Dinlerarası diyalogun hemen her yönü artık toplumda tartışmaya açılmıştır. Önceleri bizi bu mücadelede yalnız bırakanlara sitem hakkımız saklı kalmak kaydıyla gelinen nokta milletimiz adına sevindiricidir. Dinler arası diyalogun ?şartlara uydurulmuş misyonerlik? olduğu artık milletimiz tarafından anlaşılmaya, yavaş yavaş bazı gazete ve dergilerde, televizyon programlarında ortaya konulmaya başlamıştır. Bu konudaki mücadelenin adeta fikir babası olan Prof. Dr. Haydar Baş Bey bizleri engin ferasetiyle önceden uyarmıştı. Ona millet olarak minnettarız.Dinlerarası diyalog faaliyetlerinin dini ve milli boyutları enine boyuna tartışılmaktadır. Konu madem insanla ve toplumsal hayatla alakalıdır. Sosyolojik olarak da ele alınmasında fayda vardır.
Devletinin bekasını düşünen milletler, içerden ve dışardan gelebilecek her türlü tehlikelere karşı çok dikkatli davranırlar. Olayları çok boyutlu ele alır, günü birlik politikalar yerine; kalıcı, akılcı ve sürekli politikalar üretirler. Devlet politikasında kuşkuculuk (şüphecilik) çok önemli bir unsurdur. Devletlerin ve milletlerin koruma refleksini geliştirir. Ama maalesef, son yıllarda bu refleks zafiyete uğramış gibi görünmektedir. Daha dün vatanımızı işgal eden, milletimizi hayâsızca katleden haçlı zihniyetinin batıl dinlerini din kabul edip, dinleriyle diyaloga kalkışıp, aralarında kurdukları AB topluluğuna girmeye can atılmaktadır.
Görünen şu ki; gerek dini, gerekse de milli bütünlüğümüz tehlike altındadır.
Toplumsal olayların her zaman bir başlangıç noktası vardır. Eğer birine bir fikir kabul ettirilmek istenirse bunun yolu; önce kafasında daha önceden var olan düşüncelerin sarsılması sağlanır. Yani inancına şüphe düşürülür. İslam itikadına diyalog uğruna kötü tohumlar ekilerek kimyasını bozmaya kalkıştılar. Olayı dışardan seyredenlerde, ?Din Allah?ın koruması altındadır? deyip seyirci oldular. Dinin esasları Allah katında koruma altındadır, fakat insan düşüncesinde koruma altında değildir. İnsanlar onu kendi gayret ve imanlarıyla düşüncelerinde besler, ya da yok ederler.
Milletimize öyle bir tezgâh hazırlandı ki; önce birileri birilerine âşık edildi. İtimat sağlandı. Sonra zehirli oklar yavaş yavaş sinelere saplandı. Muhterem hocam Prof. Dr. Haydar Baş?a, işin başlangıcında ne olacak bu milletin hali diye sorduğumda ?Evlat, Dinlerarası diyalogun asıl maksadı; milli bütünlüğü sarsmaktır, milli bütünlüğü ortadan kaldırmaktır. Diyalog çalışmaları her ne kadar dini görülse de esas nedeni milli bütünlüğümüzü, Türk kimliğini tahrip etmektir. Dinlerarası diyalog ülkemizde dini ve milli bütünlüğümüze öyle zararlar verecek ki, bunu hayal bile edemezsiniz. Tahribat üç aşamalı olacaktır. Önce, kalplerdeki ehli kitaba olan sevgisizlik kırılacak, sonra muhiplik dönemi başlayacak (sevgi, muhabbet dönemi), daha sonra da Hıristiyanlaştırma dönemi başlayacaktır. O zaman tahribatın en hızla yayıldığı dönem olacaktır." Diye cevap vermişti.
Tahribatın başlangıcı; yıllar önce, Hahamlı, Papazlı iftar yemekleri ile başladı. Adını bile duymadığımız papazları hahamları milletimizin gündemine soktular. Bartelamos diye birinin varlığını, Fetullah Gülen?in fahri başkanı olduğu bir vakfın düzenlediği bir ödül töreninde, Fetullah Gülen ile birlikte görerek duydum. Hem de bir papaza "Hazret" denildiğini ilk olarak o zevatın ağzından duyduk. İnsanların düşünce ufuklarına zehirli tohumlar böylece ekildi. Tepkiler kırıldı, sevgi tohumları ekildi. Toplumun ?koruma refleksi? böylece kırılmaya başlandı.
Düzenlenen Abant toplantılarıyla insanların kafaları yavaş yavaş karıştırıldı.
?akıl ile vahiy çatıştığı zaman akıl tercih edilir? ifadesini birinci Abant kararlarının arasına aldıklarında. Vahye dayalı din anlayışı ilk önemli darbesini almış oldu. Olay, Zaman gazetesinde ?aklın önü açıldı? şeklinde duyuruldu.
