...Gerek askeri gerekse siyasi hayatımın bütün dönem ve safhalarını işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, milli iradeye dayanarak milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur.
Bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir cumhuriyetin kurulmasına giden yolda önemli bir aşamayı daha gerçekleştiren Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, Meclisteki ilk konuşmasında mebuslara böyle seslendi.
Atanın bu sözlerle mebuslara seslendiği Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisanda 87. yıldönümünü kutlayacak. Ankarada zorlu şartlarda kurulan Millet Meclisi bugünlere kolay gelmedi.
Ulusal egemenliğe geçiş
Birinci Dünya Savaşının galibi olan İtilaf Devletleri, Osmanlı ülkesini kağıt üzerinde paylaşmışlardı.
Bu planlara göre Türk Ulusunun siyasi varlığı bütünüyle yok ediliyor ve üzerinde yaşadığı bin yıllık vatanı da ufak bir bölge dışında elinden alınıyordu.
30 Ekim 1918de imzalanan Mondros Mütarekesi hükümlerine dayanarak 1 Kasım 1918den itibaren Türk vatanının bazı yerleri işgal edilmeye başlandı. Türk ordusu dağıtılırken, ülke içinde çeşitli ayrılıkçı örgütler ayaklanma hazırlıklarına girişmişti.
Bunun üzerine Anadolu ve Trakyadaki bazı vatanseverler 1918 yılı sonlarında Müdafaai Hukuk adı altında direniş örgütleri kurmaya başladılar.
Bazı aydınlar kurtuluş çarelerini düşünmekle beraber güçleri birleştirmek, milli ve genel bir uyanış yaratacak mücadeleyi açmak kolay değildi. Farklı düşünceler nedeniyle ülkenin hemen her yerinde, dağınıklık, çaresizlik ve genel bir karamsarlık görülüyordu. Bu karanlık içinden Türk Ulusunun tarihsel karakterine uygun bir ses yükseldi: Mustafa Kemal Paşa.
Mustafa Kemal, bu durumda ulusal egemenliğe dayalı, bağımsız, yeni bir Türk devletinin kurulmasından başka bir kurtuluş yolu olamayacağını ortaya koydu.
15 Mayıs 1919da İzmirin Yunanlılar tarafından işgalinden 1 gün sonra 9. Ordu Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal, karargahına aldığı bazı arkadaşlarıyla İstanbuldan Anadoluya hareket etti.
Mustafa Kemalin 19 Mayıs 1919da Samsuna ayak basmasıyla Türk tarihinde kişisel egemenlikten ulusal egemenliğe geçiş süreci başladı. Bir milletin kaderi değişiyordu.
Samsunda ve daha sonra da Havzada yapılan hazırlıklar ilk kurtuluş meşalesini tutuşturdu. Milli hareketin başladığını duyuran ..Milli bağımsızlığımızın ve tarihimizin kurtuluşu, ancak milletin tek vücut olarak savunması ile kabil olacaktır... gibi bildiriler dağıtıldı.
Her yerde protesto mitingleri düzenlenmesi için askeri ve sivil makamlara talimatlar verildi, Mustafa Kemal bütün bu çalışmaları yaparken, Mondros Ateşkesinden kısa bir süre sonra ülkenin çeşitli yerlerinde, sayıları bugün dahi kesinlikle saptanamamış kongreler toplanıp, vatanseverler kendi bölgelerini kurtarma çareleri arıyorlardı.
Bir millet uyanıyor...
Mustafa Kemal, yavaş yavaş uyanmaya başlayan milli bilincini bir ulusal kurtuluş mücadelesine dönüştürdü.
Bu amaca ulaşmak için 10 gün süren ilk hazırlık çalışmaları, 2122 Haziran 1919 günü Amasya Tamimi ile sonuçlandı. Bu kısa, fakat anlamlı belgede milletin bağımsızlığını yine milletin azmi ve kararının kurtaracağı kesin bir dille belirtiliyor, bu amaçla Sivasta millet temsilcilerinin katılacağı büyük bir kongrenin toplanacağı duyuruluyordu.
23 Temmuz 1919... Erzurum Kongresi toplandı, artık bütün vatanseverler Mustafa Kemalin etrafında kenetlenmişti. Erzurum Kongresinde, bir yandan vatanın ayrılmaz bir parçası olan doğu illeri halkının düşmanla mücadele için el birliği ile çalışacağı kararlaştırılmış, bir yandan da milli bir istek olarak İstanbuldaki Meclisi Mebusanın toplanıp gereken önlemleri alması gereği vurgulanmıştı.
Erzurumda başlayan yerel kongre akımı, batıda Yunan tehdidi altında bunalan Marmara ve Ege bölgelerinde devam etti. 26 Temmuz 1919da Balıkesirde, 6 Ağustosta Nazillide, 16 Ağustosta Alaşehirde kongreler toplandı.
Bu kongreler sonucunda Kuvayı Milliye adı altında vatansever milis güçleri kuruldu.
4 Eylül 1919... Milli egemenlik ilkesine dayalı yeni Türk devletinin kuruluşuna temel olan Sivas Kongresi toplandı. Kongrede, vatanın bölünmez bir bütün olduğu konusunda millet temsilcileri ortak karara vardı. Ülkedeki tüm yerel direniş örgütleri Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildi. Başkanlığına da Mustafa Kemal seçildi.
Kongre sonucunda oluşturulan Heyeti Temsiliye, milletin isteklerini yansıtan bir nitelik kazandı. Ancak, İstanbul yönetiminin ruhsal ve duygusal ağırlığı henüz devam ediyordu. Bundan dolayı, Sivas Kongresi Mustafa Kemalin istediği kuruculuk niteliğini gösterememiş, vatanın kurtuluşu için bir an önce Meclisi Mebusanın toplanmasının padişaha bildirilmesine karar verilmişti.
Ancak bu karar da önemli bir adımdı. Kurtuluş mücadelesi ve ulusal egemenliğe geçişin ikinci evresi tamamlanmıştı.
Üçüncü aşamada ise ulusal egemenliğin gerektirdiği tüm ilke ve değerlere sahip bir büyük meclisin kurulması ve Kurtuluş Savaşının milli güçlere dayalı olarak kazanılması süreci başladı.
Meclis açılıyor
İstanbulun işgalinden 3 gün sonra Mustafa Kemal, 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımladı.
Bildiride, olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin Ankarada toplanacağı, meclise katılacak üyelerin nasıl seçileceği ve seçimlerin en geç 15 gün içinde yapılması gereği kesin ifadelerle yer alıyordu.
Ayrıca, dağılan Meclisi Mebusanın üyeleri de Ankaradaki Meclise katılabileceklerdi. İllerde seçilen temsilciler ve Meclisi Mebusanın bir kısım üyeleri Ankaraya geldiler. Ankaranın o günkü şartları içinde Meclisin toplanabileceği elverişli bir bina yok gibiydi. Sonunda, İkinci Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulübü olarak yapılmış tek katlı bir bina uygun görüldü. Eksik kalmış yapı tamamlandı, okullardan toplanan ve halkın katkısıyla sağlanan eşyalarla donatıldı.
Hazırlıklar tamamlanınca, Mustafa Kemal, 21 Nisanda yayınladığı ikinci bir bildiriyle Meclisin 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu.
22 Nisan 1920de yapılan çağrı ile Millet Meclisi, 23 Nisan 1920 günü toplandı. O gün, Hacı Bayram Camisinde kılınan Cuma namazından sonra topluca meclis binasına gelindi.
23 Nisan 1920... Saat 14.00te merasimle ve dualarla Meclis açıldı. Başkanlığa ilk olarak en yaşlı üye Sinop Mebusu Şerif Bey getirildi. Bu heyecanlı günü yaşayan bir tanık yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
O gün, şimdiki Ulus Meydanında bir tabur piyade sıralanmıştı. Askerlerin arkasında da Ankaralılar toplanmıştı. Saat ikide birkaç yüz kişilik bir kafile, başlarında Mustafa Kemal olduğu halde Taşhana iniyordu. Bu bir avuç insan, yok edilmek istenen bir ulusu kurtarmak için birleşmişlerdi. Hepsinin ümidi de Mustafa Kemalde idi.
Türkiye Cumhuriyetinin meclisi tam 86 yıl önce böyle doğdu. Kazanılanlar, bu milletin kanıyla, canıyla, o günlerin şartlarında verilen büyük mücadeleyle elde edildi. Tıpkı Atatürkün şu sözlerindeki gibi:
Efendiler! Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türkiye ve Türkiye halkının beka ve istiklalini temine çalışıyor. Çünkü Türkiyenin asıl sahibi, meşru ve gerçek sahibi olan Türkiye halkının kati arzu ve iradesi bu yoldadır...









