Ulusal Kilis Sempozyumu’nun 4. oturumunun ilk konuşmacısı Doç. Dr. Seraceddin Gürbüz, yaptığı konuşmayla salonda duygulu anların yaşanmasına vesile oldu. Gürbüz, sunumunda Kilis mutfağını yalnızca bir gastronomi unsuru olarak değil, tarihsel hafızanın ve Millî Mücadele yıllarının yokluk koşullarında şekillenen bir direniş kültürü olarak değerlendirdi.
Coğrafi İşaretli Lezzetlere Vurgu
Gürbüz, konuşmasında Kilis’in coğrafi işaretli ürünleri arasında yer alan firik (firig) pilavı ve cennet çamuru gibi özgün lezzetlere dikkat çekti. Bu yemeklerin yalnızca damak tadını değil, bir coğrafyanın yaşama biçimini, üretim kültürünü ve tarihsel hafızasını yansıttığını ifade etti.
“Rakip Değil, Kardeş Şehirler Olmalıyız”
Bölgesel kalkınmaya da değinen Gürbüz, çevre şehirlerin birbirini rakip olarak görmesi yerine, kardeşlik ve tamamlayıcılık anlayışıyla hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Gastronomi başta olmak üzere kültür ve turizm alanlarında bölgesel iş birliğinin Kilis için önemli fırsatlar sunduğunu belirtti.
Yokluğun Mutfağı, Direnişin Hafızası
Konuşmanın en dikkat çeken bölümünde Doç. Dr. Gürbüz, Kilis mutfağını Millî Mücadele döneminin yokluk mutfağının temsilcisi olarak nitelendirdi. Sınırlı imkânlarla üretilen yemeklerin, Kilis insanının sabır, paylaşma ve direnç kültürünü yansıttığını ifade etti.
Bu sözler, salondaki katılımcılar tarafından dikkatle dinlenirken, konuşma sırasında duygulu anlar yaşandı.
Doç. Dr. Seraceddin Gürbüz’ün sunumu, Kilis mutfağının sadece bir lezzet geleneği değil, aynı zamanda tarihsel bir hafıza ve kimlik unsuru olduğunu bir kez daha ortaya koydu.









