Türkiye günlerdir aynı tartışmayı izliyor. Televizyon ekranlarında, gazete manşetlerinde, sosyal medya yayınlarında sürekli CHP konuşuluyor. Yarın ne olacak, kim konuşacak, kim gelecek, kim gidecek, hangi grup üstün gelecek, hangi isim öne çıkacak...
Sanki Türkiye'nin başka meselesi yokmuş gibi. Sanki bu ülkede geçim sıkıntısı yaşanmıyormuş gibi. Sanki emekli ay sonunu getirebiliyormuş gibi. Sanki gençler evlenebiliyormuş, evlenenler rahatça geçinebiliyormuş gibi. Sanki üretici üretmekten, sanayici yatırım yapmaktan, esnaf dükkânını açık tutmaktan memnunmuş gibi. Oysa milletin gündemi bambaşkadır.
Bugün siyasetin önüne konulan gündem ile milletin yaşadığı gerçekler arasında büyük bir uçurum vardır. Toplumun önüne sürekli CHP merkezli bir tartışma konulurken fark ettirilmek istenmeyen bir algı da oluşturulmaktadır: Türkiye'de muhalefet CHP'den ibarettir. CHP yoksa muhalefet de yoktur. Oysa bu doğru değildir.
Türkiye Cumhuriyeti bir partiden ibaret değildir. Muhalefet de bir partinin tekelinde değildir. Milletin sesi, milletin ihtiyaçları ve milletin talepleri herhangi bir siyasi yapının sınırlarına sığdırılamaz. Daha da önemlisi CHP'nin bugün yaşadığı kriz yalnızca bugünün meselesi değildir. Uzun yıllardır uygulanan siyasi tercihlerin doğal sonucudur.
Altılı Masa dönemini hatırlayalım. Toplumun önemli bir kesimi iktidara karşı güçlü ve ilkeli bir muhalefet beklerken ortaya çıkan tablo farklı oldu. Sürekli değişen söylemler, birbirleriyle çelişen ortaklar ve net bir devlet vizyonu ortaya koyamayan bir yapı görüldü. Bu nedenle toplumun önemli bir bölümü CHP'nin gerçek bir muhalefet mi yaptığı yoksa "mış gibi muhalefet" mi yaptığı sorusunu sormaya başladı. Bugün yaşananlar biraz da bu sorgulamanın sonucudur. Fakat CHP'nin iç hesaplaşmasından çok daha önemli bir hesaplaşma vardır. O da Türkiye'nin gerçekleriyle yüzleşmesidir. Çünkü siyaset ekranlarda CHP'yi tartışırken millet evindeki hesabı tartışmaktadır.
Son yıllarda sık kullandığımız bir kavram var: Obruk. Obruk, toprağın altında uzun süre devam eden aşınmanın sonunda yüzeyin aniden çökmesidir. Aslında bugün yaşanan siyasi tabloyu anlatan en uygun kavramlardan biri budur. CHP'de görülen kriz bir anda ortaya çıkmadı. Yıllardır biriken çelişkiler, kimlik bunalımları, ideolojik savrulmalar ve tabanla kurulamayan sağlıklı ilişkinin sonucunda oluşan bir siyasi obrukla karşı karşıyayız. Altı boşalan yapı sonunda yüzeyden de çökmüştür. Fakat burada yapılması gereken yeni parti tartışmaları değildir.
Asıl yapılması gereken, CHP'nin nerede hata yaptığını düşünmesi ve kendi özüne dönmesidir. Eğer gerçekten Atatürk'ün kurduğu partiden söz ediliyorsa, o zaman Atatürk'ün temel yaklaşımı yeniden hatırlanmalıdır. Atatürk'ün siyaseti millet merkezliydi. Bugün ise siyaset parti merkezli hale gelmiştir. Atatürk'ün önceliği devletin bağımsızlığı ve milletin refahıydı. Bugün ise ekranlarda koltuk tartışmaları konuşulmaktadır. Oysa millet başka şeyler konuşuyor. Pazarda fileyi dolduramayan emekli konuşuyor. Ay sonunda kira ödeyemeyen çalışan konuşuyor. Fabrikasını kapatmak zorunda kalan sanayici konuşuyor. Artan maliyetler altında ezilen çiftçi konuşuyor. İş bulamayan genç konuşuyor. Evlenemeyen gençler konuşuyor. Evlenip de geçinemediği için boşanma aşamasına gelen aileler konuşuyor.
Bunlar sıradan meseleler değildir. Bunlar bir milletin geleceğini belirleyen temel göstergelerdir. Ailenin zayıfladığı bir toplum güçlü kalamaz. Gençliğin umudunu kaybettiği bir ülke geleceğini kaybeder. Üretimin durduğu bir ekonomi ayakta kalamaz. İşte konuşmamız gereken asıl meseleler bunlardır. Bugün birçok vatandaş pazardan tane hesabıyla meyve alıyor. Birçok emekli markete fiyat sormaya bile çekiniyor. Birçok genç üniversite diplomasıyla iş arıyor. Birçok aile ay sonunu getirebilmek için borçlanıyor. Bugün TÜİK'in, sendikaların ve meslek kuruluşlarının açıkladığı rakamlar ortadadır. Asgari ücret açlık sınırına yaklaşmış, emekli maaşı temel ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kalmış, genç işsizliği ciddi boyutlara ulaşmıştır. İnsanlar artık geleceği değil, ay sonunu düşünmektedir. Bir millet için bundan daha ağır bir tablo olabilir mi? Peki ekranlarda bunları ne kadar konuşuyoruz? Ne yazık ki yeterince konuşmuyoruz. Çünkü zoraki gündemler gerçek gündemlerin üzerini örtüyor.
O halde yapılması gereken bellidir. CHP'yi değil Türkiye'yi konuşmak. Partileri değil milleti konuşmak. Koltukları değil geçimi konuşmak. Kavgaları değil üretimi konuşmak. İsimleri değil sistemi konuşmak. Çünkü bu ülkenin merkezi sağ ya da sol değildir. Bu ülkenin merkezi herhangi bir parti de değildir. Bu ülkenin merkezinde Türk milleti vardır. Bütün renkleriyle, bütün kimlikleriyle, bütün siyasi eğilimleriyle bu millet bir bütündür. Milletin derdi ortaksa çözümü de ortak olmak zorundadır. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir kavga değil, yeni bir milli duruştur. Yeni bir kutuplaşma değil, yeni bir birlik anlayışıdır. Türkiye'nin ihtiyacı tüketim üretim dengesini merkeze alan bir ekonomi anlayışıdır. Çalışanın alın terini koruyan bir gelir politikasıdır. Gençlere iş ve gelecek sunan bir kalkınma modelidir. Aileyi koruyan sosyal politikalardır. Tarımı, sanayiyi ve milli ekonomiyi yeniden ayağa kaldıracak bir devlet vizyonudur. Çünkü güçlü devlet güçlü aileyle, güçlü aile ise ekonomik güvenlikle ayakta kalır.









