Devlet yönetmek sıradan bir iş midir?
Uğur Kepekçi

Uğur Kepekçi

Devlet yönetmek sıradan bir iş midir?

08 Nisan 2021 - 23:49

Dünya kurulduktan bu yana, insanlar arasında birbirini yönetme birbirine tahakküm etme eylemi ve mücadelesi var olmuştur.

Sorun, yüce Yaradanın naspetmesi (seçmek tayin etmek, vekil etmek) yerine, nefisine aldanan ve nasp edilmeyenlerin yönetmeye talip olmasından kaynaklanmaktadır.

Hz. Ademle başlayan insanlık serüveni Kabilin kardeşi Habil’i kabul etmeyerek başkaldırmasıyla başlayan başkaldırış ve hak etmediği elde etmek geleneği kıyamete kadar devam edecektir.

Elbette bir yandan da bu yanlışın faturasını bütün insanlık beraber ödeyecektir.

Bu sebeple yönetmek, yönetmeye talip olmak sıradan bir iş değildir. Elbette hesap günü bu sınıfın hesabı çok çetin olacaktır.

İnsan, talip olduğu işe ne için talip olduğunu bilmeli hesabını da ona göre yapmalıdır.

İmam Ali’nin velayetinin inkârı ile katmerlenen yanlışlıklar, kıyamete kadar zulüm ve haksızlığın zirve yapmasına sebep vermiş ve verecektir.

Yine tekrar etmekte fayda görüyoruz “hak etmeden hak elde edenler, bu yanlışın faturasını hem kendileri, hem de sebep olanları mahşerde zora sokacaktır.”

Aslında Allah’ın nasbıyla başlayan yönetim süreci Hak üzere devam etseydi, faziletlerin egemen olduğu toplumlar ve liderler huzuru, adaleti temin edebileceklerdi.   

Erdemli bir toplum için erdemli lidere ihtiyaç olduğu için bu faziletler hangi toplumda ne kadar varsa ona göre de yönetilmeyi hak edeceklerdi.

Bu sebeple “layık olduğunuz şekilde yönetilirsiniz” düsturu kanunlaşmıştır.

İmam Ali’nin velayetinin inkarıyla başlayan, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin aleyhisselamın şehadeti sonrasında gelişen; Emevi, Abbasi ve benzeri soyların milletlerin hak etmedikleri halde elde ettikleri makamlar sayesinde, zaten kokuşmuş olan yönetmek eylemi, her geçen gün fayda yerine zarar vererek insanlığın bu hale düşmesine sebeptir.

Çağın bilgesi Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın gerek kaleme aldığı Ehl-i Beyt külliyatıyla gerek kurduğu Bağımsız Türkiye Partisiyle; geçmişten gelen hatalara dur demek adına “böyle gelmiş ama böyle devam edemez” haykırışıdır.

Yönetimde ilk kırılma noktasının İmam Ali’nin velayetinin inkarıyla başladığını dile getirerek “hak etmediği halde hak elde etmenin yanlışlarını” ortaya koymuştur. Bir yandan da İmam Ali’nin iade-i itibarına sahip çıkmış ilahi ve tarihi bir görev üslenmiştir.

Siyasette de ölçüyü bakınız nasıl koymuştur. “Baktık ki sağıyla, soluyla herkes çareyi AB kapılarında ve yanlışlarda aramaya yönelmiş. O zaman bizde ‘İş başa düştü’ dedik ve Milletimize hizmet için Bağımsız Türkiye Partisini kurduk.”

“İş Baş’a düştü” deyip siyasi parti kurulmasına karar verilmesiyle başlatılan siyasi oluşumun; adından kuruluşuna, programından kadrosuna varıncaya kadar, en ince ayrıntısı düşünülmüş, bütün vatan evlatlarını çatısı altında barındıracak ve hizmet etmeyi gerektirecek bir yapı oluşturulmuştu.

Başlatılan siyasi oluşumun gereği şu ifadede yerini bulmuştu:

“Bir ülkede siyaset üç amaçla yapılabilir. 1) Lüks siyaset, 2) İhtiyaçtan siyaset, 3) Zaruretten siyaset. Biz zaruretten siyaset yapma zorunluluğunu hissediyoruz” Bu ifade çok doğru bir ifadedir.

Çünkü ehliyetli olmadığı halde batıdan esen rüzgârın gücünü arkasına alarak, “hak etmediği halde yönetmeye kalkışarak, sorunlar yumağını kör düğüme çevirdiler.”

Çare: Haydar Baş hocamızın açtığı çığırdan, Hüseyin Baş’ın liderliğinde yürümektir. Yoksa da çabalarınız bir kuru emektir. Vesselam.

SESLİ DİNLEMEK İÇİN

Bu yazı 188 defa okunmuştur .

Son Yazılar