Prof. Dr. Haydar Baş Ebu Talip hakkında Azerbaycan'daki tez hocasının tavsiyesi üzerine araştırma yapar ve gerçeğe ulaşınca kendi kitabında daha önce yazdığı bu bölümü kaldırır. İlim ehline yakışan tavır da budur. Ama maalesef bu devirde kendi görüşünün dışında görüş kabul etmeyen gerçekten çok kendi yanlışına delil arayan bir fikir fukaralığı çekilen çağı yaşıyoruz.
Bu konudaki gelişmeleri kendi kitabında (Rahmeten Lil Alemin /Prof. Dr. Haydar Baş / 256-275) açıkça beyan etmektedir. Şimdi müsaadelerinizle asıl konumuza girerek Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın kitabından alınan bölümleri aktaralım:
HÜZÜN YILI (M.620)
Üç senelik ablukadan kurtulmanın sevincini acı olaylar takip etti. Üst üste gelen acı hadiselerin ilki, Hz. Peygamberin dört yaşındaki en büyük oğlu Kasım'ın vefatı oldu. Allah Resulü, çok müteessir olmuştu. Oğlunun cenazesini taşırken karsısında bulunan Kuaykıan dağına; "Ey dağ! Benim başıma gelen şey, senin başına gelseydi, dayanamaz yıkılırdın" demesi bu derin teessürünün bir ifadesidir.
Henüz, Kısım'ın vefatının hüznü dağılmadan Allah Resulü, diğer oğlu Abdullah'ı da kaybetti.
Bu acı hadiseler sebebiyle Allah Resulü ve Müslümanların kalpleri kan ağlarken, müşrikler taziye etmek şöyle dursun, sevinçlerinden ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Hatta içlerinden Ebu Cehil ve As b. Vail işi daha da ileri götürerek: "Artık Muhammed ebterdir. Nesli kesilmiştir" diye alay edecek kadar küstahlaşmışlardı.
Bu lakaba oldukça alınan Allah Resulü'nü teskin etmek üzere Allah (c.c.), Kevser Suresi'ni inzal buyurdular: "Doğrusu, Biz Sana Kevser'i ihsan etmişizdir. Öyle ise Rabbin için namaz kıl kurban kes. Asıl ebter, şüphesiz Seni kötüleyendir."
Bir müddet sonra amcası Ebu Talib hastalandı. Artık ölüm döşeğindeydi. Allah Resulü, bir yandan kendisini korumak uğrunda her şeyini feda eden çok sevdiği amcasını kaybedeceğine üzülürken, bir yandan da Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olmasını istiyordu. Bu sebeple O, hastalığı boyunca amcasının başında pervane olmuş, defaatle kelime-i şehadete çağırarak; "Ey Amcacığım, gel sen'La ilahe illallah' de, onunla Sana ahirette şefaat edebileyim" teklifinde bulunmuştu.
Eserimizin bundan önceki baskılarında, yararlandığımız bazı Ehl-i Sünnet kaynaklarına dayanarak Ebu Tâlib'in Müslüman olarak ölmediğini açıklamıştık.
Kasas Sûresi 56. ayet ve Tevbe Sûresi 113. ayeti de delil olarak göstererek, yaptığımız bu hataları, Ebu Tâlib'in ruhundan ve vârislerinden özür dileyerek bu baskımızda düzeltiyoruz.
(Devam edecek…)









