen olmadığından, hepsi sakatlandı. Türkiye'de ilk basketbol liginin kuruluşu, 1915 yılında gerçekleşti. Türkiye Basketbol Şampiyonluğu ise, 1946'da başladı.
İLK TÜRK BAYRAĞI
Türk boylarının, kendilerine özgü bayrakları vardı. Bu boylar birleşerek han buyruğu altına girince, "hanın bayrağı" savaş alanlarında görülmeye başladı. Son yıllarda Türkistan'da yapılan kazılar, üzerinde insan ve hayvan resimleri bulunan bayrakları ortaya çıkardı. Ancak, Türklerin ilk bayrağının hangisi olduğu kesinlikle belli olmamıştır.
Osmanlılarda I.Mahmut devrinde yeşil olan donanma bayrakları, III. Selim devrinde kırmızı oldu ve üstündeki "hilal"e sekiz köşeli yıldızlar eklendi. Cumhuriyet devrine kadar bayrağımızda da çeşitli değişiklikler oldu. 29 Mayıs 1926'da saltanat kaldırılıp "Bayrak Yasası" yürürlüğe girince, bayrağımız bugünkü kesin biçimini aldı.
TÜRKLERDE İLK BAYRAMLAR
Türklerin, Ergenekon'dan ilk çıkışlarını her yıl bayram şenlikleri düzenleyerek kutladıkları, "Ergenekon Destanı"nda yazılıdır. Hakanın da katıldığı kutlama şenlikleri, örs üstünde demir dövülerek başlardı. Dede Korkut, bayram niteliğindeki çeşitli törenlerden söz eder. Hakanların doğum günleri, başa geçişleri, evlenmeleri, çocuklarının doğumları, başarı kazandıkları savaşlar, bayram gibi kutlanırdı. Türk geleneğinde Müslümanlıktan sonra Ramazan ve Kurban bayramları kutlanmaya başlandı.
İLK BEDEN EĞİTİMİ GÖSTERİLERİ
İstanbul'da 16 Mayıs 1919 günü, şimdiki Fenerbahçe Stadyumu'nun bulunduğu alanda yapıldı. Gösteriyi düzenleyenler, Erkek Öğretmen Okulu öğrencileriydi. Daha sonra bu bir gelenek oldu ve her yıl Mayıs ayında gösteriler yapıldı. Atatürk'ün Samsun'a ayak bastığı gün olan 19 Mayıs, "Gençlik ve Spor Bayramı" adıyla 1938 yılında çıkarılan bir yasa ile kesinleşince, spor gösterileri de bu bayram gününe alındı. "Dağ Başını Duman Almış" marşı da, ilk Gençlik Marşı olarak kabul edildi.
İLK BELEDİYE
Günümüzdeki anlamıyla ilk belediye örgütü, 1869 yılında İstanbul'da çakmalarına başladi. Yurdun çeşitli yerlerindeki belediyelerin hizmet vermeye başlaması, 1870'li yıllardan sonradır. Bu tarihlerden önce belediye işlerine bakan benzer kuruluşlar görüldüyse de, bunlar belediye kavramı içinde tanımlanamaz.
TARİHTEKİ İLK BEŞİK
Dünya tarihinde ilk beşik, M.S. 1. Yüzyılda kullanılmaya başlarken, bu yüzyıl içinde Orta Asya'da Yedisu alanında yapılan kazıda, Hun mezarından bir beşik çıkmıştır. Bu beşik, bugün Kırgızların kullandığı beşiğin aynıdır. Türk beşikleri, biçim ve nitelik bakımlarından Türk topluluğunun aşamalarını gösterir. Yürüklerde, çocuk sırtta taşınır, bu arada seyrek olarak da ağaçtan, deliksiz basit bir beşik kullanılır. Ege Bölgesi'nde, tabanı düz, yanları dışarıya meyilli, baş ve ayak uçlarına kasnak geçirilen ve üst kısmında, tutmak için kaş denilen bir kol bulunan beşikler vardır.
Doğu ve Orta Anadolu'da kullanılan ağaçtan yapma beşiklerde, çocuk ağ gibi bir çeşit somya üzerine konan minderde yatırılır. 15. yüzyıldan sonra madeni beşikler, ağaç beşiklerin yerini aldı. Osmanlı sarayında beşiklerin üzerine konan "serasker" örtü ve yorgan, en değerli taşlarla süslenirdi. Doğan padişah çocuğuna, Hazine Kethüdası aracılığıyla Hazinehane'de gümüş kabaralı, süslü bir beşik yaptırılır ve haremin kapısına kadar götürülürdü. Bu arada, padişah annesinin hazırlattığı bir beşikle, yorgan ve puşide denilen sırmalı beşik örtüsü, büyük bir törenle eski saraydan yeni saraya nakledilirdi. Bu törene de "beşik alayı" denirdi. Bu alaya, bütün devlet büyükleri katılırdı. Doğumun altıncı günü sadrazam tarafından altın ve mücevherlerle süslü bir beşik hazırlanır ve çocuk erkekse, buna bir de sorguç eklenerek, yine törenle Paşakapısı'ndan Topkapı Sarayı'na götürülürdü. Bundan sonra kurbanlar kesilir ve eğlenceler başlardı.
İLK BİLARDO
Diktörtgen biçimindeki üstü yeşil çuhayla kaplı özel masalarda, üç topla ve isteka denilen sopalarla oynanan bir oyun olan "bilardo", yurdumuza ilk kez 19.yüzyılın ikinci yarısında girdi.
İLK BİLMECELER
Türkler de ilk bilmecelerin geçmişinin çok eski zamanlara dayandığı ve bunların genellikle "halk bilmeceleri" olduğu sanılmaktadır. 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut'un "Türk Dilleri Sözlüğü" adlı kitabı da bu sanıyı doğrulamaktadır.
İLK BİNA VERGİSİ YASASI
Türkiye'de ilk Bina Vergisi Yasası, 1861 yılında çıkarıldı. II. Abdülhamit zamanında çıkarılan bu yasa ile ilk kez binalardan alman vergi ile devlete gelir temin edildi.
İLK BİNİCİLİK KULÜBÜ
Türklerde binicilik ve atla spor yapma geçmişi, çok eski çağlara uzanır. Orta Asya'da Türkler, atı çeşitli amaçlarla kullandılar. Elimizdeki belgelerden, atın savaşta olduğu kadar, barışta da önemli bir yeri olduğu kanıtlanır. Türklerin, "at, avrat, pusat" deyimi, bunlara ve bu arada " a t " a verdikleri değeri açıklar. Anadolu'nun birçok yerlerinde tören ve bayramlarda çeşitli at oyunları oynanır. En önemlileri, cirit, oğlak ve çevgendir (At üstünde sopayla oynanan bir oyun). Bu oyunlar, Türklerin bilinen en eski atlı oyunlarıdır. İlk binicilik derneği ise 1913 yılında Sipahi Ocağı adıyla açıldı. Amacı, ata binmeyi, atçılığı, at sporunu geliştirmek olan bu ocağın kurucuları arasında, devrin ünlü kişilerinden Mahmut Şevket'le Mahmut Muhtar paşalar vardı.
