Tarih, bazen sadece insanların yazdığı ve insanların şahit olduğu bir sahneden ibaret kalmaz. Öyle anlar vardır ki, yeryüzünün mazlumiyeti gökyüzünün arşını titretir, melekleri feryada boğar. İşte o anların en acısı, en feryat dolusu, şüphesiz Hicret’in 61. Yılında Kerbela’da yaşanmıştır.
İlahiyatçı Yavuz Ekim’in de yüreklere dokunan şu veciz ifadelerle belirttiği gibi; “Müslümanım diyen” herkes İmam Hüseyin (a.s) ‘ı anmak, bu acıyı hatırlamak ve O’nun izinde olmak zorundadır. Bu işin Sünnisi, Alevisi, Şiisi yoktur. O, hepimiz için Hz. Hüseyin (a.s) ‘dır. O’nu seven, Ehlibeyti sever; Ehlibeyti seven ise Resulullah (s.a.a) ‘ı sever. Kerbelâ’da Hak olan, Hakla olan, Haklı olan; tek gerçek Resulullah (sav) ‘in Ciğerparesi İmam Hüseyin (a.s) ve Yârenleridir.
Kerbela; sadece Hz. Hüseyin’in ve ehlibeytin susuzlukla, kılıçlarla imtihan edildiği bir yer değildir. Kerbela, iman ve küfrün savaşıdır. Hakkın karşısında susanların, dünyaya tamah edenlerin ve peygamber torununun kanına girenlerin insanlıktan çıktığı bir aynadır. Yezit ve avenesi batıldır, katildir ve lanetlenmiştir. Kimse Yezit ‘i masum gösterme çabasına girmesin. Yezit ‘i seven, Yezit gibi olsun!
İşte o kapkara gün, o kızgın kumlarda sadece insanların değil, gök ehlinin de kalbi yanmıştır. İslam kaynaklarında ve menkıbelerde içimizi sızlatan yürek burkan bir rivayet aktarılır:
Hz. Hüseyin, düşman çemberinin ortasında, yapayalnız ve yardımsız kaldığında feryatlar göğe yükselir. Gökteki melekler, Efendimiz’in (s.a.v) “Dünyanın iki reyhanı” dediği o mübarek canın bu haline dayanamazlar. Gözyaşları içinde Allah Teâlâ’nın huzuruna çıkıp yalvarırlar:
“Ey Rabbimiz! Bu Hüseyin’dir; Senin seçtiğin kulun, Resulünün ve Ali’nin oğludur. Yeryüzünde O’na bu zulüm reva görülürken biz nasıl dururuz? Bize izin ver de yeryüzüne inip Hüseyin’e yardım edelim, O’nu düşmanlarından koruyalım.”
Yüce Allah meleklere izin verir. Başlarında “Mansur” isimli bir meleğin bulunduğu binlerce melek, Kerbela toprağına doğru süratle kanat çırpar. Ama heyhat… Melekler yeryüzüne indiklerinde her şey için çok geçtir. Cenk bitmiş, İslam’ın izzeti, Peygamber’in öptüğü o mübarek boyun, zalimlerin kılıcıyla vurulmuştur. Hz. Hüseyin şehit edilmiş, mübarek başı gövdesinden ayrılmıştır.
Melekler bu dehşetli manzara karşısında büyük bir hüzünle tekrar Hak katına yönelirler:
“Ey Rabbimiz! Sen bize izin vermiştin, fakat biz yetişemedik. Biz vardığımızda Hüseyin çoktan şehit edilmişti!” derler.
Bunun üzerine Cenab-ı Hak onlara şu ilahi vazifeyi bildirir:
“Sizin göreviniz artık orada kalmaktır. Kıyamet gününe kadar Hüseyin’in kabri başında durun, O’nun için ağlayın, yas tutun. Siz, Hüseyin’e kıyamete kadar bu şekilde yardım edeceksiniz.”[1]
Rivayet odur ki, o günden beri o melekler, başları toz toprak içinde, mahzun ve kederli bir halde Hüseyin’in yanı başındadırlar. Onlar, kıyamet günü Hz. Hüseyin ayağa kalktığında O’nun sancaktarları olacaklardır.[2]
Yine İlahiyatçı Yavuz Ekim’in altını çizdiği üzere; Hüseyin ile olanlar ne dünyada ne de ahirette kaybetmez! Türk Milleti de tarih boyunca Hüseyin gibi olmaya çalıştı. Evladına Hüseyin ismini verdi ve asırlardır her daim safını belli ederek Hüseynî bir duruş gösterdi.
Geçmişte Muharrem ayı geldiğinde Kerbelâ için Muharrem ayına mahsus programlar icra olunur; bu matem gözyaşları içinde okunan mersiyelerle, yapılan dualarla, indirilen hatm-i şeriflerle hatırlanırdı. Başta Yezit ‘e ve bu acıyı yaşatanlara ise lanet okunurdu. Bugün olduğu gibi...
Bugün bizlerin de Kerbela’yı anarken döktüğümüz her damla gözyaşı, aslında o meleklerin gözyaşlarına yeryüzünden verilmiş bir sözdür. Hüseyin’e yardım etmek, sadece o gün Kerbela’da kılıç kuşanmak demek değildi. Bugün Hüseyin’e yardım etmek; O’nun dik duruşunu, adaletini, haksızlığa karşı biat etmeyen asil ruhunu yaşatmak ve zalimin karşısında her daim “Hüseyin” olabilmektir.
Gök ehlinin ağladığı o büyük acının hatırasına, haksızlığa boyun eğmeyen Hüseynî duruşa ve Hz. Hüseyin’in aziz ruhuna selam olsun…
________________
DİPNOTLAR:
[1] Şeyh Saduk, el-Emali, s. 126, Meclis 27, Hadis 1; Seyyid İbn Tavus, el-Luhuf ala Katli’t-Tufuf (Lohof), s. 110. (Ayrıca benzer mahiyetteki meleklerin yas tutması ve istiğfarı rivayetleri için bkz: Şeyh Müfid, el-İrşad, c. 2, s. 115).
[2] Kuleyni, el-Kafi, c. 1, s. 465 (Kerbela’ya inen dört bin meleğin kıyamete kadar Hz. Hüseyin (a.s) için ağlayacağı ve Hz. Kaim’in (a.s) zuhurunda O’nun yardımcıları olacağına dair rivayet).










