Fransa, 20 Ekim 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile anlaşmaya vararak Anadolu macerasına gecikmeli de olsa son verdi.
Ankara İtilâfnamesi’nin akabinde Fransızlar yavaş yavaş Kilis’teki ağırlıklarını çekmeye başladılar. Devlet dairelerinin gönderlerinde asılı bulunan Fransız bayrakları 22 Kasım 1921’de yerlerinden indirildi. Fransız bayraklarının indirildiğini gören esnaf Cuma günü kâmilen dükkânlarını Türk bayraklarıyla süslediler. Kilis’te büyük bir bayram sevinci yaşanıyordu.
Yapılan görüşmeler sonucu Kilis’in 7 Aralık 1921 Çarşamba günü teslimi kararlaştırıldı. Kilis Müfrezesi 7 Aralık 1921 günü şimdiki Öğretmen Okulunun bulunduğu sırtlardan Kilis’e girdi. Her daire Kilis Kaymakamı tarafından görevlendirilen kişilerce teslim alındı. O günden sonra Kilis halkının her türlü yönetimi artık millî hükümet görevlilerinin kontrolüne geçmiştir.
Ankara
İtilâfnamesi’nin Kilis Açısından Önemi ve İtilâfname Sonrası Kilis ve
Havâlisinde Sınır Düzeltme Çalışmaları
İtilâfnamenin heyetler tarafından kabulünden sonra, konu TBMM’ye geldiğinde güney sınırının tespiti ile ilgili 8. madde üzerinde yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Milletvekillerinin eleştirileri; sınır çizim şeklinin doğru olmadığı, iktisadî açıdan büyük sakıncalar doğuracağı, demiryolunun büyük problemler çıkaracağı, güneyde kalan Türklerin büyük tehlikelere maruz kalacağı noktalarında yoğunlaşıyordu.
Yukarıda sınırla ilgili olarak mebuslar tarafından belirtilen sakıncaların en çok ilgili olduğu yörelerden biri de kuşkusuz Kilis ve havalisi idi. Çünkü Ankara İtilâfnamesiyle Kilis’in eli kolu kırılmış, Ankara Antlaşması’nda ‘Kilis şehri Türkiye’de kalmak üzere’ ifadesi gereği sınır çizgisi son binayı sıyırıp geçtiğinden,[63] Kilis’e ait olan en verimli araziler ve Kilis’e bağlı olan Fellah, Amiki, Şakağı, Com, Okçuizzettin ve Şeyhler nahiyeleri ile bunlara bağlı 400 kadar köy ve buralarda yaşayan 30.000 kadar nüfus Suriye topraklarında kalmıştır. Bunun dışında Kilis merkeze ait bağ, bahçe, zeytinlik gibi halkın en temel geçim kaynaklarının üçte ikisine yakını da güneyde kalmıştır. Bu durum ekonomik alanda kısa sürede kendisini hissettirmiştir. Durumun vahameti karşısında halk bir taraftan yüksek makamlara telgraflarla durumu bildirirken, diğer taraftan da Hassa’da bulunan Tahdit-i Hudut Komisyonları nezdinde girişimde bulunmuş, fakat önemli bir sonuç elde edilememiştir. Konu aynı zamanda Ankara’ya da iletilmiş, Şubat 1922’de Bakanlar Kurulu buna bir çözüm bulamamıştır.
Kilislilerin mağduriyetinin giderilmesi için konu Temmuz 1922’de tekrar Ankara’da Bakanlar Kuruluna iletildi. Sonuç yine aynı: Tahdit-i Hudut Komisyonlarının tespit ettiği hudut esas kabul edildi ve Kilis zeytinlikleri ile bağ ve bahçeleri yine Suriye topraklarında kaldı.
(Kilis Postası Haber Merkezi)