İLK BİRA FABRİKASI
Türkiye'de ilk bira fabrikası, 1912 yılında Aydın'da, özvarlığı yabancı kaynaklı Bomonti Nektar Şirketi tarafından kuruldu. 1940'ta Tekel İdaresi, Aydın Bira Fabrikası'nı satın alarak, burada "rakı" üretimine başladı.
BİSİKLET SPORUNUN TÜRKİYE'YE İLK GİRİŞİ
Meşrutiyet'ten önce İstanbul Tepebaşı'nda bulunan iki bisiklet satıcısı, müşteri çekmek amacıyla gösteriler düzenledilerse de, ilgi çekemediler. Bisikletin yurdumuza kesinlikle ilk girişi ve yayılması 1910 yılına rastlar. İlk uluslar arası bisiklet yarışmaları da İstanbul'da 1927 yılında Bulgarlarla yapıld;. Ülkemizde ilk bisiklet federasyonu ise 1924 yılında kuruldu. İlk Türkiye Bisiklet Birinciliği Yarışması da yine aynı yıl Ankara'da, Muhafızgücü Spor Alanı'nda düzenlendi ve bu yarışmayı Cavit Cav kazandı. 1924 yılında Paris'te düzenlenen olimpiyat oyunlarına bisiklet dalında yarışmak üzere giden Fahri Ağabey, Cavit Cav ve Raif Bey'den kurulu Bisiklet Milli Takımımız, yarışmaya girebilmek için satın alabilecek bisiklet bulamadıklarından geri döndüler. Bisiklet sporunda olimpiyat oyunlarına ilk katılışımız, bu nedenle 1928 Amsterdam Olimpiyat Oyunlan'nda mümkün olabildi.
İLK KADIN BELEDİYE MEMURU
Türkiye'nin ilk belediye zabıta memuresi Afife Irk (İpek)'tir. 1952 yılında Erzurum'da belediyeye giren Afife Irk, zabıta memuresi olarak bir süre çalıştıktan sonra, Muhtaç Asker Aileleri Şubesi Şefi oldu. 32 yıl hizmet ettikten sonra, 1978 yılında emekli olmuştur.
İLK BİYOGRAFİ
Kişilerin ilgi çekici yaşam öykülerini, yaptıkları önemli işleri bütün yönleriyle toparlayıp yazma türü ola biyografilerin Türkiye'de ilk örneklerine tarihler, menakıpnameler (tarihe geçmiş ünlü kişilerin yaşantılarından örnekleri tezkerelerde (pusula, betik) rastlıyoruz. Hoca Dehhani'nin "Selçuklular Şehnamesi", Mustafa Darir'in "Tercüme-i Siretü'n-Nebî", Bursalı Lâmii"nin "Peygamberlik İşaretleri", "Bakî'nin "Kesin Bilginin İzleri" adlı biyografileri, çağlarının ünlü ürünleridir.
İLK BOKS KULÜBÜ
Ülkemizdeki ilk boks kulübü, 1919-1920 yıllarında Akşiyani Efendi ile Musevi bir yurttaşın çabasıyla kuruldu. İstanbul Taksim'deki Şantekler Salonu'nu tutan ilk boks kulübünün giderleri, Fransa Boks Federasyonu'nca karşılanıyordu. Türkiye'deki ilk boks federasyonu da, 1923 yılında kurulan Türkiye İdman Cemiyeti İttifakı'ndan hemen sonra gerçekleştirildi. İlk Boks Federasyonu Başkanımız da Eşref Şefik Atabey'dir. Bağımsız bir federasyon olan Boks Federasyonu, boksun gereken ilgiyi görmeyişi nedeniyle bir süre sonra kapandı.
İLK BORSA
2 Aralık 1873 günü bir tüzükle çalışmaya başlayan Dersaadet Tahvilat Borsası, Türkiye'nin ilk borsası sayılır. 16. ve 17. Yüzyıllarda Osmanlılar'da sanat ve ticaretle uğraşanların lonca örgütleri de ilk borsa kuruluşlarıysa da, "resmi" bir nitelik taşımazlar. Ülkemizde ilk ticaret borsası İzmir'de, İzmir Ticaret ve Sanayi Borsası adıyla 1886 yılında kuruldu.
İLK BUHARLI GEMİ
Yurdumuza ilk buharlı gemi, 1827 yılında getirildi. Bu tür deniz araçlarıyla deniz ticaretinin başlaması ise 1843 yılında Bahriye Nezareti'nin İzmit-Gemlik-Tekirdağ iskeleleri arasında "Seyr-i Bahri" adlı bir gemiyi bu amaçla çalıştırmasıyla olmuştur. Türk deniz ticareti de böylelikle başlar. Yine aynı yıl, başka bir gemi daha çalıştırılmış, ayrıca Boğaziçi'nde de "Eser-i Hâyr" adlı bir vapur işletilmeye başlanmıştır.
İLK KADIN BÜYÜKELÇİ
Türkiye'nin ilk kadın büyükelçisi Filiz Dinçmen'dir. Halen Strasbourg'daki Avrupa Konseyi Daimi Temsilcimiz olana Dinçmen, 1982 yılında ilk kadın büyükelçi olarak nasıl atandığını şöyle anlatıyor: "Üniversiteyi bitirince, Dışişleri'ne girdim. Eşim, üniversiteden sınıf arkadaşımdı. İlk görev yerim New York'taki BM Temsilciliği oldu. Orada, eşimle evlendik. Daha sonra Tahran'a tayin olduk. Sonra, Ankara'ya, Bakanlığın Ekonomik İşler Dairesi'ne atandık. Bu görevi takiben de Brüksel'deki AET Daimi Temsilcilik görevini üstlendim. Brüksel'den döndükten sonra da 6 yıl süreyle bakanlıkta çeşitli görevlerde bulundum. 1982 yılında da Türkiye'nin ilk kadın büyükelçisi olarak Lahey Büyükelçiliği'ne atandım. Kadın olduğum için bu görevde başlangıçta zorluklarım oldu, ancak, daha sonra herkes bana yardımcı oldu. Bunu şükranla hatırlıyorum."
İLK CUMHURBAŞKANI
Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı, Mustafa Kemal Atatürk'tür. 29 Ekim 1923 gününün gecesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yaptığı olağanüstü toplantıda üyelerin oybirliğiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaşkanlığına seçilmiş oldu.
İLK CASUSLUK ÖRGÜTÜ
Osmanlılarda casusluk, devletin kuruluşuyla başlamıştır. Araştırmalar, Osmanlı Devleti'nin kurucusu I. Osman'ın beyliği çevresindeki bey ve tekfurlara karşı casuslar kullandığını gösterir. Tarihimizde belirli ilk casusluk örgütünü İstanbul'u almayı aklına koyan Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Uçan kuştan kuşkulanan II. Abdülhamit ise, casusluk örgütüne büyük önem vererek geliştirmiştir. 1908'de ilan edilen Meşrutiyet'le, bu örgüt kaldırıldı.
İLK CERRAHHANE (Ameliyathane)
14 Mart 1827'de II. Mahmut'un emriyle Cerrahhane-i Âmire adıyla kuruldu. İstanbul Şehzadebaşı'nda açılan bu kuruluşun yönetimi ve eğitimi, bir Macar dönmesi olan Mehmet Necati Efendi tarafından yapıldı. 20'ye yakın cerraha (operatöre) meslekle ilgili bilgiler verildi.Cerrahhane,1832 yılında Topkapı Sarayı duvarlarının dışına taşındı. Yaşı küçük erlerden cerrah yetiştirmek amacıyla öğrenciler alındı. Başına da ünlü Fransız cerrahı Sad dö Kaliyer, müdür olarak getirildi. Tıp ve cerrahlık öğrenimi, ilk başta ayrı okullardaydı. Bu kurum, 1838 yılında Tıp Okulu'yla birleştirildi. Cerrahhane'nin bilinen en eski mezunları, Hekimbaşı ve Cerrah İsmail Paşa, Kâmil Ali, Hüseyin, Şerif, Nuri ve Veli efendilerdir.
İLK CEZA YASALARI
Ülkemizde ilk ceza yasalarının yapımı Fatih Sultan Mehmet ile Kanuni Sultan Süleyman'ın dönemlerinde gerçekleşti. Ancak, bu yasalar, genel ceza kurallarının hepsini kapsamaktan oldukça uzaktı. İlk genel ceza yasası, 1840 yılında yürürlüğe giren "Genel Ceza Yasası"dır.
İLK COĞRAFYA
Coğrafya ile ilgili yayınların Türkçeye çevrilişi, Osmanlıların ilk dönemine kadar uzanır. II. Murat'la Fatih, coğrafya bilimine büyük önem verirlerdi. Osmanlı İmparatorluğu'nun deniz sınırları genişledikçe de deniz coğrafyacılığı ilerledi. Pirî Reis'in"Kitâb-ı Bahriye" (Denizcilik Kitabı), Şeydi Ali Reis'in "Mir'atü'l-Memâlik" (Ülkelerin Aynası) ve Muhit (Çevre) adlı coğrafya kitapları, bu alandaki çabaların ilk ürünleridir. Osmanlı devleti, ilk kez uluslararası bir coğrafya sergisine kitap ve haritalarla 1875 yılında katıldı.
I. Dünya Savaşı sırasında da İstanbul Üniversitesi'ne bağlı bir Coğrafya Araştırma Kurumu açıldı. Bu ilk araştırma kurumunun ilk öğretim görevlileri, Profesör Erid Obst'la Faik Sabri Duran'dır.
TÜRKLERDE DİN UĞRUNA YAPILAN İLK SAVAŞ (Cihad)
Osmanlılarda, savaşlara dinsel bir nitelik vermek, gelenek haline getirilmişti. Cihad ilanının kendine özgü bir töreni vardı. Tarihimizde ilk "cihad ilanı", 1389'da başlayan Birinci Kosova Savaşları sırasında olmuştur.
İLK CUMA TATİLİ
Osmanlı İmparatorluğu'nda, Tanzimat'a kadar "hafta sonu" dinlenme tatili yoktu. Müslümanların tatil günü sayılan cumanın Osmanlılarca tatil günü olarak seçilmesi, 1839 yılındadır. Bilindiği gibi, Cumhuriyet'in ilanından sonra 1935'te çıkarılan bir yasa ile,"pazar" günü, hafta sonu tatili olarak kabul edildi.
CUMHURİYETİN İLK İLANI
TBMM, 29 Ekim 1923'te olağanüstü bir toplantı yaptı. Oybirliğiyle onaylanan bir yasa taslağı, yasa haline getirildi. Bu yasaya göre, bundan böyle devletin yönetim biçimi cumhuriyet oluyordu. Cumhuriyet'in ilanıyla, tarihimizde ilk kez ulusun kendi kendisini yönetme, denetleme devri başlıyordu. Atatürk'ün önderliğinde verdiğimiz Kurtuluş Savaşı, böylece Cumhuriyet'in ilanı ile bütünlendi.
İLK ÇAY ÜRETİMİ
Yurdumuzda çay üretimine, Japonya'dan 1878 yılında getirilen tohumların örnek çiftliklere ekimiyle başlandı. Bu ilk denemenin olumlu sonuç verdiğini gören Halkalı Tarım Okulu Müdürü Ali Rıza Ertem, Rize ve Artvin dolaylarında çay üretmek için büyük çaba gösterdi. Çayın işlenip kullanılabilecek duruma gelmesini sağlamak amacıyla ilk kez Rize'de yapımevleri açıldı. Çayın günümüzdeki teknikle işlenip ambalajlanması, ancak 1947-1948 yıllarında gerçekleşti.
İLK CAM FABRİKASI
Çağdaş gereklerine uygun anlamda ilk cam fabrikası, 1934 yılında İstanbul Paşabahçe'de kuruldu. "Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası" adlı bu kuruluş, Türkiye'nin cam gereksiniminin büyük bir bölümünü karşıladıktan başka, yurt dışına da ihraç ürünler üretiyordu. Son yıllarda büyük bir gelişme gösteren fabrika, Avrupai anlamda eşyalar yapmaktadır.
Türklerde camın geçmişi, çok eskilere uzanır. Selçuklu Türkleri, camdan çok çeşitli biçimde yararlandılar. İstanbul'un alınmasıyla, Osmanlı Türklerinde camcılık, büyük çapta gelişti.17. ve 18. yüzyıllarda Eğrikapı-Tekfur Sarayı arası bir camcılık sitesi durumuna geldi. 1848 yılında Çubuklu'da kurulan ilkel cam yapımevinde, "çeşm-i bülbül" (bülbül gözü) denen ünlü kristaller yapılmaya başlandı. Bugün Beykoz İşi denilen bu kristaller, ışıkta kırmızı renkte yansırlar.
TÜRKLERDE İLK ÇEK
Tarihimizde para yerine 'çek" kullanmayı ilk öneren, Kazazyan Agop Paşa'dır. Agop Paşa, Osmanlı Maliye bakanlarındandı. Alışverişte büyük kolaylık sağlayan çek kullanımını, Agop Paşa, 1885 yılında yurdumuza getirdi.
İLK ÇİKOLATA FABRİKASI
1924 yılında İstanbul'da çalışmaya başladı. Fabrika kurulmadan önce çikolata, Türkiye' ye dışarıdan getirilirdi.
İLK ÇİMENTO ÜRETİMİ
Yurdumuzda ilk çimento üretimi, 1911 yılında Danca'da kurulan çimento fabrikasıyla başladı.
İLK ÇOCUK TİYATROSU
Türkiye'de ilk çocuk tiyatrosu temsilleri, 1935. yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda verildi. İlk oyun da M.Kemal Küçük'ün yazdığı Çocuklara Tiyatro Dersi, Gülmeyen Çocuk'tu. Büyük ilgi gördü. Bu nedenle 1947'de Devlet Tiyatrosu, İzmir Şehir Tiyatrosu'nda Çocuk Tiyatrosu bölümleri açıldı.
İLK DAĞCILIK
İlk Türk dağcısı, Profesör Ali Vehbi Türküstün'dür. 1877-1937 yıllarında yaşayan bu dağcımız, Avrupa'daki Montblanc Tepesi'ne, Türk bayrağını ilk diken Türk'tür. Türküstün'ün adı, Türk dağcıları tarafından Niğde Aladağlar'ın yüce bir doruğuna verildi. Dağcılık, Türkiye'de onunla başladı.
İLK DANIŞTAY
1837 yılmda"Meclis-i Abkâm-ı Adliye" adıyla II. Mahmut'un desteğiyle kuruldu. Bu ilk Danıştay, devleti ilgilendiren konulan görüşmek, yasa tasarılarını hazırlamak, günümüzdeki anlamıyla Bakanlar Kurulu'nun yapmayı tasarladığı işleri inceleyip, bir düzene koymayı amaçlıyordu.
İLK DAKTİLOGRAFİ DÜNYA ŞAMPİYONUMUZ
Türkiye, 1956'da uluslararası daktilo yarış alanlarında uygulanan kuralları benimsedi. Deneylilerde, dakikada net 107 sözcük yazan Ece Özbayrak, 1965 yılında Paris'te düzenlenen ve 21 ülkenin 159 yarışmacısı arasından şampiyon olarak, bu konudaki "ilk" unvanını aldı.
İLK DAMGA PULU
1873 yılında Damga Tüzüğü'nün yürürlüğe damga pulu yerine "varak-ı sahiha" denilen damgalı kâğıtlar kullanılıyordu. Bu kâğıtların ilk kez kullanılmaya başlanışı da Telmas adlı bir İspanyol'un devlete gelir sağlamak için verdiği öneriyle olmuştu.
İLK DEMİRYOLU
Tarihimizde ulaşıma açılan ilk demiryolu, 1854 yılında Osmanlılar dönemindeki Kahire-İskenderiye
Demir yoludur. Türkiye sınırları içinde kalan ilk demiryolu ise, İzmir-Aydın arasında döşenen bir bölümdür. Bu yolların hepsi de, İngilizler tarafından yapılmıştı. Osmanlı devletinin ilk demiryolu yapımına başlaması, Anadolu-Bağdat demiryolunun bir bölümü olan İstanbul-İzmir demiryolunun döşenmesiyle oldu. Bu yol, 1873 yılında bitirildi.
İLK DEMOKRATİK GELİŞİM
1807 yılında yürürlüğe giren "Sened-i İttifak" la başlar. Bununla ilk kez, padişahın yetkileri kısıtlanıyordu.
İLK DENİZALTI
Türkiye'ye ilk denizaltı gemisi, 1885 yılında İngiltere'den getirildi. İngiliz gemi mühendisi Karet'in denetiminde yapılan bu denizaltı, çok beğenildiğinden, iki denizaltı daha alındı. Ancak, son denizaltıların kurulma ve takılma işlemi, İstanbul Taşkızak'ta gerçekleştirildi. 1888 yılında denize indirildiler. Bu ilk denizaltılar, buharla çalışıyorlardı. Ağırlıkları 160 ton, boyları 30.5, genişlikleri ise 3.66 metreydi.
İLK DENİZ HARİTASI
Türkiye'de ilk deniz haritasını 1513 yılında Pirî Reis yaptı. Pirî Reis'in doğduğu yer olan Gelibolu'da çizdiği bu harita, ceylan derisi üstüne yapılmıştı. 1517'de Yavuz Sultan Selim'e Mısır seferi sırasında sunuldu. Atatürk'ün emriyle de bu harita, 1935'te bastırıldı.
İLK DENİZCİLİK OKULU
Hamit Naci'nin desteğiyle kuruldu. Özel bir okuldu. 1909 yılında açıldı. 1928 yılında devletleştirilen 3 Haziran 1946'da Yüksek Denizcilik Okulu adını açıldı. Lise bölümü kaldırıldı. Okul, sivil kaptanla yüksek düzeyde denizci yetiştirir.
İLK DENİZ FENERLERİ
Türkiye kıyılarında deniz fenerleri yapımına Kırım Savaşı sırasında başlandı. Boğazlar'da Anadolu ve Rumeli, Karadeniz'de Karaburun, Marmara'da Yeşilköy, Çanakkale'de Çimenlik, Kumkale, Gelibolu fenerleri, 1856 yılında dikildiler. 1857 yılında da İstanbul Ahırkapı, Çanakkale'de Nara ve Kilitbahir fenerleri yapıldı.
İLK DENİZ MÜZESİ
1897-1898 yıllarında İstanbul Kasımpaşa'da kuruldu. İkinci Dünya Savaşı çıkınca, Anadolu'ya kaçırılan tarihi eserler, savaştan sonra yine buraya getirildi. 1949'da Dolmabahçe Camii'ne, oradan da bugün İstanbul Deniz Müzesi olan Beşiktaş'taki yerine taşındı. Bu müzede, denizcilikle ilgili çok değerli eserler bulunmaktadır.
İLK DEPREMLER
M.S. 1. yy' da oluşan depremler, ilk bilinenlerdir. Daha önceki depremler hakkında elde belge yoktur. Önemli depremler şunlardır: 668'de İzmir'de 20 bin, 1458'de Erzincan'da 30 bin, 1509'da İstanbul'da 13 bin, 1688'de İzmir'de yaklaşık olarak 20 bin, 1883'te Çeşme'de 15 bin, 1939'da Erzincan'da 32 bin 372, 1943'te Ilgaz'da 4 binden fazla kişi ölmüştür. Deprem kuşağında bulunan ülkemizde, son yıllarda da zaman zaman çok ölümlü depremler oluşmaktadır.
İLK KADIN DEKANIMIZ
1954 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan, Türkiye'nin ilk kadın dekanıdır. 1910 yılında İstanbul'da doğan, 1928 yılında Erenköy Kız Lisesi'ni bitiren Prof. Gökdoğan, aynı yıl yapılan bir sınavı kazanarak matematik ve fizik öğrenimi görmek için Fransa'ya gitti. 1934 yılında yurda dönen Nüzhet Gökdoğan, kadına henüz seçme ve seçilme hakkı verilmediği bir sırada "doçent"liğe seçildi. Daha sonra profesör olan Nüzhet Gökdoğan, önce bölüm başkanı, 1954 yılında da Profesörler Kurulu'nca dekan seçildi. Nüzhet Gökdoğan'ın "ilk kadın dekanhk"m yanında, ilk kadın astronomi profesörü, ilk kadın bölüm başkanı ve yine ilk kadın üniversite senatosu üyesi unvanlığı da bulunuyor.
İLK DERGİ
1850 yılında yarı Türkçe, yarı Fransızca, içinde tıp konusunda yazılar bulunan aylık bir dergi çıktı. "Vakayi-i Tıbbiye" (Tıp Olayları) adlı bu çok özel dergiyi saymazsak, Türkiye'- de ilk derginin Münif Paşa'nın 1861'de yayınladığı "Mecmua-i Fünûn" (Fenler Dergisi) olduğu söylenebilir.
İLK DEVALÜASYON
Türkiye'de yapılan ilk devalüasyon (para değerini düşürme) olayı 7 Eylül 1946 yılındadır.
İLK DİL KURULTAYI
İlk dil kurultayı, 26 Eylül 1932'de Dolmabahçe Sarayı'nda toplandı. Atatürk'ün dilek ve isteğiyle 12 Temmuz 1932'de kurulan Türk Dil Kurumu, ilk kurultayında, Türkçe'nin yaşayıp köklenmesi ve yabancı sözcüklerden arındırılması yolunda çalışmalar yapmıştı. Türk Dil Kurumu'nun ilk kurucuları Samih Rifat, Ruşen Eşref Ünaydın, Celâl Sahir Erozan, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'dur. Bu arada, tarihimizde ilk dilbilgisi ürününün de Kaşgarlı Mahmut'un 11. yüzyılda yazyazdığı "Türk Dilinde Söz Diziminin Aslı" adındaki kitabı olduğu söylenebilir.
İlk Türkçe dilbilgisi kitabı ise Keçecizade Fuat Paşa ile Ahmet Cevdet Paşa'nın ortaklaşa hazırladıkları "Kavaid-i Osmaniye" (Osmanlı Dilbilgisi Kuralları) adında ve 1884 yılında yayımlanan bir yapıttır.
İLK DİŞÇİLİK OKULU
Türkiye'de ilk dişçilik okulu, 16 Eylül 1909'da eğitime başlayan "Darü'l-Fünûn-ı Osmanî Tıp Fakültesi Eczacı ve Dişçi Kabile ve HastabakıcıMektepleri" adlı okuldur. İstanbul Kadırga'dakiMenemenli Mustafa Paşa Konağı'ndaeğitim çalışmalarını sürdüren okul, 1925 yılındaBeyazıt Camii yakınındaki eski JandarmaDairesi'ne taşındı. 1934-35 yılında fakülte statüsünegeçti. 1964 yılında ise Tıp Fakültesi'nden ayrılarak bağımsız bir fakülte oldu.
İLK DOLMUŞ
Türkiye'de dolmuşçuluk, ilk kez İstanbul'da1940-41 yıllarında başladı. II. Dünya Savaşı sırasında dışarıdan taşıt alınamayınca, İstanbul şoförleri, "dolmuş" yoluyla yolcu taşımaya başladılar. Belediye, bunlara karşı savaş açtı, ancak etkili olamadı. Halkın da benimsediği bu tür yolculuk, daha sonra Anadolu'daki kentlere de yayıldı.
İLK DOĞUM KLİNİĞİ
1892 yılında İstanbul Demirkapı'da açıldı. Adı, "Seririyyat-ı Vilâde" (Çocuk Kliniği) olan burada, ebelik ve kadın hastalıkları bilimleri, hem gelen hastalar üzerinde uygulanır, hem de öğrencilere öğretilirdi. Özel bir klinikti.
İLK ECZACILIK OKULU
Türkiye'de eczacılık öğrenimine, 1839 yılında başlandı. Okul, tıp okuluna bağlı idi. 3 yıllık eğitim süresi vardı. Bu okulun o zamanki kuruluş amacı, ordunun eczacı eksiğini gidermekti. Bitirme sınavları, padişahın önünde yapılırdı. İlk askeri eczacı, 1842 yılında diploma aldı. Yurdumuzda ilk eczane de 1802 yılında İstanbul Taksim Caddesi'nde açıldı.
İLK EDEBİYAT TARİHİ
Edebiyat ürünlerini ve yazarlarını tarihsel gelişim içinde inceleyen bir bilim dalı olan edebiyat tarihi konusundaki ilk yerli örnekler, 1888'de Abdülhalim Memduh'un, 1910'da da Faik Reşat'ın kitaplarıdır. İkisinin de adı "Tarih-i Edebiyat-i Osmaniye'' olan bu kitaplar, birer ders kitabı niteliğinde yazılmışlardı.
İLK ELEKTRİKLİ TREN
1955 yılında İstanbul'da Sirkeci-Halkalı arasında çalışmaya başladı. 1969 yılında ise İstanbul'un Anadolu yakasında Haydarpaşa- Gebze arasında ikinci elektrikli tren işletmeciliğine geçildi.
İLK KADIN EMNİYET MÜDÜRÜ
1941 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne giren Feriha Sanerk, 4 yıl boyunca okulun tek kız öğrencisi olarak öğrenim görür. Bu kız öğrenci, daha sonraki yıllarda da erkeklerin arasında mücadelesini sürdürerek Emniyet Genel Müdürlüğü'ne girecekti. 1951 yılında amacına ulaşan Feriha Sanerk, "Türkiye'nin ilk kadın emniyet müdürü" olarak polis teşkilatımıza yıllarca hizmet verdi.
İLK ELEKTRONİK HESAP MAKİNESİ
1960'lı yıllara kadar yurdumuzda elektronik hesap makinesi kullanılmıyordu. Aynı yıl, Karayolları Genel Müdürlüğü'ne yurt dışından getirilen elektronik hesap makinesi, bu aracı ilk kullanan kuruluş oldu. Üniversitelerimizde ilk elektronik hesap makinesi ise 1964 yılında, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde kuruldu.
İLK ELÇİ
Çelebi Mehmet, Gelibolu ve Eğriboz savaşları sonunda, yani 1417'de yapılan bir anlaşmanın eşini, bir elçi ile Venedik'e gönderdi. Ancak, bu elçinin adı bilinmemektedir. Türk tarihinde ilk elçinin de, Uygurlar zamanında görev aldığı sanılmaktadır. İlk sürekli elçiliğin ise III. Selim zamanında kurdurulduğu bilinir. İlk sürekli elçimiz de, 1792 yılında Londra'ya atanan Yusuf Agâh Efendi ile Berlin'e gönderilen Aziz Efendi izledi. II. Mahmut zamanında aksayan sürekli elçi gönderme işi, daha sonra düzene sokuldu. 1834 yılından sonra da, "fevkalade büyükelçi, büyükelçi, orta elçi" adlarıyla Berlin, Londra, Petersburg, Tahran ve Viyana'da yeni elçilikler kuruldu.
İLK ENGELLİ KOŞU
1928'de gerçekleştirildi. 110 metre üzerinden yapılan engelli koşunun ilk Türkiye rekortmeni, Galatasaray Kulübü'nden Şekip Engineri'dir. Derecesi, 20.1 metre idi. Yurdumuzda 400 metre engelli koşunun başlangıcı ise, 1932 yılına rastlar. Bu dalda ilk rekortmenimiz de, Fenerbahçe Kulübü'nden Ziya Atlet'tir.
İLK EVCİL HAYVAN VERGİSİ
Türkiye'de ilk kez evcil havyan vergisi adıyla vergi koyan, Padişah II. Abdülhamit'ti. "Hayvanat-ı Ehliyye Rüsumu" adıyla konulan bu vergi, 1903 yılında uygulanmaya başlandı. Ancak, birçok yerde ayaklanmalara yol açtığından, bu acayip vergi türü, 1907 yılında kaldırıldı.
İLK FES KULLANILIŞI
Tarihimizde ilk fes kullanılışı, Osmanlılar döneminde II. Mahmut zamanındadır. O yıllarda, Koca Hüsrev Paşa, Akdeniz'e bir sefer yapmış, bu ülkelerde gördüğü fesi, çok beğenerek, dönüşte de erlerine getirmişti. II. Mahmut, bu fesi görünce çok beğendi. 1832'de bir genelge yayınlayarak, orduda "fes" takılmasını zorunlu kıldı. Hatta, ilk etapta Tunus'a 50 bin fes ısmarladı. Yüzyıllardır sarık ve kavuk takan Osmanlılar, bu yeniliği çok tuttular. Başlayan fes salgını, sonunda bir de Fes Nazırlığı (Bakanlığı) kurulmasıyla sonuçlandı. İlk Fes Nazırımız da Mustafa Efendi'dir. Kıyafet Kanunu ile fes, 1925 yılında yasaklandı.
TÜRKİYE'DE İLK FESTİVAL
1931'de Beylerbeyi Sarayı'nda düzenlenen Balkan Oyunları Festivali, ülkemizdeki ilk festival oldu. İlk tiyatro festivali ise Devlet Tiyatroları tarafından 1959 yılının Mayıs ayında Antalya Aspendos'ta düzenlendi.
İLK FIKRA YAZARLIĞI
Gazetelerde, adına fıkra denilen, gündelik konularla ilgili köşe yazıları, Türk edebiyatında ilk kez Tanzimat'tan sonra başladı. Şinasi ve Namık Kemal'in bu türdeki kısa yazıları, ilk fıkracılık örnekleri sayılır.
İLK FOLKLOR ÇALIŞMALARI
1890 yılında başladı. Daha önceleri bazı yazarların, farkına varmadan Türk folklorunun derlenmesine yararlı çalışmaları bulunuyordu. Ancak, Türk halk edebiyatını bir bilim konusu olarak ele alan ve ilk belgeleri toplayan, Macar bilgini Ignazs Kunos olmuştur (Türk Halk Edebiyatı 1915). En eski folklor çalışmaları olarak ise Kaşgarlı Mahmut'un Divan-ı Lûgati't-Türk'ünü ve Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sini sayabiliriz.
Ziya Gökalp, 1920'li yıllarda folkloru ulusal açıdan ele alarak, kültür araştırmalarında, kendi deyimi ile "Halkiyat", yani folklorun önemli bir bilim dalı olduğu yolundaki görüşlerini açıkladı. Bu sırada, Ankara'da halk kültürünün incelenip derleneceği amaçlı bir dernek kuruldu. 1927'de kurulan bu derneğin adı, Türk Halk Bilgisi Derneği idi. Bu dernek, ülkemizde kurulan ilk folklor derneğidir.
İLK FOTOĞRAFÇILIK DERSİ
Türkiye'de ilk fotoğrafçılık dersi, 1937'de Gazi Ortaöğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü'nde açılan resim bölümlerinde verildi. Fotoğrafçılık dersi, daha sonraları 1945'te Ankara Polis Enstitüsü'nde de ders programlarına alındı. 1947 yılında da, bugün Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak bilinen, eski adıyla Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi'nde, Grafik Sanatlar Bölümü'nde fotoğrafçılık dersi konuldu. Yurdumuzda ilk fotoğraf dergisi, 1945'te Ankara'da çıkarıldı. Safter Sürel ve Şinasi Barutçu'nun çıkardıkları bu dergi, Profesyonel ve Amatör Foto Dergisi adıyla yayınlandı. İlk fotoğrafçılık kitabı da, Fransızca'dan dilimize çevrilmiştir.
Fotoğrafçılık konusundaki ilk yerli kitap, "Risale-i Fotoğrafya"dır (Küçük Fotoğrafçılık Kitabı). Kitabın yazarı ise Yüzbaşı Hüsnü Efendi'dir. Yurdumuzda ilk kez bir fotoğraf sergisi, 1942'de Gazi Öğretmen Okulu'nda açılmıştır. Bu konudaki ilk yarışma ise, Ankara Halkevi yetkilileri tarafından 1933 yılında düzenlenmişti. Türkiye'de, foto ofset tekniğini çağdaş anlamda ilk uygulayan basım evi Apa Ofset'tir. Bu basımevi, 1942 yılında İstanbul'da resim, dekorasyon ve klişecilik alanlarında çalışmış olan Mazhar Apa tarafından kurulmuştu. Yurdumuzda ilk fotoğrafhane ise M. Naya adlı bir Fransızın 1845'te İstanbul'da açtığı fotoğrafhanedir.
TÜRKİYE'DE İLK FUTBOL
İngilizlerin getirdiği bu oyun, Türkiye'de ilk kez İzmir'in Bornova'sında oynandı. 1890 yılında yapılan ilk futbol karşılaşmasının oyuncularının hepsi de, Bornova'da alım-satım işleriyle uğraşan İngilizlerdi. Türkiye'de ilk futbol liginin kurulması, 1904 yılına rastlar. İstanbul'da düzenlenen bu ligin kurucusu da James Lafonten'dir. İlk lige katılan takımlar Elpis, İmojen, Kadıköy ve Moda'dır. 10 yıl süreyle en çok kazanan takıma verilmek üzere İngiltere'den getirilen bir şilt, karşılaşmaların özelliği idi. İlk futbol ligini kazanan takım da İmojen'dir.
Yurdumuzda ilk futbol kulübünü.de, 1902 yılında yine James Lafonten kurdu. Kadıköy Kulübü adıyla çalışmalarına başlayan bu kulübün ardından, yine İngilizler Moda, Rumlar da Elpis kulüplerini açtılar. Türkiye'nin yabancı uyruklu ilk ünlü futbolcuları Lafonten, Komber Çeksin, Ceymis Vital, azınlıklardan da Tahtaperde Aleko ve Semiramis Efendi idi.
Yurdumuzda ilk milli futbol karşılaşması, İstanbul'da 26 Ekim 1923 günü gerçekleşti. Taksim Alanı'nda Romanya ile yaptığımız bu maç, 2-2 berabere bitmişti. İlk futbol federasyonunun kuruluşu da yine bu yılda olmuştu. "Türkiye İdman Cemiyetleri ittifakı" adıyla kurulan bu federasyonun başkanlığına da Fuat Hüsnü Kayacan seçilmişti.
Türkiye'de ilk futbol takımı ise Galatasaray'dır. 1905 yılında Galatasaray Lisesi beşinci sınıf öğrencilerinden kurulan bu futbol takımını kuran ise, Ali. Sami Yen'dir. Bu takımı iki yıl sonra Kadıköylü gençlerin kurduğu Fenerbahçe, Vefa Lisesi öğrencilerinin Vefa Kulübü izledi.
FUTBOLDA ULUSLARARASI İLK HAKEM
16 Ekim 1924'te Moskova'da, 15 Mayıs 1925'te Ankara'da vapılan Türkiye-Rusya futbol karşılaşmalarını yöneten Altınordulu Hamdi Emin Çap'tır. Hakemlik konusunda İngiltere'de eğitim görmüş olan Hamdi Emin Çap, yurdumuzda da futbol dalında hakemliği gerçek biçimde kurmuştur. 1928'de Futbol Federasyonu Başkanı olan Çap, 1932 yılında da Türkiye'de ilk özel hakem yetiştirme kursunu açtı. 1936 Berlin Olimpiyatları dönüşünde İngiltere'den Buts adlı bir hakemlik uzmanını getirip, Türkiye'de ilk resmi hakem kursunu açtıran da yine odur. Yurdumuzda FIFA kurallarına uygun olarak uluslararası futbol karşılaşmalarını yöneten ve FIFA kokartı takan ilk Türk futbol hakemi de Sulhi Garan'dır.
ILK FUAR
Türkler, çok eski çağlardan beri alışverişlerini belirli günlerde açılan panayır denilen pazarlardan yaparlardı. Günümüzdeki anlamıyla panayırlar, fuar olmaktan çok uzaktılar. Panayırların ulusal sayılabilecek nitelikteki ilki, 1927 yılında İzmir'de kuruldu. İzmir Valisi Kâzım Dirik'in çabasıyla kurulan bu panayır, 1933'te Kültürpark'ın yanına alındı. Daha sonra burası düzenlendi ve 1947 yılında da "İzmir Enternasyonal Fuarı" adım alarak uluslararası fuar niteliğini kazandı.. Her yıl 20 Ağustos-20 Eylül günleri arasında açılan bu fuar, ilk fuarımız olmuştur.
İLK TÜRK GAZETECİSİ
Çapanzade Agâh Efendi'dir. İlk özel gazete olan "Tercüman-ı Ahval"i de o yayınladı. 21 Ekim 1860 günü çıkan bu gazetenin en önemli yazarı da Şinasi idi. İki yıl sonra Şinasi, gazeteden ayrıldı, ancak Agâh Efendi, tam 6 yıl sürekli olarak gazetesini çıkarmayı başardı. Türkiye'de, gazetecilik eğitim ve öğrenimi ise yenidir. Bu konuda ilk çabayı gösteren Sedat Simavi, İstanbul Gazeteciler Derneği Tercüman-ı Ahval'in en önemli yazarı, Şinasi idi. Başkanı olduğu sırada, üniversiteye bağlı bir gazetecilik enstitüsü kurulması için Üniversite Senatosu'na başvurdu. 1946 yılında senato, çalışmalarını sürdürürken, Fehmi Yahya Tuna, Milli Eğitim Bakanlığı'nın izniyle 1948'de ilk "gazetecilik okul"nu açtı. Bu okul, lise düzeyindeydi. 1950 yılında ise İstanbul Üniversitesi Senatosu, üniversiteye bağlı bir gazetecilik enstitüsü açılmasını kararlaştırdı. Böylelikle, ilk resmi Gazetecilik Okulu, 1950 Ekim ayında öğrenime başladı.
İLK GAZETE
Yurdumuzda ilk kez bir gazete, 1824 yılında yayınlandı. "Zimirini", yani ''İzmirli" adıyla çıkan bu gazetenin yöneticisi, Şarl Trikon' du. Günlük olarak yayınlanan gazete, bir süre sonra iki sahip değiştirdi. Daha sonra "Lö Sipaktatör" (Doğu Gözcüsü ya da Seyircisi) adını alan gazete, sonunda Aleksandr Bılac adlı bir Fransıza devredildi. Fransız Konsolosluğu'nun çeşitli baskıları sonucu 1827'de kapanan gazete, bu kez yine Aleksandr Bılac tarafından 1828 yılı başında "Kuriye de Zimirin" (İzmir Postası) adıyla haftalık olarak yayınını sürdürdü.
İLK GECEKONDU
Belediyelerden izinsiz veya birkaç gecede kurulup çatılıveren evcikler olan gecekondular, Türkiye'de ilk kez 1945 yılında görüldü. II. Dünya Savaşı'ndan sonra baş gösteren işsizlik, İzmir, Ankara ve İstanbul gibi büyük illere iç göç akını başlattı. Buralarda ev bulup oturma güçlüğü, "gecekondu"nun doğmasına yol açtı.
