Bağbozumu (Sergi)
Eylül'ün 15'ine doğru üzümün kurutulması için, bağa, sergiye çıkılır. Yörede bunun adı: Sergi sermektir.
Sergi başlı başına zevkli ve de oldukça renkli bir alemdir Kilis'te. Sergi Türkmenlere ait yaylaya çıkma geleneğinin yöreye has bir uygulanış biçimi.
Sergi sermek için bağa çıkmadan önce gereken araç ve gereçler, gereksinim duyulacak şeyler tedarik edilir.
"Yüklendi barnaham kaldı kardaşım"
Barnaha denilen ev eşyası hayvanlarla ya da günümüzde olduğu gibi motorlu araçlarla bağa taşınır.
Günümüzde olduğu gibi bağda bağcı yoksa, barnaha yeri seçilir ve oraya (HAYME) ağaç dalları ve bağ çubuklarıyla yapılır. Çadır kurulur.
(MANTARA)- kısmi yöresel bağ bölgesi: Mantara bekçisi gelir. Tırmık ve sıyırgı ile üzüm serilecek yeri açar. Sergilik üzümler kesilir. Sergi yerine zembil ya da küfelerle getirilir. Sergi yerinde genellikle bir yarım varil içinde sergi suyu hazırlanmıştır. Suya patos ve zeytinyağı konulur. Kesilen üzüm (NAHASE) denilen süzeğe konur. Nahase, içindeki üzümle birlikte yarım varildeki suya sokulur ve çekilir. Bu işlemi bir kişi yapar. Nahaseyi sergi seren başka bir kişiye verir, o da salkım salkım üzümleri toprak üzerine serer.
Havanın durumuna göre ortalama on günde- üzümler kurur. Sergi toplanır ve çeşitli alanlarda kullanılır.
Eski Sergi Alemleri:
"Hat aver olunca hüsnü bin civan değer
Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer"
Eskiden bağa konu komşu, yakın akrabalarla gidilirdi. Sergi vaktinden bir iki ay önce bağa çıkanlar olurdu. Kış hazırlığı zahireyi, salça vb. şeyleri bağda yaparlardı. Bağbozumu "kumaşık " olarak da gerçekleştirirlerdi. Sergi zamanı adeta kent boşalırdı. Herkes bağda olurdu.
Kentte işi olanlar ikindi üstü bağ yoluna düşerlerdi.
Bağ yolundan geçerken diğer bağlarda üzüm kesenler:
"Bereketli ola!" diye seslenirler. Onlar da:
"Hoş geldin, babana rahmet, buyur üzüm yi.
Dualar" der bağ yolcusu. Kilis'te "Allahaısmarladık" yerine genellikle "dualar" denir.
Gökyüzü genellikle tirşe mavisi, bir iki göçmen bulutta gelir geçer. Çocuklar uçurtma uçururlardı. Bu yöre çocuklarının uçurtmaları Dünya Uçurtma Günü'ne katılsa mutlaka ödül alır. İskeleti kargı-kamıştan, ağaçtan da olur. Şak saklı, fenerli gecede uçurulur. Kuyruğu uzun, ilginç uçurtmalar.
Bir incecik duman tüter enginden engine; akşam yemekleri pişiyor. Üç taşla hazırlanmış yer ocakları üstünde. Dolma, kelle-paça, eşkiliyahni birbirinden nefis yemekler. Bir yanda başka bir ocak üzerinde başka kadınlar sac üzerinde ekmek pişirirlerdi.
Bir zeytin fidanında ya da incir ağacında asılı duran kalaz, yanında şapşağı. Bağ tiyeğinin gölgesinde içi su dolu tuluk. Kalaz tulukta söğüt ve yaban otları kokan buz gibi su. Su "tıkır" denilen matramsı kaplara da konurdu.
Akşam olur, karanlık basar; yemek vakti gelmiştir. Bu vakte yörede; (KAŞIK, ÇALIM) denir. Çoluk çocuk, iri-ufak çöküşürlerdi sofraya. Cıvıltılar içinde zevkle, hazla yemek yenirdi.
Karanlık iyiden iyiye bastırınca göğe çıkanlar, çeşitli maytaplar atılır. Silahlar patlatılır; yıldız dökenler çevrilir; uzun sırıklara lastikler takılarak meşalemsi bir aydınlatmayla bir tür fener alayı oluşturulurdu. Bütün bunların çoğunluğunu çocuklar gerçekleştirirlerdi. Yetişkinler de genellikle bu şenliklere katılırlardı.
Yerel Sadabat alemidir bu. Çeşitli oyunlar oynanırdı: "Körebe, pavuç çarpma, saklambaç, muraharal, ahraz oyunu." Cümbüş, darbuka ve şişe sesleri eşliğinde şarkılar, türküler Yine gece yarılarına kadar süren gelin-güveği gezdirmeleri. Bir kişi gelin, bir kişi de güveyi yapılır. Cümbüş, darbuka, zilli maşa çalarak; şarkı ve türkülerle bağ bağ dolaşıp oynayarak "yoh yoh"larla gelin güveği gezdirildi.
Alemler bittiğinde ki bitmemiştir- yatınca çeşitli şakalar yapılırdı. Ekmek sacının karası uyuyanların yüzüne sürülürdü. Sabah uyanınca gülüşmeler;
"Kazan kazana dibin kara demiş
Tava da hangırtı çalmış."
Sabah uyanınca herkes işinin başında olurdu. Bir iş bölümü içinde sergi serme uğraşısı sürer giderdi.
Kaynak: Kültür Kasteli Avni Keçik









