Ölümünün atmış dokuzuncu yıl dönümünde saygıyla andığımız merhum Mehmet Akif Ersoyun hayatına baktığımızda karşımıza ömrünün her safhasında vatanı ve milleti için Türk- İslam düşünce yapısı içinde hiç ama hiç durmadan daima mücadele eden savaşçı bir dava adamı görmekteyiz. Kurtuluş savaşı yıllarında Anadolunun birçok yerinde Milli Mücadele lehine çalışmalar yapıp halkı bu onurlu savaşa katılmaya davet ettiğini eserlerinden ve o günkü tarihi belgelerden anlıyoruz. İlerlemiş yaşına ve hastalığına rağmen eli ve diliyle milletini bir Yunus bir Mevlana misali birliğe beraberliğe çağırmayı kendine şiar edinmiştir.
Çanakkale savaşı sırasında cephede toprağı kanı ile sulayıp şahadet şerbetini içen onun değimi ile Bedir aslanları misali savaşanlar için elerini Mevlasına açmış gözyaşları ile: Ya Rab şu ordu ki son ordusudur İslamın muzaffer eyle yoksa gidecek ahkâmı kitabın. Diyerek gözyaşlarının ıslattığı seccadesine kapanıp ağlıyor, ağlıyor ve ağlıyordu. Nihayet zafer müjdesi ile o meşhur şiirini Çanakkale şehitlerini yazıyor. Bu şiir bile Akifin dünya görüşünü anlamaya tek başına yetecek bir şaheserdir.
Hayatını halkın içinde gönlünü Haka bağlayarak yaşayan bu büyük üstada yaptıkları için ne kadar teşekkür etsek ve onun aziz ruhu için ne kadar rahmet okusak azdır. Ömrü çile içinde geçip giderken o, ne Rabbine ne de başka bir kimseye şikâyette bulunmamış aksine çile ve meşakkate kendisi talip olmuştur. Çünkü o, dünya ve içindekilerin çileden başka bir şey olmadığını; fani dünyanın ebediyete açılan bir kapı olduğunu iyi biliyordu. Yine haksızlık karşısında susmanın şeytan işi olduğuna da iman ettiği içindir ki sözünü hak bildiğini dile getirmekten hiç ama hiç korkmamış geri durmamıştır. Bugün hepimizin onun hayat görüşünden, vatan, millet sevgisinden; hak hukuk anlayışından almamız gereken çok şey vardır.
Akif i okumak onu anlamaya asla ve kata yetmez. Akif i anlamak için onun gibi düşünmeli, onun gibi yaşamalı, onun gibi hissetmeli belki de en önemlisi onun gibi ölmeliğiz. Yani ömrün nihayetine kadar bir şekilde Onun uğruna hiçbir fedakârlıktan kaçmadığı bu şehitler diyarı güzel Anadolumuzu onun sevgi ve mantalitesi ile sahiplenmeliyiz
Sonuç olarak diyebiliriz ki edebiyat tarihimiz boyunca en azından son dönemde onun kadar içten, sevecen, duygulu ve engin gönüllü; kalemi kılıçtan keskin bir üstat, bir dava ve fikir adamı daha gelmemiştir ve gelmeyecektir. O geldi; görevini hakkıyla icra etti; gökteki yıldızlar gibi kayıp gitti. Ruhu şad olsun.
Ona layık olmamakla beraber tarafımdan nacizane şu şiiri Onun şahsi manevisine hediye ediyorum;
Akif, adın kalacaktır hep aklımızda
Konamaz zaten senin yerine bir başka usta
İncitir yüreğimizi sana atılan gül dahi olsa
Fazl u Keremdir bize emanet ettiğin bu dava,
Ersin, seni tanımayan hakikate nasıl ersin
Ersin, seni tanımayan vatanı nasıl sevsin
Rahmanın rahmetiyle kabrin daim bezensin
Sen aşık-ı Muhammedsin ruhun yarine ersin
Olmasın millete başka şair-i istiklâl sen teksim
Yalnız sanma kendini sen büyük bir ser nefersin.
Ahmet BENLİOĞLU









