Hürriyet, Allah'ın tecellisine mazhar olmaktır -1
Prof. Dr. Haydar Baş

Prof. Dr. Haydar Baş

Hürriyet, Allah'ın tecellisine mazhar olmaktır -1

09 Eylül 2021 - 11:54

Prof. Dr. Haydar Baş'ın İcmal Dergisi Temmuz 2012 tarihli yazısıdır.

Şurası bir hakikat ki; asrımızda, biz, insanla uğraşmak yerine, insanın bizatihi kendisiyle meşgul olmak yerine, hep insanın dış tabiatında mevcut olan varlıklarla meşgul olduk.

Bunun adına "teknik" dedik, "teknoloji" dedik, "sanat" dedik, "eğitim" dedik, "ziraat" dedik, "ormancılık" dedik, "tarım" dedik vs...

Hep, insanın dışında mevcut olan realiteyle, malzemeyle uğraştık. Bir bakıma insanı, biz, yalnız bıraktık. İnsan kendi kendine, yalnız kaldı. İnsan kendi kendine yalnız kalınca, yani, bir noktada insan kendinden kopunca, onda birtakım hastalıklara sebep oldu. Kendi kendini tanıyamadı. Ne olduğunu bilemedi. Dolayısıyla, insanda "adam sende, boş ver" hastalığı zuhur etti.

Bir pedagog veya bir psikolog olarak yapmıyoruz bu tespitleri. Fakat biz de en yakın çevremizden başlayarak gözlemler ve bu gözlemlere dayalı tespitler yapıyoruz.

Mesela, çocuğa, delikanlıya bir bakıyorsun. Zekası fevkalade. Hafızası fevkalade. Kavrama kabiliyeti fevkalade. Ama ondan bir netice alamıyorsun.

Bir iş veriyorsun. Bakıyorsun, neticesi sıfır. Dünyaya boş vermiş. Okuma-ya boş vermiş. Her türlü imkanı önüne sermenize rağmen netice alamıyorsunuz. Bu öyle bir hastalık ki, kendini hiçbir şeyden mes'ul kabul etmiyor. Mesuliyetsizlik, duyarsızlık, günümüzde had safhada.

Görebildiğimiz kadarıyla, tahsil çağındaki gençliğimizde maalesef bu hastalık alabildiğine yoğun derecede görülmektedir. Aslında, ne o gençler kabiliyetsizdir, ne de zeka seviyeleri düşüktür; hepsi fevkaladedir. Sadece onları mesuliyetle iç içe bulamıyorsunuz.

İnsanı tanıma yöntemlerimiz yanlış

O zaman demek ki biz, bir şeyi yanlış yapıyoruz. İnsanı tanıma ve onu yönlendirmede yanlış yapıyoruz. Bir eğitimci olarak bizlere düşen vazife insanı doğru olarak tanımaktır.

Ben Trabzon Lisesi'nde çalıştığım dönemde bazı konuları arkadaşlarımla istişare mahiyetinde münakaşa ederdik. "Biz eğitimciyiz. Eğitimci olarak bizim kafamızdaki model nedir? Biz, nasıl bir insan tipi meydana getireceğiz? Arkadaşımız, dostumuz, oğlumuz, kızımız okuyacak. Peki, nasıl bir insan olacak?" sorularını çokça sorardık.

Hatta hiç unutmam, ben, bizi teftişe gelen müfettişe bu soruyu tevcih etmiştim: "İlk defa ben böyle bir soru ile karşılaşıyorum. Çok ilginç. Doğru konuşuyorsun. Hakikaten bizim modelimiz nasıl bir modeldir?" dedi.

Milli Eğitim Bakanımıza sor-sak, mutlaka bize bir model tarif eder. Ama resmen bizim böyle bir modelimiz yok aslında. Kısaca, ne yetiştirdiğini bilmeyen bir eğitim anlayışı, gençliğimizi mesuliyetsizlik hastalığıyla karşı karşıya bırakıyor.

Onun için, eğitimimizde bu temelleri atacak, her yönüyle ideal bir Türk genci yetiştirecek bir anlayışa, bir eğitime ve öğretime geçersek, geleceğimizi teminat altına almış oluruz."

Bu yazı 512 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar