Dünya yeni bir güç mücadelesinin tam ortasında bulunuyor. Orta Doğu'da yaşanan her gelişme, yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel siyaseti de yeniden şekillendiriyor. İran'ın Ürdün'deki stratejik Azrak Hava Üssü'ne yönelik gerçekleştirdiğini açıkladığı füze ve İHA saldırısı da bunun son örneklerinden biri oldu.
Tahran yönetimi, operasyonun ABD'nin İran'a yönelik saldırılarına misilleme olduğunu duyurdu. İran kaynakları, üs içerisinde bulunan savaş uçaklarının, yakıt ikmal tankerlerinin ve bazı kritik askeri tesislerin vurulduğunu iddia etti. Amerikan yönetimi bu iddiaların tamamını doğrulamasa da, Pentagon kaynaklarına dayandırılan haberlerde saldırıda Amerikan askerlerinin yaralandığının kabul edilmesi, olayın ciddiyetini ortaya koymaya yetti.
Bugün üzerinde durulması gereken mesele, kaç uçağın vurulduğu ya da kaç füzenin hedefini bulduğu değildir. Asıl dikkat çekici olan, yıllardır bölgede mutlak üstünlük kurduğu düşünülen Amerikan askeri üslerinin artık doğrudan hedef alınabiliyor olmasıdır. Bu gelişme, askeri dengelerde yeni bir dönemin başladığını göstermektedir.
Savaş teknolojileri de hızla değişmektedir. Bir zamanlar yalnızca süper güçlerin sahip olduğu caydırıcılık anlayışı, bugün füze sistemleri, insansız hava araçları ve elektronik harp kabiliyetleriyle farklı bir boyuta taşınmıştır. Maliyeti milyarlarca doları bulan askeri platformlar, çok daha düşük maliyetli sistemlerle etkisiz hâle getirilebilmektedir. Bu gerçek, geleceğin savaşlarının ekonomik güç kadar teknolojik üretim kabiliyetiyle de kazanılacağını göstermektedir.
Ancak yaşananları yalnızca askeri açıdan değerlendirmek eksik olur. Çünkü savaşların temelinde çoğu zaman ekonomi vardır. Ekonomik üstünlüğünü kaybetmeye başlayan küresel güçler, askeri güçlerini daha fazla sahaya sürme eğilimi göstermektedir. Bunun bedelini ise her zaman olduğu gibi masum insanlar ödemektedir.
Merhum Prof. Dr. Haydar Baş, yıllar önce dünyada kurulmaya çalışılan tek kutuplu düzenin kalıcı olamayacağını ifade etmiş, ekonomik bağımsızlığını kaybeden devletlerin siyasi ve askeri bağımsızlıklarını da zamanla kaybedeceklerini söylemişti. Ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli, sadece ekonomik kalkınmayı hedefleyen bir proje değil; tam bağımsız devlet anlayışının da temel taşıydı.
Bugün dünya siyasetinde yaşanan kırılmalar, Prof. Dr. Haydar Baş'ın ortaya koyduğu bu tespitlerin yeniden hatırlanmasını gerekli kılıyor. Küresel sistem yeniden şekillenirken Türkiye'nin de günü kurtaran politikalarla değil, uzun vadeli milli hedeflerle hareket etmesi kaçınılmazdır.
Bu noktada Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Hüseyin Baş'ın ortaya koyduğu vizyon ve Bağımsız Türkiye kadrolarının verdiği mücadele ayrı bir anlam kazanmaktadır. Hüseyin Baş, Türkiye'nin bağımsızlığının ancak üretim ekonomisiyle, milli kaynakların millet için kullanılmasıyla, güçlü bir devlet yapısıyla ve adalet merkezli bir yönetim anlayışıyla korunabileceğini her fırsatta dile getirmektedir. Bu yaklaşım, merhum Prof. Dr. Haydar Baş'ın fikirlerinin günümüz şartlarına taşınması ve yeni nesillere anlatılması bakımından önemli bir misyon üstlenmektedir.
Bağımsız Türkiye kadroları da bu anlayışı sadece siyasi bir söylem olarak değil, Türkiye'nin geleceğine dair bir devlet projesi olarak milletle paylaşmaktadır. Çünkü güçlü devlet; güçlü ekonomiyle, güçlü ekonomi ise üretimle, adaletle ve milli iradeye dayanan yönetim anlayışıyla mümkündür.
Bugün dünya yeni bir denge arayışı içerisindedir. Eski ezberler bozuluyor, yeni ittifaklar kuruluyor, güç merkezleri yer değiştiriyor. Böylesine tarihi bir süreçte Türkiye'nin yönünü doğru tayin etmesi hayati önem taşımaktadır.
Yarının dünyasında söz sahibi olacak ülkeler, başkalarının senaryolarında rol alanlar değil; kendi senaryosunu yazanlardır. Kendi parasına güvenen, kendi teknolojisini üreten, kendi savunmasını geliştiren ve kendi kararlarını özgürce alabilen devletler ayakta kalacaktır.
İşte bunun için Türkiye'nin, fikri temeli yıllar önce ortaya konmuş tam bağımsızlık vizyonunu yeniden hatırlamaya ihtiyacı vardır. Çünkü milletlerin kaderini değiştiren sadece silahlar değildir; o silahları hangi fikirle, hangi hedef için ve hangi milli şuurla kullandıklarıdır.









