
Kilis Postası: Tasavvuf ve menşei hakkında kısa bilgi verir misiniz?
Ali Gedik: İslami anlayışın ve yaşayışın Hz. Peygamber Efendimizin canlı Kur'an olarak tebliğ ettiği ve yaşadığı Züht ve takva hayatının bizzat kendisidir. Yani "Tasavvuf islamdır, Kur'andır ve Hz. Peygamber Efendimizin hayatıdır."
Aynı zamanda tasavvufun menşei de aynı kaynaklıdır ve aynı merkezlerdir. Dolayısıyla tasavvufa başka tarifler ve menşe yler aramak İslam gerçeğini inanmayan beşerin kör idrakine mahkum etmek olur. Tasavvufa Hindistan da Avrupa da, Kore de, Amerika da adres aramak böyle bir kör idrakin kör inadından başka birşey değildir.
Kilis Postası: Tasavvufun özellikle ilgi alanı nedir?
Ali Gedik:Tasavvufun ilgi alanı insandır. İnsanı yaratılış gayesi olan Allah a vuslatını gerçekleştirmek her türlü nefsi, şeytani, hayvani duygu, düşünce ve hareketlerden arındırmakdır. Bu idraktan mahrum olan Batıda insan hala meçhuldur ve hala ancak konuşan hayvandır. İslam da ise, insan Allah ın halifesidir, kainatın özüdür, insan- ı kamildir, Eşrefi mahlukattır. Resuldur, Nebidir, Velidir. Hz. Adem (A.S.) ın ilk insan olmasının yanında aynı zamanda ilk Peygamber olması, şeytanın isyanına rağmen meleklerin itaat ile secde etmeleri insanın mahlukatın en şerefli olmasının da bir isbatıdır. Ancak insanın nefsine ve şeytana uyarak aşağı düşmesi mutlak manada ikaza, irşada muhtaç olduğunu gösterir. İşte tasavvuf özellikle "insanın nefsini bu ve benzeri tehdit ve tehlikelere karşı korumasının yollarını en ince teferruatına kadar ele alır ve ilgilenir." ve bir İnsan-ı Kamil (ikaz ve irşad ehli bir Allah dostunun) himaye ve kontrolünde Hakka yürümesini sağlar.
İnsanın bu yürüyüşünde (seyr- isülük) istiğfar, tövbe, salat-ü selam, kelime-i tevhid, ism-i celal ve ihlas kalbinin ve ruhuna değişmez
gıdalarıdır. Ayrıca vesile ve rabıta da nefsin insanı atlatmaması için gerek istikametin devamında gerekse feyz ve muhabbetin insanı kuşatıp koruma altına alması için tasavvufun olmazsa olmaz iki temel esasıdır.
Kilis Postası: Buradan tasavvufun gayesine geçebilir miyiz?
Ali Gedik:Tasavvufun tarifi ve konusu hakkında açıklamaya çalıştığınız kısa ve öz bilgilerden gayenin ne olduğu da açıkça belli olmaktadır. Ancak Prof. Dr. Haydar Baş üstadımızın tasavvufun gayesi hakkındaki o mükemmel tesbiti için bu sorunuz çok isabetli oldu. Üstadımız; tasavvufun gayesini: "insanı kendi yararına ve hak hesabına kazanmaktır"diyor. Üstad bu tarif ve tesbitle adeta tarihe bir not düşüyor. İşte bütün Rasuller, Nebiler, Veliler, ilim, hikmet ve marifet erbabı olanlar, tehitler Allah dostları, insanı kamiller pirler hep bunun için gönderildiler.
Kilis Postası: Tasavvufun zamanı ve mekanı geçti. Zaman hakikat zamanıdır diyenler var, Buna ne diyorsunuz?
Ali Gedik:Tasavvufu doğrudan inkar etmeye gücü yetmeyenler vesileyi, rabıtayı inkara yeltendikleri gibi, "tarikat zamanı değil, hakikat zamanıdır" diyerek esasen hakikate giden yolları hem tıkamışlar ve hemde inkar etmişlerdir. Bu hareket tarih boyunca İslam a verilen en büyük zararların başında gelmektedir. Bugün "Dinlerarası diyalog" şeklinde karşımıza çıkan bu ve benzeri zihniyetlerin bütün müslümanların dinini, malını, canını, namusunu hülasa varlığını hedef aldığı artık bilinmektedir. Dolayısıyla başta deccal fitnesi olmak üzere bütün fitnelerin ayyuka çıktığı bir dönemde insanın ikaz ve irşaddan mahrum bırakılması asla düşünülemez. "Kıyamet sabahına kadar insanın şeytandan ve şeytani düşünceden korunması şarttır."
Kulun her an istikamet üzere olması heran ilahi iradeye teslimiyet, sadakat ve hizmetiyle mümkündür. Bunu da herhangi bir zaman veya mekanla sınırlamak ilahi iradeye terstir. İnsan Allah'a muhtaç ve heran şeytanın ve nefsin tehdidi altındadır. Hiç şüphesiz Allah'ın rahmeti ebedi olarak devam edecektir. Bu Cenab- ı Hakkın adil-i mutlak oluşunun ve merhametinin bir ifadesidir.
Hz. Peygamber Efendimizin nübüvvetinden sonra insanın ikaz ve irşadı velayet yolu ile devam etmektedir ve devam edecektir.
Kilis Postası:O halde velayet yolu hakkında kısa bilgi rica etsek...
Ali Gedik:Yukardan beri anlattığımız gibi şeytani, nefsani ve hayvani duyguların olduğu her yerde ve zamanda kulun ikaz ve irşadi şarttır. Bunu inkar İslamı anlamamak demektir ki bunun da neticesi küfre varır.
Esasen velayet gerçeği Nübüvvet kadar açık, net ve kesindir. Bu kısa söyleşinin hudutlarını zorlamadan hemen konuya girmek gerekirse Hz. Muhammet (SAV) den kıyamete kadar olan ve bugün bizi ilgilendiren yönüyle velayet yani insanları ikaz ve irşad yolu Hz. Ali Efendimiz ile devam etmektedir. Hz. Ali Efendimiz hem Ehl-i beytin, hem de velayetin başıdır. Ardından A. Kadir Geylani (K.S) hazretleri gelir ki o da Pir-i tarikat olarak bütün pirlerin başıdır. Dolayısıyla Nakşi tarikatın pirlerinden İmam-ı Rabbaninin dediği gibi Nübüvvetten sonra insanların ikaz ve irşadı Hz. Ali ve Abdulkadir Geylaninin yolundan olacaktır. Bu noktada Mektubat-ı Rabbaninin 535. mektubuna bakabilirler.
Bazılarının taassuba düşmesi fevkalade yanlış ve tehlikelidir. Şimdilik bu kadarıyla iktifa edelim.
Kilis Postası:Bize bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.









