
Maniler her türlü hayati olayı (aşk, gurbet, hasret, kıskançlık, kırgınlık, tabiat vb.) işleyen bir türdür. Mani, halk şiirinin nazım şekli bakımından en küçük olanıdır. Maniler, Halk edebiyatının bilinmeyen şairleri tarafından söylenmiş, halka mal olmuş kıymetli gönül yadigarlarıdır. Türk insanının mani söyleme geleneği, terkedilmeyen bir gelenektir. Evlerde, toplantılarda, köylerde karşılıklı mani söyleme yarışları yapılır ve böylece hayatlarını renklendirmeyi başarırlar. Türk insanının bu geniş tabakasının, duygularını manilerle dile getirmesi, çeşitli gönül ürperişlerinin böyle kısa, öz ve kesin ifadeyle dile getirilişi; onun sevgi, aşk gibi konulardaki hassasiyetini ve fıtri zekasının işlekliğini gösterir.
Manilerdeki aşk, sevgi, kıskançlık, hasret vb. konularının en ince noktalarını bulmak mümkündür.
Mesela, yarinin asaletini dile getiren şu örnek:
İncili, fesli yarim
Bülbül kafesli yarim
Aceb benim olur mu
Padişah nesli yarim
Yine hasret duygusunun incelikleri:
Gergefte sırma mısın
Bağdat'ta hurma mısın
Ben burda ah ederim
Sen orda duymaz mısın
Yine, Türk kızının gelin olurken gösterdiği naz ve utangaçlık duygusunu dile getiren mısralar:
Ay doğar ayazlanır
Gün doğar beyazlanır
O yar beni gördükçe
Hem güler hem nazlanır
Örnekler çoğaltıldığında görülür ki, Türk şiirinin bu en eski sanatkar söyleyişi, onun ince, kıvrak zekasındaki san'at anlayışından ileri gelmektedir. Yine bunu ispatlayan şu mizahi mani bunun örneği sayılabilir:
Bahçede iğde midir
Dalları yerde midir
Her gördüğün seversin
Sendeki mide midir
Manilerin ilk iki mısrasının serbest olması ve manaya önem verilmemesi irticalen söylenmesine bağlı olabilir. Asıl hazırlık safhası denilebilen ve esas konuya hazırlık için söylenen bu bölümden sonra, anlatılmak istenen son iki mısra söylenmiş olur. Manilerdeki bu iki mısralık hzırlık bölümü, eski destanlarımızın başlarında geçen "bre", "hey", "aman", "oy" gibi ünlem ifade eden kelimeler, sözlü edebiyatımızın ilk numuneleridir. Bundan da anlaşılıyor ki, maniler destan türünün şekil bakımından daha gelişmiş vezinli, ölçülü, özlü ve en kısa şeklidir, dememiz mümkün olur. İşte bu ilk iki mısralık hazırlık bölümünde her çeşit motifi kullanmak mümkündür. Çünkü bu bölüm, hem tedai (çağrışım) vasıtasıdır; hem de maniciye manisini en güzel şekilde söyleme fırsatını verecek bir düşünce, dinleme safhasıdır. Böylece manici ilk iki mısrada dış alemin bütün motiflerini kullanma fırsatını elde edip, iç alemin duygu, düşünce ve espirilerini ortaya çıkarmış olur. Bu kaide, tuyug, rubai, ağıt, semai ve manzum halk hikayelerinde hemen hemen aynıdır denilebilir.
Baız örneklere göz attığımızda, daha yakından tanımış oluruz. Mesela, Karagöz'de geçen şu türküde olduğu gibi:
Erzincan'dan Kemah'dan
Yar gelir oynamahtan
Dizde derman kalmadı
Zil çalıp oynamahtan
Hey dağlar boy dağlar
Hoy dağlar karlı dağlar
Sılada yarim ağlar
Halk hikayelerinden Ferhat ile Şirin hikayesinde, Ferhat aşkını sazıyla şöyle dillendirir:
Gözlerim yolda imiş
Baktıkça Şirin dermiş
Ben Şirin'i gözlerken
Ferhat murada ermiş
Şirin gülümseyip, şöyle karşılık verir:
Ben bir yare kul olmuşum
Ona yanmış, kül olmuşum
Kuş dilini bilmez iken
Vallahi bülbül olmuşum
Görüldüğü gibi, bütün bu mısralar en sade ve en pürüzsüz söyleyişin en güzel ifadeleridir.
Kaynak:
Türk Edebiyat Dizisi MANİLER (Kilisli Rifat Bilge)
Yrd. Doç. Dr. Ata Çatıkkaş









