Altın fiyatlarının yükselmesi neden durdurulamıyor?
Dr. Öğr. Üyesi Ali Bestami Kepekçi

Dr. Öğr. Üyesi Ali Bestami Kepekçi

Altın fiyatlarının yükselmesi neden durdurulamıyor?

06 Ağustos 2020 - 11:58

Tarihi kayıtlardan anlaşıldığı üzere, üzerinde ait olduğu iradenin ödemeyi taahhüt ettiği miktarı belirten birçok materyal para olarak kullanılmıştır. Kilden yapılmış tabelalar bugün kullanılan banknotların başlangıcı olarak kabul edilir. Para, kısaca tarif edilmesi gerekirse “değiş-tokuşta kullanılan bir takas aracıdır.”

Bugün dünyada en yaygın kullanılan banknot olan ABD doları, 1785 yılında Birleşik Devletler’in resmi para birimi olarak kabul edilmiştir. 1861’de de ilk ABD banknotu dolaşıma girmiştir.

Yayılımcı bir politika izleyen ABD, doları tüm dünyaya yayarak rezerve para yapmayı amaçlamış ve bunda başarılı olmuştur.

Rezerve para “Uluslararası ödemelerde kabul görmüş ödeme aracı” demektedir. İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru (1944) ABD’de Bretton Woods kasabasında toplanan ülkeler, reserv para için iki projeyi değerlendirdiler. Ve bu toplantıda rezerv para olarak ABD doları kabul edildi. Bu plana “White Plânı” denir. Bu plâna göre ABD’de yaklaşık 22 milyar ABD doları değerinde külçe altın stoku karşılığında ABD dolarının reserv para olarak Dünyaya ilan ediyor ve bir ons (yaklaşık 31 gram) altını 35 ABD doları ile alıp satacak durumda olduğunu vurguluyordu.

Rezerv para olarak ABD doları gerçekten bütün Dünya’da dal budak sarmış ve hatırı sayılır bir piyasa yapmıştır (1).

ABD dolarını tüm dünyaya yayarak, bir anda hiçbir değeri olmayan “kağıdını”, rezerv para olarak ABD doları kullanan tüm ülkelerin emek ve kaynakları karşılığında değerli hale getirmiştir. Yani ikinci dünya savaşı sonrası sömürgecilik, format değiştirmiş, tüm ülkeler adeta ABD’ye gönüllü sömürge olmuştur. Para, artık bir takas aracı olmaktan çıkmış “sömürü aracı” halini almıştır.

Bakınız Prof. Dr. Haydar Baş, bu durumu nasıl özetliyor:

“Kapital sistem, bireylerin ihtiyaçlarını karşılamak yerine, mutlu bir azınlığın ihtiraslarına odaklanmıştır. Günümüzde ülkeler kendi paralarını basmak için kasalarında tuttukları “hard currency” denilen rezerv para için faiz ödemek zorundadırlar. Böylece ülke ekonomisi büyüdükçe, piyasada para ihtiyacı artmaktadır. Piyasadaki para ihtiyacını karşılamak için rezerv para artırılmak zorundadır. Bu yönüyle ekonomi büyüdükçe, milli olmayan paraların daha da artması ile ülke borç batağına daha da batmaktadır” (2).

Altının ons fiyatının 1944 yılında 35 dolar olarak belirlenmesinden sonra, 1969’lara dolar altın karşısındaki değerini korumuştur. Daha sonraki yıllarda dolar altın karşısında değer kaybetmeye başlamış ve altının ons fiyatı yükselme trendine girmiştir. 1973 Petrol krizi ile 123 dolar, 1990 Körfez Savaşı ile 415 dolar, 2007 Amekika Mortgage Krizi ile 800 dolar seviyelerine ulaşmıştır. O yıllarda doların altın karşısında değer kaybı, Merkez Bankalarında doları, rezerve para olarak tutan ülkeleri rahatsız etmeye başlamıştır. Örneğin, Ekonomisinde 1200 Milyar ABD doları bulunduran Çin Halk Cumhuriyeti, sık sık ABD dolarının değerinin arttırılmasını talep etmeye başlamıştır. Hindistan, Japonya, Rusya ve Brezilya gibi ülkelerde ülke ekonomilerinde ciddi tutarlarda ABD doları tedavül ettikleri için benzer taleplerde bulunmuşlardır.

İşin esası, doların aşırı değer kaybı, rezerv para olarak kullanılma özelliğini kaybetmesine yol açmıştır. Ama bu sorunun adını o günlerde kimse net olarak ortaya koyamamıştır. Yetmedi ABD’nin ordu ve istihbarat gücü, insanlığa alternatif arayışlara yönelmesi konusunda korku salmaktadır. Belki de en önemlisi kimse alternatif bir çözüm üretememektedir. Rezerv Para konusunda tüm dünya tıkanmış, buna karşı çıkmaya başlamış ama çözümsüzlükten “sömürülmeye devam edilmişlerdir.”

Buna dünya yanıt aramaktadır. İşte tam bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş, iktisat literatürüne güneş gibi doğmuştur. Milli Ekonomi Modeli ile ekonominin tanımını değiştirmiştir. Literatüre “Milli Para” tanımını kazandırmıştır. Milli para; “milletlerin ürettikleri katma değer ve sahip oldukları kaynaklar karşılığı basılan paradır.”

Paranın, O ülkenin “Emeği ve kaynakları karşılığı” basılabilmesi iktisat biliminde büyük bir devrimdir. Dolayısıyla ülkelerin para birimleri arasındaki parite, ülkelerin üretim gücüne göre belirlenecektir. Başka bir ülkenin parası ya da ekonomisi, diğer ülkelerin ekonomisine direkt etki edemeyecektir. Modeli tam olarak uygulayan ülkeler, kendi kendilerine yeter hale gelecektir.

Milli Para tanımının ve ardından Milli Paralarla ticaretin dünyada yayılması ile doların bugüne kadar devam eden direnci kırılmıştır. Çünkü artık alternatif çözüm vardır. Tek rakam vereyim, sadece Çin ile Rusya arasındaki ticarette doların oranı 5 yıl önce % 90 iken 2020’nin ilk çeyreğinde % 50’nin altına düşmüştür. 1944’de altınla birebir eşleştirilen doların artık tahtı yıkılmıştır. Kapital sistem çökmüştür.

Bugünlerde altının yükselmesinin ana etkeni bazı ekonomistlerin dediği gibi "piyasadaki likidite bolluğu yani paranın bollaşması" değildir. Tek sebep “kağıttan imparatorluğun yıkılışıdır.” Dolar artık rezerv para özelliğini kaybetmiştir. Prof. Dr. Haydar Baş'a ait Milli Para tanımı ve Milli Paralarla Ticaret, doların dolayısı ile kapitalizmin sonunu getirmiştir.

Kaynaklar

1.        Kargül, D. Günümüzde Rezerv Para. Sosyoloji Konferansları, (43), 139-142

2.        Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli Sosyal Devlet Milli Devlet, İcmal Yayıncılık, 2018

Bu yazı 3334 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar