Sosyal medyada gezinirken önüme çıkan bir hikaye, gerçeği haykırmanın bu topraklarda ne kadar zor, ne kadar zahmetli ve ne kadar bedel isteyen bir iş olduğunu bana bir kez daha hatırlattı. O hikayede altı üstü bir otun rengi tartışılıyordu; oysa bugün bizim tartıştığımız, gafletle üzerine kumar oynadığımız şey: Mukaddes Vatan!
Önce o ibretlik hikayeyi paylaşayım, sonra da bu milletin kulağına küpe olması gereken o sert hakikatleri...
Eşek kaplana dedi ki: "Otun rengi mavidir." Kaplan cevap verdi: "Hayır, yeşildir." Aralarındaki tartışma uzadı gitti, ta ki ormanın kralı aslan oradan geçene kadar. Mevzuyu ona müracaat etmeye karar verdiler. Eşek öne atıldı: "Ey ormanın kralı, otlar mavi renkte, kaplan ise yeşil olduğunu iddia ediyor. Şuna bir ceza ver!" dedi. Aslan cevap verdi: "Eşek haklı, otun rengi mavidir." Sonra da döndü ve kaplanı beş gün boyunca konuşmaktan men cezasıyla hükmetti. Eşek sevinçle koşmaya başladı ve zevkle tekrarlayarak uzaklaştı: "Haklıyım ben! Otlar mavidir!" Kaplan şaşkınlıkla aslana yaklaştı ve sordu: "Bunu neden yaptın kralım, otun yeşil olduğunu sen de biliyorsun." Aslan kestirip attı: "Çünkü bir eşekle tartışarak vaktini boşa harcadın. O gerçeği aramıyor, sadece haklı olduğunu kanıtlamak istiyor. Senin cezan hakikati bilmediğin için değil, o asil vaktini bir hiç uğruna tükettiğin içindir."
Biz bu kıssayı okur geçeriz. Ama dönüp de yakın tarihimizin sayfalarını açtığımızda; bu ülkenin meydanlarında, ekranlarında ve kürsülerinde ömrünü "otun yeşil olduğunu", yani yalansız, dolaysız hakikati anlatmaya adamış koca bir çınar görürüz: Prof. Dr. Haydar Baş.
O, bu milletin önüne her çıktığında aslında bir feryadı, bir felaketi haykırıyordu. Bizler sığ siyasi kavgalarla, yapay gündemlerle, her gün yön değiştiren rüzgarlarla "ot mavi miydi, kırmızı mıydı" sığlığında patinaj yaparken; o bizi asıl zeminimize, bu toprakların genetiğine çağırdı: "Fabrika ayarlarına dönün!" dedikçe vurdumduymazlıkla geçiştirdiler.
"Atatürk" dedi; bu milletin birliğini, yegane çimentosunu işaret etti, görmemek için gözlerini kapattılar. "Milli Ekonomi Modeli" dedi; dünyayı dize getiren, sömürgeci çarkları kıran o muazzam tezle tam bağımsızlığın ve refahın formülünü önümüze koydu, kibirle sırtlarını döndüler. "Ehlibeyt" dedi; kalpleri kardeşlikle, sevgiyle ve İslam’ın o duru özüyle mayalamak istedi, hırslarına yenilip kulak tıkadılar.
Neden biliyor musunuz? Çünkü karşısındaki kitle, gerçeği arayan kaplanlar değildi; kendi konforlu yanılgılarına aşık, cehaletten beslenen ve bağırmaktan başka hiçbir sermayesi olmayan yapılardı. O ise bu vizyonsuzluğa, bu kör inatlaşmalara inat, bir milim bile sapmadan, hiç yılmadan doğru bildiği yolda tek başına yürüdü. Ona o günlerde kulak tıkayanlar, bugün ne yazık ki hayat pahalılığıyla ezilirken, kimlik bunalımlarıyla savrulurken ve toplumsal ayrışmalarla bölünürken gizli gizli aynı şeyi itiraf ediyor: "Haydar Hoca ne kadar da haklıymış..."
Onun mücadelesi şahsi bir "haklı çıkma" ya da alkış toplama yarışı değildi. Zaten kendisi de hedefi ve düşmanı net koymuştu: "Benim davam, vatanına göz diken leş kargalarıyladır!"
Bugün geldiğimiz noktada acı bir şekilde görüyoruz ki; hakikat parlatılmaya muhtaç değildir, o eninde sonunda kendi kendine parıldar. Haydar Hoca’nın yıllar önce attığı tohumlar, bugün ülkenin içine düştüğü her çıkmazda tek tek filizleniyor. Keşke zamanında o gür ses duyulsaydı da, bugün bu millet bu ağır bedelleri ödemek zorunda kalmasaydı!
Şimdi önümüzde hamasetle geçiştirilemeyecek iki yol var: Ya ormandaki o inatçı, cahil gürültüye teslim olup enerjimizi, vatanımızı ve geleceğimizi "mavi ot" masallarıyla tamamen tüketeceğiz... Ya da aslanın o asil uyarısını kulaklarımıza küpe yapıp, sığ tartışmaları defederek Atatürk’ün vizyonuna, Milli Ekonomi’nin formüllerine ve Ehlibeyt’in o birleştirici ruhuna, yani özümüze sıkı sıkıya sarılacağız.
Unutmayalım; cehalet cüretkarca bağırıp ortalığı yangın yerine çevirirken, gerçeğin sesi sessiz bir nehir gibi dipten akar ve günü geldiğinde tüm coğrafyayı hizaya getirir. Vakit, o dipten gelen hakikatin yanında çelikten bir iradeyle durma; mukaddes vatanı leş kargalarına yem etmeme vaktidir!










