15 Temmuz'u her yıl anıyoruz. Elbette anmalıyız da… Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar aynı acıları tekrar yaşamaya mahkûmdur. Ancak 15 Temmuz'u yalnızca bir darbe girişimi olarak değerlendirmek, buzdağının sadece görünen kısmına bakmaktır. Esas mesele, o noktaya nasıl gelindiğini doğru okuyabilmektir. 15 Temmuz’u bir "sosyal obruk" olarak okunması gerekir. Nasıl ki Anadolu'nun bazı bölgelerinde yıllarca toprağın altında sessizce boşalmalar olur ve gün gelir toprak artık yükü taşıyamaz hâle gelir; bir anda devasa bir obruk oluşur. Oysa çöküşün sebebi o gün değildir. Yıllarca biriken ihmallerin sonucudur.
Toplumlar da böyledir. Devletin kurumları içeriden çürütülür, milletin algısı yönetilir, gerçekler gizlenir, liyakat ortadan kaldırılır ve sonunda beklenmedik görünen büyük kırılmalar yaşanır. İşte 15 Temmuz böyle bir sosyal obruğun görünür hâle gelmesiydi. Bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllar öncesinden yaptığı uyarıları yeniden hatırlamak gerekir. Henüz birçok kişinin FETÖ'yü "hizmet hareketi" olarak gördüğü dönemlerde Sayın Haydar Baş bunun devlet için büyük bir tehdit olduğunu açıkça ifade etmiş, eserlerinde, konuşmalarında ve televizyon programlarında bu yapıya karşı milleti uyarmıştır. Asıl dikkat çekici olan, bu uyarıların olaylardan sonra yapılmamış olmasıdır. Tehlikenin henüz görünmediği yıllarda yapılan bu tespitler, bugün geriye dönüp bakıldığında çok daha büyük anlam kazanmaktadır.
Bugün geriye dönüp baktığımızda birçok kişinin arşivlerini temizlediğini, geçmişte söylediklerini inkâr ettiğini görüyoruz. Ama Haydar Baş'ın bütün konuşmaları, bütün yazıları ve bütün eserleri ortadadır. Tarih onun haklılığını tescil etmiştir. Asıl önemli olan ise, doğru teşhis koyabilen bir fikir adamının diğer uyarılarının da aynı ciddiyetle değerlendirilmesidir. Çünkü bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en büyük problem sadece güvenlik değildir. Ekonomidir. Bugün aynı dikkat ve aynı öngörüye ekonomi alanında da ihtiyaç vardır. Çünkü toplumları çökerten yalnızca silahlı kalkışmalar değildir; ekonomik çöküşler de devletleri içeriden zayıflatır.
Rakamlar artık inkâr edilemeyecek kadar açıktır. Vatandaşın bankalara ve finans kuruluşlarına olan bireysel kredi ve kredi kartı borçları her geçen gün yeni rekorlar kırmaktadır. Yılbaşından bu yana trilyonlarca liralık yeni borç yükü oluşmuştur. Bu rakamların arkasında ise milyonlarca insanın geçim mücadelesi vardır. Artık mesele yalnızca enflasyon değildir. Mesele, vatandaşın ay sonunu getirememesidir. Mesele, gençlerin gelecek hayallerini ertelemesidir. Mesele, emeklinin, memurun, işçinin, esnafın her geçen gün biraz daha fakirleşmesidir.
Bir dönem "çay-simit hesabı" yapılırdı. Bugün artık o hesabı bile yapamıyorlar. Çünkü bu hesap bile artık yaşanan ekonominin başarısızlığını kamufle edemiyor. Hayatın gerçekleri artık rakamlarla gizlenemeyecek kadar ağırdır. Tam da bu noktada sosyal devlet anlayışının yeniden hatırlanması gerekiyor. Devlet yalnızca sınırları koruyan bir yapı değildir. Devlet; vatandaşının can emniyetini, mal emniyetini, namus emniyetini, din ve vicdan hürriyetini güvence altına alan; eğitimini sağlayan, sağlık hizmetini sunan ve insan onuruna yakışır bir hayat yaşamasını temin eden kurumdur.
Devlet, milletin kolektif gücüdür. Millet güçleniyorsa devlet güçlenir. Millet fakirleşiyorsa devlet de zayıflar. Dolayısıyla vatandaş her geçen gün daha fazla borçlanıyorsa, daha fazla geçim sıkıntısı yaşıyorsa burada sorgulanması gereken yalnızca ekonomik göstergeler değil, uygulanan modeldir. Prof. Dr. Haydar Baş'ın yıllarca üzerinde durduğu Milli Ekonomi Modeli tam da bu noktada önem kazanmaktadır. Üretimi esas alan, paylaşımda adaleti önceleyen, sosyal devleti güçlendiren ve milli kaynakları millet için kullanan bu model yalnızca teorik bir çalışma değildir. Dünyanın birçok ülkesinde akademik karşılık bulmuş bir ekonomik yaklaşımdır. Bu model yalnızca teorik bir öneri değil; üretimi, tüketimi, adil paylaşımı ve sosyal devleti esas alan bütüncül bir kalkınma anlayışıdır.
Türkiye fakir bir ülke değildir. Yeraltı zenginlikleri de vardır, yerüstü imkânları da. Sorun kaynak eksikliği değil, doğru ekonomik modelin uygulanmamasıdır. Biz inanıyoruz ki bu millet isterse başarır. Asıl mesele, yeni obruklar oluştuktan sonra onları konuşmak değil; zemini sağlamlaştıracak fikirleri ve projeleri zamanında hayata geçirebilmektir. 15 Temmuz gecesi bu millet, iradesine sahip çıktığında neleri başarabileceğini bütün dünyaya gösterdi. Yeter ki millet doğru fikre ve doğru kadroya sahip çıksın. Çünkü bu millet isterse başarır