İLK GAZOZ
Gazoz ve madensuyu, ilk kez 1890 yıllarında yurdumuza, dışarıdan getirtilip tanıtıldı. Gazoza halkın büyük ilgi gösterdiğini fark eden Niğdeli açıkgöz bir Rum işadamı olan Aleksandr Mısırlıoğlu, Fransa'ya giderek gazoz yapma haklarını satın aldı. İlk gazoz yapımevi de Karaköy'de, Aleksandr Mısırlıoğlu ve 3 ortak tarafından satışa sunuldu.
İLK GİZLİ DİRENME ÖRGÜTÜ
1919 yılında kurulan "Karakol Cemiyeti", yurdumuzda ilk gizli direnme örgütü olarak kabul edilir. Örgütün Başkam Kara Vasıf Bey, üyeler ise Kemalettin Sami Paşa, Adnan Adıvar, Hüsamettin Ertürk, Ahmet Şükrü Bey, İhsan Bey idi. Başkan Vasıf Bey, Sivas Kongresi'ne katıldı. Topluluğun tutumunu, Mustafa Kemal hoş karşılamadı. Bir süre sonra kapatılan örgütün bütün üyeleri, yeni kurulan Müdafaa-i Milliye Örgütü'ne geçtiler.
İLK GREVLER
Şubat 1872'de telgraf, Nisan 1872'de Ömerli-Yarımburgaz demiryolu ile İzmir demiryolu, Ocak 1873 ve Haziran 1875'te tersane, Ekim 1875'te de iskele işçilerinin başlattıkları grevler, Türkiye'de görülen ilk örneklerdir. İşi bırakma biçiminde ortaya çıkan bu grevlerin, siyasal hiçbir niteliği yoktu.
GÜREŞTE İLK DÜNYA ŞAMPİYONU
Güreş dalında ilk "dünya şampiyonu" olan güreşçimiz, Kara Ahmet'tir. 1897 yılında Avrupa'ya giden Kara Ahmet, yaptığı bütün karşılaşmaları kazandı. Fransa'da 1899'da dünya şampiyonası düzenlenmişti. Kara Ahmet'in "grekoromen" dalında katıldığı karşılaşmalar, onu, dünyanın en önemli güreşçilerini tuşla yenerek dünya güreş şampiyonluğunu elde etmesiyle son buldu. Ancak, Kara Ahmet'in sonu iyi gelmedi. Eyüp'te bir kahvede, aniden kalbinden rahatsızlanan şampiyon, öldüğünde 32 yaşındaydı.
İLK GRAVÜR SANATÇISI
Kazıma ve oyma sanatı olan gravür, ülkemizde ilk kez grafik sanatçısı Aliye Berger tarafından yapıldı. 1906 yılında İstanbul'da doğan Berger, sanatını İngiltere'de geliştirdi ve yurda dönüşünde ürünlerini sergiledi. Daha sonra yabancı ülkelerde de çeşitli sergiler açan sanatçı, tarihçi, diplomat ve hattat olan Şakir Paşa'nın kızıdır.
İLK GÜREŞ FEDERASYONU
1923 yılında kuruldu. İlk başkanı da Ahmet Fetgeri Aşeni oldu. Minder güreşinde güreşçilerimiz ilk kez 1924 yılında Paris Olimpiyat Oyunları'na katıldılar. Ancak, yurt dışında ilk başarılı dereceyi, 1928 yılında Amsterdam Oyunları'nda 79 kiloda Tayyar Yalaz'ın dördüncülüğüyle aldık.
İLK GÜVENOYU
14 Şubat 1909 tarihinde, Kâmil Paşa Kabinesi'nin düşürülmesi sırasında kullanıldı. Kâmil Paşa'nın yerine sadrazamlığa Hüseyin Hilmi Paşa getirildi. Türk siyasal tarihinde ilk kez uygulanan güven oylamasının sonuçlan, çok önemli olayların doğmasına yol açtı. Kâmil Paşa'nın düşürülmesi. Meclis'te çok az üyesi bulunan muhalif Ahrar Fırkası'yla İttihat ve Terakki Fırkası'na karşı olanlar için büyük yenilgi olmuştu.
İLK GÜZELLİK YARIŞMASI
Türkiye'de ilk güzellik yarışması, 1929 yılında Cumhuriyet gazetesi tarafından düzenlendi ve Feriha Tevfik (Dağ), ilk güzellik kraliçemiz oldu. Cumhuriyet'in ilanından 6 yıl sonra, Türk kadınının henüz çarşafı yeni attığı bir sırada yapılan bu yarışma, büyük anlam taşıyordu. 2 Eylül 1929 günü Cumhuriyet gazetesi binasında yapılan seçimde, Feriha Tevfik, "Türkiye Güzeli" olurken, Semine Hanım ikinci, Matmazel Araksi de üçüncü güzel ilan edildi.
Bu yarışmada yaşanan ilginç olaylar şöyleydi: "Kraliçe seçilen Feriha Tevfik, henüz 13 yaşındaydı ama, iri yapılı olduğu için, yaşından büyük gösteriyordu. Jüri, ilk önce Türkiye Güzeli olarak iki numaralı yarışmacı Hicran Hanım'ı seçti, ancak onun evli olduğu anlaşılınca, yarışma dışı bırakıldı." 1933 yılında yapılan Dünya Güzellik Yarışması'nda ise, ilk "dünya güzelimiz"i çıkardık. Türkiye Güzeli olarak Belçika'nın Spa kentinde yapılan Uluslararası Güzellik Yarışması'na katılan Keriman Halis, Dünya Güzeli seçildi. İtalya'nın Napoli kentinde 1952 yılında gerçekleştirilen Avrupa Güzellik Yarışması'nda da ilk kez bir Türk kızı, Günseli Başar, o yılın Avrupa Güzeli oldu.
İLK GÜZEL SANATLAR AKADEMİSİ
1882 yılında, bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi'nin başlangıcı olan "Sanayi-i Nefise Mektebi" adıyla ve Osman Hamdi Bey'in çabalarıyla kuruldu. Okulun ilk müdürü de, yine 2 Kasım 1882 günü göreve atanan Osman Hamdi Bey'dir. Bu okul, 30 Nisan 1969 günü yürürlüğe giren yasayla, bilimsel bağımsızlığı olan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı yüksek dereceli öğretim, araştırma ve inceleme kurumu olarak tanımlandı. "Devlet Güzel Sanatlar Ak









