Reklam
  • Reklam
MEVLÂNA’NIN DAVETİ
Reklam
Selim Baytürkmen

Selim Baytürkmen

MEVLÂNA’NIN DAVETİ

00 0000 - 00:00 - Güncelleme: 09 Mayıs 2013 - 17:42

17 Aralık’ta Hz. Mevlana’nın 732. Şeb-i Aruz yıldönümüydü. Kutlama haftası nedeniyle tüm Türkiye ve dünyada Mevlana anıldı. Birçok ülke ve milletler fikirlerinden, müsamahakâr görüşlerinden dolayı Mevlana Hazretleri’ni sahipleniyorlar ve sahiplenmeye de devam edecekler.

Aklınıza bile gelmeyecek birçok ülkede Mevlana dernekleri bulunuyor. Mesnevi okuyorlar, fikirlerini tartışıyorlar hep birlikte. Meksika’da Mevlana ile ilgili bir dernek olduğunu biliyor muydunuz? Evet, orada bile Mevlana’ya sahip çıkanlar var. Tarihin her döneminde milletlere mal olmuş kâmil insanları, onlarla ilgisi olsun ya da olmasın başka milletler, akımlar, cemiyetler sahiplenmek istemişlerdir.

Bundan sonra da Hazreti Mevlana’yı sahiplenenler elbette olacaktır. Mevlana’ya sahip çıkmak isteyenler, O’ndan etkilendiklerini, hayranlıklarını itiraf bile etmektedirler. Ancak bu sahiplenme, büyük bir istismarı da beraberinde getirmektedir. İslam ve tasavvuf tarihinde büyük bir kâmil insan olan Hz. Mevlana’yı sahiplenenler, O’nu özünden ve fikri mecrasından saptırmaya çalışarak, şahsi emellerine alet etmek istemektedirler. Bu yanlışa bizim sessiz kalmamız elbette mümkün değildir.

Mevlana Hazretleri’nin “Gene gel, gene, ne olursan ol! İster kâfir ol, ister putperest, ister Mecusi. Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da gel! Bu dergâh ümitsizlik dergâhı değildir” davetiyle, mümin-kâfir ayırımı yapmadığını, herkesi olduğu gibi kabul ettiğini savunan bedbahtlar, Mevlana’yı özünden uzaklaştırmak istemektedirler.           

Buradaki bu davetin Allah’a ve İslam’a olduğu gerçeğini hiç kimse inkâr edemez. O’nun dine önem vermediğini savunan insanlar, davet kelimesinin sözlük anlamını tekrar okumalıdırlar. Mevlana için, madem din önemli değil, madem insanları olduğu kabul ediyor. O zaman niçin böyle bir çağrı yapsın ki? Mevlana eğer böyle bir düşünceye sahip olsaydı, o zaman davete ne gerek vardı?

Bir televizyon programında Mevlana’nın şiirleri okunuyor ve O’nun dünya milletleri tarafından ne kadar büyük bir kabul gördüğü ifade ediliyordu. Program konuklarından Haşmet Babaoğlu’nun ifadesi ilginçti: “Mevlana’nın özü İslam’dır. O İslam’dan ayrı düşünülemez.”
Bizde Sayın Babaoğlu’nun bu ifadesine aynen katılıyoruz. Çünkü Mevlana’nın hayata bakış açısı, düşünceleri, görüşleri, fikirleri İslam’ın ta kendisidir, misyonu da Muhammedi Misyon’dur. 

İslami olarak Mevlana’nın davetini ele alırsak, Mevlana, “Ne olursan ol gel” diyerek İslam’ı velayet ve irşat yoluyla, takva ölçüsünde yaşamaya davet etmiştir bütün insanlığı. Mevlana davet ediyor herkesi, ama gel olduğun gibi kal demiyor. Allah’a doğru bir yolculuğa çağırıyor.  Tasavvufun tabiriyle vuslat etmeye davet ediyor.

Mevlana’yı ve onun insanlığa verdiği mesajı anlamak, İslam’la bütünleştiğini, İslam’ı yaşamada takva yolunu seçtiğini kavramak zaruridir.  İnsanlığın Mevlana’ya ihtiyacı olduğu gerçeğini unutmadan, O’nu en iyi şekilde anlamak ve Mevlana’yı İslam ile birlikte sahiplenmek şarttır.

Yazıma Mevlana Hazretleri’nin Mesnevi’sinden en çok beğendiğim mısralarıyla son vermek istiyorum:
A güzellik vurgunu
Yol nereye
Açıldı işte beden kafesinin kapısı
Uç ey kuş
Öz cevherine doğru uç
İşte acı su, işte bataklık
İşte ölmezlik, işte hürriyet
Canın yüce doruğuna uç
Çık git aradan ey can
Ne vakte kadar taşla toprakla
Çanakla çömlekle dolduracağız eteğimizi
Bu toprak kalıp nasıl kafese koydu seni
Nasıl çuvala soktu
Yırt çuvalı da çevreye bak
Yüceler yücesi, sen sor gene sen cevap ver
Çünkü sorular bilgini de sen, cevaplar bilgini de sen.

Selim BAYTÜRKMEN  
Yararlanılan Kaynaklar: İslam ve Mevlana, Prof. Dr. Haydar Baş. (Mesneviden)

 

 

  

Bu yazı 226 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar