
Açıklama: Üstün himmet sahibi olan bir kimse karın doyurmaya, beslemeye özen göstermez, itina etmez. Aynı şekilde hep karnını doyurup, beslenme düşüncesinde olanın üstün himmeti olmaz. Başka bir deyişle üstün himmet ile karın beslemek bir insanda bir arada bulunmaz.
Çünkü hep karnını doyurma peşinde olan bir kimsenin tüm çabası, düşüncesi; "Karnımı nasıl ve nerede doyurayım?" diyedir. Böyle bir kimse fikrini, düşüncesini, enerjisini güzel, görkemli, üstün değerlere sahip işlere harcayamaz. Üstün kararlar veremez, irade ve himmetini yüce insani değerler uğrunda ortaya koyamaz. Karnını besleme amacında olan bir kimse; sabahtan itibaren öğlen ne yiyeceğini, öğlen karnını doyurur doyurmaz da akşam ne yiyeceğini düşünüp durur, ne yiyeceği veya nerede güzel yemekler yiyebileceği düşüncesini kafasından atamaz. Gece bu düşünceyle yatar, sabah bu düşünceyle kalkar. Ama üstün himmet sahibi kişinin fikri, düşüncesi yüce insani değerlerle, önemli konularla meşguldür, karnını doyurmaya vakit bile bulamaz. Sofra başında oturduğunda ise yemeği en sade yemekler olur. Bu kişilerin en bariz örneği Hz. Ali'nin bizzat kendisidir. Çoğu kez yemeği bir kuru ekmek veya ekmek-hurma veya ekmek-soğan veya ekmek-tuz olmuştur. Kendisine bundan fazla yemek getirildiğinde ise itiraz ediyor, geri çeviriyordu.
Kaynak:
Hz. Ali?den Gençlere Öğütler
(Nehc?ül Belağa?dan Seçmeler)
Tercüme: Davut Duman





