Onsuz bir bayram
Doç. Dr. Ahmet H. Kepekçi

Doç. Dr. Ahmet H. Kepekçi

Onsuz bir bayram

26 Mayıs 2020 - 16:58

Her Ramazan bayramında Haydar Baş hocamızı ziyaret etmek, birlikte bayram namazı kılmak, bayramlaşmak ve ardından kahvaltı yapmak bir gelenek olmuştu bizim için.Ancak bu bayramı Haydar Baş hocamızın rihletinin verdiği hüzün ve pandeminin kısıtlayıcılığı ile idrak etmiş bulunuyoruz.

 

Hocamızın Hakka yürüyüşü hüznün yanında bir farkındalık dalgası oluşturdu. İnsanlar bu güne kadar hocamızın düşüncelerini biliyordu bilmesine, ancak meselenin özünden ziyade söyleminde kalmışlardı. Çilesi olan ve okumanın - araştırmanın zahmetine katlananlar ise müstesna. Zaten bu istisnai insanlar hocamızın sağlığında da onu yalnız bırakmadılar.

Hocamız 2000’li yılların başında Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) ile bilinen bütün ayrılıkçı sınıflandırmalara rest çekmişti. Onun bütün derdi, milletin birlik ve beraberlik içerisinde hak ettiği yerde olmasıydı. Siyaseti bir rant kapısı değil, bilakis Allah'ın rızasını kazanacak bir hizmet kapısı olarak gördü. BTP’nin ilk kurulduğu gün, dosyayı içişleri bakanlığına verdiğimizde, bize siyasetin Allah için millet ve devletin bekası için yapılacağını asla bir intikam alma yeri olmadığını söylemişti. Adeta ince uzun bir yola çıkılıyor, millet sizi önce anlamayacak ancak sonradan sizi başına taç edecek. İşte o vakit geldiği zaman sen vaktinde bizi anlamadın, bizi yordun; devlet ve milletin önünde engel oldun, işsiz kaldın, aşsız kaldın sen bunu hak ettin mantığı ile davranmayacaksın demek istemişti.

Ehl-i Beyt efendilerimizin hayatını okudukça, Atatürk’ün verdiği mücadeleyi öğrendikçe, hocamızın da çektiği bu çilelerin boşuna olmadığını görüyoruz. Büyüklerin yaşadıkları çileler, insanların gönül tellerini titrettikçe çıkan o nağmeler kalbi derinden etkiliyor ve ortaya ölümsüzlük sırrı çıkıyor.

O yüzdendir ki, insanlar bu mübarek günleri sevgili Haydar Baş hocasız geçirirken duydukları üzüntü, annelerinin, babalarının ve eşlerinin vefatı ile aynı derecede, hatta ondan daha yoğun hissettiklerini dile getirdiler. Kaybımız büyük, acımız derin... Allah'tan niyazımız sabrını ve muhabbetini vermesidir.

Ben uzun yıllar hocamızın yakınında olmuş biri olarak onun gayretinin, çektiği meşakkatin birebir şahidiyim. O milletin derin bir uykuda olduğunu, uçuruma doğru sürüklendiğini bir an önce uyanması gerektiğini ifade ederdi. Bu ikaz ve irşat O’nun nazarında vardı, O’nun sesinin tonunda, kaleminde, hareketlerinde, hayatında vardı. O bir baba idi, arkadaş, kardeş, yoldaş idi. O bilim insanıydı, akademik bakışı olan cesur bir araştırmacı idi. O ticaret insanı idi, alışverişi çok iyi bilirdi. Ticaretin duygusallık olmadığını, kazanmak olduğunu ifade ederdi. En büyük ticaretini de hayatını Allah rızası için harcayarak yaptı.

Bayram münasebetiyle arayanların, mesaj yazanların ifadeleri ortaktı. Uzun yıllar hocamızla birlikte de olsalar, onu uzaktan da tanısalar gönüllerinde yaşadıkları ayrılık ıstırabını dile getirdiler. Adeta koro şeklinde Mevlana hazretlerinin “Etme” şiirini terennüm ediyorlardı.

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi / Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan / Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan / Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

İlginçtir kimisi, toplumun ekonomide kurtarıcı, kimisi onun birliğimizin mimarı oluşundan, kimisi ise onun gönül dünyamızın hamurkârı oluşundan hareketle dem vurdular. 

Evet, hepsi doğrudur. Tesellimiz onun eserleri, üzüntümüz yüreklerdeki kor ateş ile birlikte yaşanan özlem ve hasret...

Bu yazı 1466 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar