3. Ulusal Kilis Sempozyumu’nun 4. konuşmasını Prof. Dr. Mustafa Budak, uzaktan bağlantı yoluyla gerçekleştirdi. Budak, sunumunda Kilis’in tarih boyunca taşıdığı sınır bölgesi özelliğini geniş bir tarihsel perspektifle ele aldı.
“Kilis, Abbasilerden Bu Yana Bir Sınır Şehridir”
Prof. Dr. Budak, Kilis’in Abbasiler döneminden itibaren bir sınır bölgesi niteliği taşıdığını belirterek, bu durumun kentin siyasal, askerî ve demografik yapısını doğrudan etkilediğini ifade etti. Kilis’in, farklı dönemlerde savunma hattı ve geçiş noktası olarak stratejik bir rol üstlendiğini vurguladı.
Bozokların Yerleştirilmesi ve Türkleşme Süreci
Sunumda dikkat çekilen bir diğer başlık ise Bozok Türkmenlerinin bölgeye yerleştirilmesi oldu. Budak, Anadolu’nun güney hattının Türkleştirilmesi sürecinde Kilis’in bilinçli bir iskân politikasıyla öne çıktığını belirterek, Bozokların bölgeye yerleştirilmesinin hem demografik dengeyi sağlama hem de sınır güvenliğini güçlendirme amacı taşıdığını dile getirdi.
Lozan’da Kilis ve Sınır Meselesi
Prof. Dr. Mustafa Budak, Lozan Antlaşması sürecinde Kilis ve çevresinin Türkiye sınırları içinde kalmasının önemli bir müzakere konusu olduğunu ifade etti. Bu süreçte çizilen sınırların yalnızca siyasi değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti.
Meralar ve Ezogelin Sınırın Ötesinde Kaldı
Budak, sınır düzenlemeleri sonucunda Kilis’e ait koyun meralarının ve bölgenin simgesel değerlerinden biri olan Ezogelin hikâyesinin coğrafi bağlamının sınırın öte tarafında kaldığını vurguladı. Bu durumun, sınır çizgilerinin yalnızca harita üzerinde değil, gündelik hayat ve kültürel hafıza üzerinde de derin etkiler bıraktığını belirtti.
Sınırın Ötesinde Kalan Hayat
Prof. Dr. Budak’ın sunumu, Kilis’in sınır kenti olma hâlinin tarihsel sürekliliğini gözler önüne sererken, sınırların insan, kültür ve hafıza üzerindeki etkilerine dair çarpıcı değerlendirmeler sundu.
Sunum, Kilis’in geçmişten bugüne taşıdığı stratejik önem ve sınır kimliğinin, yalnızca tarihsel bir olgu değil, bugünü ve geleceği şekillendiren temel bir unsur olduğunu bir kez daha ortaya koydu.









