Problemlerin çözümü nefis terbiyesiyle gerçekleşir
Prof. Dr. Haydar Baş

Prof. Dr. Haydar Baş

Problemlerin çözümü nefis terbiyesiyle gerçekleşir

25 Eylül 2021 - 11:12

Prof. Dr. Haydar Baş'ın Kasım 2013 tarihli yazısıdır.

Cenab-ı Hak bize, ruhundan üfleyerek büyük bir kıymet yüklerken, diğer taraftan nefsi de vererek bize bir imtihan kapısı açmıştır. Yani bir imtihan yeri olan dünyaya gelen insan, ruhundan gelen yüceliklere ermek için nefsiyle mücadele etmek zorundadır. Bu da, nefsin terbiye edilmesi meselesini beraberinde getirir.

Öyleyse soru şudur: Nefis terbiyesi, kulluk sırrının yakalanması, Allah'a gidiş yolculuğundaki perdelerin, engellerin kaldırılması nasıl olacak?

Nefsin kendi içinde bir takım kademeleri, mertebeleri vardır. Onun emmare tarafı var, levvame tarafı var, mülhime tarafı var, mutmainne tarafı var, raziyye tarafı var, merziyye tarafı var, sfiyye tarafı var.

Bir misalle anlatacak olursak; insanoğlu âleme bir takım gözlüklerle bakar. Bir numaralı gözlük, iki numaralı gözlük, üç numaralı gözlük gibi... Yedi numaralı gözlük ile âlemi seyreden insanla bir numaralı gözlükle âlemi seyreden insan belki aynı şeyleri görür ama vasıflar çok farklıdır.

Yine, bir numaralı gözlükle âlemi seyreden insan yedi numarayla aynı seyri gerçekleştiremez. Veya yedi numarayla seyretmesi gereken de bir numaralı gözlükle seyredemez.

Kısaca, insanoğlu önüne ne geliyorsa o gördüğü şeyle hükmediyor. Aklını ona göre yönlendiriyor. Hayattaki icraatları bu istikamette oluyor. Bu nedenle, insanların farklı farklı değerlere sahip olması, içinde bulunduğu nefsani hallerden dolayıdır.

Öyle bir hali vardır ki; bu hali tamamen beşerîdir. Şayet insan bu beşerî vasıflardan kurtulamaz, Rahmanî vasıflara kavuşamazsa, ona hayır, doğru ve güzel ne kadar gösterilirse gösterilsin, kendi iç tabiatındaki doğruyu, güzeli görmeye muktedir olamaz. Yani onun asıl problemi kendisiyledir.

Nefis terbiyesinin hakikati

Yine bir misal verecek olursak; gözünüzün bir tanesini kapatın, diğerinin önüne de parmağınızı koyun, neyi seyredersiniz? Hiçbir tarafı seyredemezsiniz. Bir parmak bütün kâinatı kapatmıştır.

Yani, hakkı görmekle mükellef olan insan, nefis perdesine takılarak Cenab-ı Hakk'ın sanatını, kudretini, azametini müşahadede kendine engel olur. İşte terbiye dediğimiz şey, insanın kendi içinde, olgunlaşmasına mâni olan o engelin, ıslah edilerek ortadan kaldırılma işidir. İnsan, bunu yapmakla mükelleftir.

Nefsini tezkiye ve terbiye etmeyen, diğer bir deyişle ruhunu Cenab-ı Hakk'a yüceltmeyen hiçbir insan, bu kemâle, bu olgunluğa, bu vasfa vâsıl olamaz. "Ben kalbimi temizledim" demiş olsa da olamaz.

Belki bir isteği, arzusu olabilir ama bu, işin söz boyutudur. "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz" diye bir söz var. Bu konuda da öyledir.

İnsanın kendi iç âleminde, kendi iç tabiatında bu perdeleri aşması, onu yaratan Rabbinin varlığını kendi iç tabiatında duyması lazımdır. Bu yaşandığı zaman işte imanın hakikati de yaşanmış olur.

Burada bir hatıramı anlatayım. Bir hocamız vardı. Arkadaşlar ona derdi ki: "Hocam! Namaz kılmak istiyoruz ama kılamıyoruz." "Doğru!" derdi, "çünkü sizin gönül dünyanızda henüz ezan okunmadı."

Çok enteresan bir tespittir bu. Ezan, namaza hazırlıktır. İnsanın namaza durabilmesi için evvela o isteğin gönülde yeşermesi gerekiyor. İşin bir başka boyutu ise yapılan ibadetten zevk-i mânevî almaktır. İşin zevk boyutu, maneviyat boyutu, aşk boyutu kaybolursa ibadet olur ama kupkuru olur.

Zannımız o ki, günümüz insanının en büyük problemi ibadette aşkı kaybetmiş olmasıdır. Bu olmayınca, akıl ve mantık devreye giriyor ve işin aslı mecramdan çıkıyor." devamı yarın

Bu yazı 326 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar