05 Mayıs 2009 tarihinde sitemizde yayınlanan KİLİS AĞZI ÜZERİNE BİR DENEME isimli, Uğur Elhana ait yazıda yer alan bazı hatalar düzeltilerek aşağıda yayınlanmıştır. Sayın Uğur Elhana teşekkür ediyoruz.
KİLİS AĞZI ÜZERİNE BİR DENEME
Daha önceki bir sayımızda (ZeytinDalı sayı: 43 - GELORUM GİDORUM)da yazmaya çalıştığım gibi Kilis ağzının bir soyluluğu vardır. Güzel Türkçe'mizin söylenişinde ve yapısında hiçbir bozulma ve çirkinleşme oluşturmadan kullandığımız bir ağızdır, KİLİS AĞZI.
"Kilis Türkmen ilidir, Dili Oğuz dilidir, Suyu ab-ı hayattır, Yeli cennet yelidir." diyen Kilisli Muallim Rıfat BİLGE, ne de güzel dile getirmiş dilimizi bir manisinde. Kilis ağzının yazınsal yapıtlarda da kullanıldığım sıkça görmekteyiz.
Saki hele kalk badeye bak vakt-i seher bu sen saati dünyayı biling tezce geçer bu
Geç köprü başında ne duron (altına girme) dikkatle gözet gör ne hatar içre hatar bu"
Kilisli Şeyh Abdullah SERMEST Efendi (1819-1860)
Üstte, önemli bir "GAZEL"inin iki bey-tîni aldığım Kilisli Divan Şairi Abdullah SERMEST, Kilis ağzım kullanmış şiirinde, ne de güzel ve içten bir söyleyiş oluşturmuş.
Kilis ağzının doğallığı içinde Türkçe'nin kimi dil kuralları da yerli yerine oturmuştur. Halk, ayırdında ve bilincinde olmadan doğru söylenişi-ni kullanmaktadır dilimizin. Bir Kilis atasözünde:
"Kavın karpız yata yata böyür" derken, kavun ve karpuz sözcüklerindeki yuvarlak olan "u" ünlüleri Küçük Ünlü uyumu (KÜÜ) kuralına göre kendiliğinden düzleşmiş "ı"ya dönüşmüştür. Çünkü bu kurala göre düz ünlüyle (aeıi) başlayan sözcüklerin düz ünlülerle bitmesi gereklidir. Benzer sözcükler ağzımızda çoktur; örnek verecek olursam: "tavik, sabın, zabın (zayıf anlamın-da - Allah şeytanına zabınlık vere!), acır (acur), yarpız, davıl (Davıl olasang e mi!), tabıt, şammit (Sumaklar şammit olmuş.), zambıt (Soğan zam-bit bağlamış.) gibi birçok sözcükler bugün bile kullanılıyor. Kilisli "horoz" sözcüğüne "horuz" der. Bunun da bir dil kuralına uydurma olduğunu bilmez ama bu sözcüğü doğruya uydurur konuşurken. KÜÜ kuralına göre yuvarlak ünlüyle (oöuü) başlayan sözcüklerde, ikinci ünlü ya dar yuvarlak (uü), ya da düz geniş (ae) olur. İşte "horoz"daki ikinci ünlü "o", Kilis ağzında "u"ya dönüşerek, "horuz" olmuştur. Böylece kural da yerine gelmiştir. Örneğin, "Horuzu çok olan köyün seheri geç olurmuş" der.
Türkçe'mizde kalınlık incelik kuralı diye bilinen Büyük Ünlü uyumu (BÜÜ) kuralı da Kilis ağzında kendiliğinden çözümlenmiştir. Bu kurala göre sözcükler kalın ünlü (aıou) ile başlamışsa, kalın kalın ünlü ile biter; ince ünlü (eiöü) ile başlamışsa ince ünlü ile biter. Buna göre Kilisli, konuşurken hemen her sözcükte -kökeni ne olursa olsun- bu kuralı uygular. Bunlardan kimilerini sıralayacak olursak: "katmer yerine ketmer, aşir yerine esir, ahmet yerine ehmet,
mahmil yerine mehmil, ali yerine eli, sinema yerine sınama( Boyun sınamıya gidicik), şeftali yerine şefteli... vb."
Birkaç gün önce dostlarla yine havuz basında otururken -bu arada anımsatayım 18 Kasim'da-yız, biz yine havuz başındayız-, söz "Kilis hıya-rı"ndan açıldı. "Ne yazık ki Kilis hıyarı da tükeniyor artık!" dedik. "Kokusuna kurban mübareğin!" dendi. "Soyulurken hıyarımızın mis gibi kokuşu, bir fersah öteden bile duyulurdu!" dendi. "Önce Ekmekler Bozuldu" diyor bir öyküsün-de Oktay AKBAL. Gerçekten de öyle, önce ekmekler bozulmuş, sonra da hıyarlar bana kalırsa! Ne kokuşu, ne tadı kalmış hıyarımızın. Şimdi de adım siliyorlar kültürümüzden hormonlu tacirler. "İstanbul ağzı"na uymuyormuş bu hıyar sözcüğü birilerine göre. Bir de benim meraklandığım bir konu var, "Kilis hıyarı" deriz de Kilis salatalığı demeyiz değil mi? Aslında salatalık sözcüğünün özel bir anlamı yok. Bu, "salataya konulan nesneler" anlamım taşır. Ama "hıyar", özel bir sebze adıdır. "Hıyar" sözcüğü, nedense toplumumuzda dışlanmış, kaba görülmüş, neredeyse sözlüğü-müzden silecek olmuşuz onu. Neden haksızlık ediyoruz bu sebzeye, hele de güzelim "Kilis hı-yarı"na bilemem. Deniz diplerinde yaşayan bir hayvan var, adı da "deniz hıyarı". Deniz salatalığı diyecek halimiz yok ya ona da. Neyse, bu konuda düşüncelerimi paylaşayım dedim sizinle hepsi bu. İster "Kilis Hıyarı" olsun, ister "Çengelköy Hıyarı" olsun, artık bitiyor hıyarlarımız günden güne ne yazık!
Efendim, "İstanbul ağzı"na uymuyor diye birçok Anadolu değerin! yok ediyoruz bence. Oysa yazınımızda, kaç yüzyıl önceden başlamış "Mahallîleşme Akımı". Şair Necatî, Şair Nedim, En-derunlu Vasıf, bu akımın önemli temsilcileridir. Halk deyişlerinin, halkın yöresel ağzının da kullanıldığı bu akıma bağlı ürünler, Osmanlı'nın yüksek düzeyde yapılan yazınına taze bir soluk, içten bir söyleyiş kazandırmıştır. İşte bu dene-memin üstündeki Şeyh Abdullah SERMEST Efendi'nin dizelerini biraz da bu açıyla değerlen-direlim lütfen. Kalınız sağlıcakla, hepimize bol ve arı Türkçeli günler diliyorum!
Uğur Elhan
Emekli Edebiyat Öğretmeni
Kaynak: Zeytindalı Dergisi