İslam itikadında ?gaybe iman esası?, aklın devreye sokulmasıyla sarsılmaya çalışıldı. Önce aslından şüpheye düşürdüler sonra, batıl görüşlerini zihinlere aşıladılar. Sonra da yapılan bu tahribatın adına ?hizmet? dediler. Nice saf, temiz düşünceleri ifsat ettiler, nice imkânları heba ettiler.
İşte bir toplum, bu aşamalardan geçirilerek, bu durumlara getirildi. Hala birilerinin ?dinlerarası diyalog faaliyetlerinden? iyi niyetle bahsetmesinin arkasında; başka niyetler aramak hakkımızdır.
DİYALOGCULARIN ?DÜNYA BARIŞI? YALANI
Dinlerarası diyalog faaliyetlerinin içinde yer alanların büyük yalanlarından biride ?dünya barışı? adına diyalog yapıyoruz düzmecesidir.
Müslüman olan birinin bu yalana bilerek düşmesi mümkün değildir. Çünkü Müslüman?ın kitabı Kur?anı Kerimde, Peygamberimize ithaf en ?Biz, seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.? [Enbiya / 021.107] buyurmakla, cahiliye döneminin bittiğini, karanlığın aydınlandığını, buna da vesile; Hazreti Muhammet(sav) olduğunu haber vermiştir.
Ayeti kerimedeki ?âlemler? kavramı, dünya insanlığını değil, yaratılmış adına ne varsa onu kapsamaktadır. Ayrıca, bildiğimiz âlemden başka âlemleri de kapsamaktadır.
Yunus bir beytinde ? Mümin olanların çoktur cefası, Ahirette olur zevki sefası, Onsekizbin âlemin Mustafa?sı, Adı güzel kendi güzel Muhammed? buyurmakla âlem kavramının ne kadar geniş olduğunun ipucunu vermektedir.?
Barış denen kavram, ?sulh?(TDK sözlük) olarak tanımlanır. Sulh kelimesi de; Savaşmadan yaşamak; uyum, karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam gibi manaları içerir.
Rahmet kavramı ise iyilik ve güzellik adına, bağışlanma, acıma, merhamet duyarak davranma gibi, aklın sınırlarını aşan çok geniş ifadeleri kapsamaktadır.
Hâlbuki dünya barışından sıkça söz eden haçlı batının; ne barıştan, ne merhametten, hiçbir nasibi yoktur.(Irak vahşeti) Sözüm ona ateizm olarak adlandırılan, dinsizlik cereyanlarına karşı birliktelik oluşturmaya kalkışan ABD ve AB ülkeleri bugün dünden daha dindardır. Yaptıkları işgalleri ve işkenceleri ?haçlı ruhuyla? yerine getirdiklerini ifade etmektedirler. Bu işleri tanrının verdiği görevle yerine getirdiklerini söyleyecek kadarda yalancı ve barbardırlar.
Rahmet kavramı ve kapsamı yanında barış kelimesinin sözü bile edilemez. Eğer dünya sulh ve huzur içinde yaşamak istiyorsa Âlemlere Rahmet Hazreti Muhammed'in (sav) kutlu mesajları ile buluşmak zorundadır.
Yolunu kaybetmişlerin, yolunu bulmakta gecikmelerinin sebebi; içimizdeki ?diyalog sapkınları ve meftunlarıdır.? Yapılan diyalog teklifini ellerinin tersiyle itip ?bir elime Güneş'i bir elime de Ay'ı verseniz hak bildiğim yoldan dönmem? diyen Peygamber buyruğunu yerine getirselerdi, beklide yanlıştaki ısrarlarına devam etmeyebilirlerdi. Çünkü bizim dinimiz; Alemlere rahmet olarak Hazreti Muhammed efendimizi göndermiştir. Barış Ondadır, Onunla olmaktadır.
Allah?ın, ?De ki: Ey kâfirler; Ben, sizin tapmakta olduklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin taptıklarınıza, tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler, tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size; benim dinim banadır.(kafirun / 1-6) diyerek reddetselerdi. İçimizde uzantı bulamayan haçlı batı avucunu yalamakla kalmayıp, hak duruşumuz karşısında hidayetin kapılarını aralama imkânı bulabilecekti. Velhasıl; Durum bugünkünden daha farklı olurdu. ?milli ve dini bütünlüğümüz sapasağlam durur, Vatan surunda gedik açılmamış olurdu.?
Diyalog meftunları yaptıkları işlere, ?dini kılıflar?, ya da sahte ?dünya barışı? ifadeleri kullanarak milleti aldatmaktan geri dursunlar. Geçici bir dünya menfaati uğruna hem kendilerine, hem de Müslüman-Türk milletine yazık etmekten vaz geçsinler.









