Siyaset, yalnızca kürsülerde yapılan konuşmalardan ibaret değildir. Bir ülkenin gerçek nabzı; şehir meydanlarında, esnaf dükkânlarında, düğün sofralarında, teşkilat binalarında ve vatandaşın samimi sohbetlerinde tutulur. İşte geçtiğimiz günlerde BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Akdeniz bölgelerini kapsayan programı da tam anlamıyla böyle bir saha çalışması oldu. Başkanlık Divanı üyeleriyle birlikte gerçekleştirilen bu programda teşkilatlar ziyaret edildi, hasbihaller yapıldı, düğünlere iştirak edildi, güzergâh boyunca esnafın ve vatandaşın görüşleri dinlendi. Siyasetin halktan kopmadan, milletle aynı masaya oturarak yapılması gerektiğinin güzel bir örneği sergilendi.
Sayın Hüseyin Baş geziye Kayseri'den başladı. Ben ise ertesi gün Elazığ programına katıldım ve ardından Malatya'da heyete dâhil oldum. Bu seyahatin benim için ayrı bir anlamı da vardı. Çünkü Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın yıllarca sohbetlerinde sevgiyle bahsettiği "Kürt Ahmet'in oğlu"nun, Prof. Dr. Yavuz Köker'in kızıyla gerçekleşen düğün merasimine de katılma imkânı bulduk. Bu düğün, yalnızca iki gencin hayatını birleştirdiği bir merasim değil; farklı coğrafyaların, farklı ailelerin ve ortak değerlerin aynı sofrada buluştuğu anlamlı bir tabloydu.
Bu yolculuk boyunca dikkatimi çeken en önemli hususlardan biri, Prof. Dr. Haydar Baş'ın milletin gönlündeki yerini bir kez daha yakından görmek oldu. Aradan geçen zamana rağmen insanlar hâlâ "Hocamız" diyerek bahsediyor; ismi saygıyla anılıyor, fikirleri konuşuluyor, hatıraları büyük bir sevgiyle yaşatılıyor. Bu durum, gerçek liderlerin yalnızca yaşadıkları döneme değil, geleceğe de iz bıraktıklarının açık göstergesidir.
Aynı şekilde Hüseyin Baş'ın toplumun farklı kesimleri tarafından gördüğü ilgi de dikkat çekiciydi. Dikkatimi çeken en önemli husus, insanların Hüseyin Baş'ı yalnızca bir parti genel başkanı olarak değil; kendilerinden biri olarak görmeleriydi. Onu karşılayanların arasında gençler vardı, emekliler vardı, çiftçiler, esnaflar, akademisyenler, işçiler ve iş insanları vardı. Farklı siyasi görüşlerden insanlar da onu dinlemeye geliyor, sohbet ediyor ve çözüm önerilerini merak ediyordu. Her yaştan ve her sosyoekonomik kesimden insanın ortak bir heyecan etrafında buluşabilmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir gelişmedir.
Öte yandan vatandaşın gündemi de oldukça netti. Ekonomik sıkıntılar, hayat pahalılığı, işsizlik, adalet beklentisi, eğitimde yaşanan sorunlar, tarım ve üretimdeki gerileme, aile yapısındaki çözülmeler ve kültürel kırılmalar artık geçici problemler olmaktan çıkmış, kronikleşmiş meseleler hâline gelmiş durumda. Her geçen gün bu sorunlara yenileri ekleniyor. Esnafın en çok konuştuğu konu geçim derdiydi. Şunu açıkça gördüm ki; millet artık sloganlardan çok çözüm arıyor. Hüseyin Baş'ın bulunduğu ortamda yalnızca siyasi bir toplantı havası oluşmuyor. İnsanların yüzüne umut geliyor, gençlerin gözlerinde gelecek heyecanı beliriyor.
Bu seyahatte dikkatimi çeken bir başka husus ise liderlik anlayışıydı. Prof. Dr. Haydar Baş, birlikte yol yürüdüğü arkadaşlarını hiçbir zaman ihmal etmezdi. Seyahatlerde tek tek herkesin nerede kalacağını, hangi araçla yolculuk edeceğini, herhangi bir ihtiyacının bulunup bulunmadığını sorar; en küçük ayrıntıya kadar ilgilenirdi. Liderliği makamdan değil, sorumluluktan anlayan bir yaklaşıma sahipti. Aynı hassasiyeti Hüseyin Baş'ta da görmek beni ayrıca memnun etti. Programın yoğunluğu içerisinde bile ekip arkadaşlarının durumunu takip etmesi, herkesle yakından ilgilenmesi ve hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmaması, liderliğin yalnızca kürsüde konuşmak değil, birlikte yürüdüğü insanlara sahip çıkmak olduğunu gösteriyordu.
Teşkilatlarda ise canlılık ve heyecan hâkimdi. Gençlerin yoğun katılımı, kadınların aktif çalışmaları ve teşkilat mensuplarının yüksek motivasyonu dikkat çekiyordu. Her şehirde aynı inanç ve aynı kararlılıkla çalışan insanlar görmek, geleceğe dair umutları güçlendiriyordu.
Bu gezi bana bir gerçeği daha gösterdi. Millet değişim istiyor; ama sadece isimlerin değişmesini değil, zihniyetin değişmesini istiyor. Türkiye'nin kronikleşen ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarının günübirlik politikalarla çözülemeyeceği artık daha net görülüyor. Bu sebeple Bağımsız Türkiye Partisi'nin yıllardır savunduğu Milli Ekonomi Modeli, Sosyal Devlet-Milli Devlet anlayışı ve Ehl-i Beyt ortak paydasında şekillenen toplumsal barış vizyonu bugün her zamankinden daha fazla karşılık buluyor. Anadolu'nun dört bir yanında hissettiğim umut da işte buradan besleniyor.
Beğendin mi? Paylaşmayı unutma!









