Yanlış tanıtılan Atatürk -2
Prof. Dr. Haydar Baş

Prof. Dr. Haydar Baş

Yanlış tanıtılan Atatürk -2

19 Ekim 2021 - 10:11

Prof. Dr. Haydar Baş'ın İcmal Dergisi Şubat 2013 tarihli yazısıdır.

Bugün Atatürk'ten bahsedenler, onu "içinde bulunmadığı bir dinsizlik kimliğine bürüyeceklerine", hayatı boyunca yaptığı sömürüyle mücadelesini anlatmalılar.

Atatürk'e sahip çıkmak, kapitalizmin esiri olmuş bir zihniyetten maaş almakla yapılamaz. Atatürk'e sahip çıkmak, beğendiğin bir tarafını öne çıkararak, diğer tarafını karartmakla da olamaz.

Türk devletinin kurucusu elbette ki, Türk milleti gibi Müslümandı, dindardı. Çanakkale Savaşı yıllarında cepheden gönderdiği mektuplarda Allah'a olan inancı ile bu savaşı kazanacağını yazmıştı.

Çanakkale'de, "Allah'ın izni olmadan bu savaş kazanılamaz ve mutlaka Allah'ın lutfuyla, izniyle biz bu savaşı kazanacağız" diyordu.

İlk TBMM'ni Cuma günü ve hutbelerle açan Atatürk, Ramazan orucunu tutardı. Kız kardeşi Makbule, "Kadir gecelerinde bana iftara gelirdi" diye anlatmıştır. Cuma namazlarına da giderdi. Camide, "Allah birdir, şanı büyüktür" diye başlayan ve Hz. Peygambere övgülerle devam eden hutbeleri vardır.

Yedi yaşında annesinin isteği ile Kur'an'ı hatmetmiş ve 8 yaşında hafız olmuştu. Eskişehir'deki Mihalıççık Camii'ni cebinden verdiği 5 bin lira ile tekrar yaptırmıştı.

1937 senesinde Filistin'e karşı Haçlı saldırılarını öğrendiğinde bir bildiri yayınlamış ve "Filistin'e el sürülmez" diye ifade etmişti.

Annesi Zübeyde Hanım çok dindar bir hanımdı. Bektaşi şeyhlerinden Rıfat Efendi Hazretlerinin müridesiydi. Mustafa Kemal Paşa yazın okul tatillerinde annesinin devam ettiğ dergâha gider Rıfat Efendi'nin dizinini dibinde halakayı zikirde Allah'ı zikrederdi.

Atatürk'ün din adamına hürmeti

İlk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi'yle Atatürk arasında yaşanan bir hatırayı da anlatmakta fayda var. Rıfat Börekçi Efendi Mustafa Kemal Paşa'yı ziyarete gider. Atatürk ayağa kalkar ve ona hürmet ve tazimde bulunur.

"Aman efendim biz eziliyoruz, lütfen bu şekilde davranmayın. Sizin huzurunuzda asıl bizim tazimde bulunmamız" diyen Diyanet İşleri Başkanı'na Atatürk, "Hayır, Müslümanlığın icabındandır ki, bir Müslüman din adamına saygı ve hürmet göstermek gerekir. Ben bunu yapıyorum" diye cevap verir.

Yine bir gün Fevzi Çakmak Paşa'yla birlikte bir tren yolculuğu yaparlarken vekillerden bir tanesi gelir Mustafa Kemal Paşa'nın kulağına bir şeyler söyler.

Atatürk, Fevzi Paşa'yı alır trenin başka bir kompartımanına gider. Bakar ki yüksek rütbeli bir subay namaz kılıyor. Kompartımanın kapısını kapatıp, geri döner ve o vekili çağırıp yüzüne tükürür. Bir sonraki seçimlerde onu aday yapmaz.

Yukarıda sadece küçük bir kısmını aldığımız örneklere baktığımızda, bize anlatılanın aksine dindar bir Atatürk portresiyle karşı karşıyayız…

Atatürk ile ilgili çarpıcı bir örnekle yazımızı bitirelim. Mustafa Kemal Paşa'nın saltanatı kaldırması çeşitli tartışmalara sebep olmuştur.

Atatürk, saltanatı kaldırmıştır. Çünkü İslam dininde saltanat yoktur. Hilafeti ise kaldırmamıştır; Büyük Millet Meclisi'ne tevdi etmiştir.

Peki, niçin halifeliği kaldırmamıştır? Bu incelik, İslam'ı bilmeyen birinin uygulayabileceği bir incelik değildir.

Mustafa Kemal Paşa'ya göre, halife, demokratik yollarla, parmak kaldırılarak seçilecek bir şahıs değildir. Hilafet kurumu dinî bir kurumdur; Peygamber Efendimizin makamıdır.

Halifeyi, Allah Resulünün tayin ettikleri ancak tayin edebilirler. Dolayısıyla Atatürk, "Bu konuda Cenab-ı Hak, bana bir yetki vermediği için ben halife olamam. Yarın sahibini bulsun, Türkiye yeniden ayağa kalksın" düşüncesiyle hilafeti kaldırmamıştır."

Bu yazı 244 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar