İktidar sahipleri uzun yıllardır IMF ile yapılan anlaşmaların gerçek yüzünü milletten saklamışlardır. IMF yandaşı medya ve siyasiler de IMFyi olmazsa olmaz şartlar arasında millete pompalamaya çalışmıştır. Yaşanan ekonomik sıkıntıların temelinde; IMF ile yapılan anlaşmalar ve neticesinde alınan faizli krediler olmasına rağmen, muhalefet ve TUSİAD, iktidar sahiplerinin tiyatro icabı IMF ile anlaşmanın gecikmesine bile tahammül edemeyip feveran etmektedirler. Neymiş efendim; Hükümet, IMF ile yapılması gereken anlaşmayı geciktirmekle krizi daha da derinleştirecekmiş .
IMFden alınacak kredinin zaten borç sarmalında olan maliyemizi ve dolayısıyla vatandaşın sırtındaki kamburu kat be kat artıracak olmasına rağmen, pompalanan şey; IMF ile çabuk anlaşın fikridir
Senelerdir IMF ile anlaşmanın bu millete asla fayda sağlamayacağını söyleyen Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Başa kulak tıkayan IMFci medya, iş çevreleri ve siyasiler hâlâ IMFden medet ummaya ve medet umdurmaya devam etmektedirler.
Geçenlerde TUSİAD başkanı KDV indiriminden bahsederek; yapılacak KDV indirimi sayesinde vatandaşın elinde kalacak bir miktar sıcak paranın, piyasayı canlandıracağı hakkında ifadeler kullandılar. Arkasından, Başbakan; KDV indiriminin asla gündemlerinde olmadığını, aksine, IMFnin mevcut KDV oranlarının artırılması yönünde taleplerinin olduğu açıklamaları geldi. Ancak bu ve benzeri ifadeler, vatandaşın gündeminde bir alt yazı hükmünde yer teşkil etmektedir.
Sayın Başın krizin çözümü hakkındaki fikirlerini, uluslararası kongrelerde teyit eden ilim ve fikir adamları sayesinde bazı çevreler yavaş da olsa dillendirmeye çalışmaktadırlar. Bu fikirler, duyarlı medya ve yazarlar sayesinde de gündeme taşınmaktadır. Yeniçağ Gazetesinden Hasan Demir Bey bu konuda da güzel bir yazı kaleme almıştır. Bu makaleyi de sizlerle paylaşmak istiyorum:
***
IMF, 'Geberin', Milli Ekonomi Modeli, 'Yaşatacağım' diyor
İşte IMFnin krizden çıkış için Türkiyeden istedikleri:
* 2009 büyümen sıfır olacak. Bütçe harcamalarında 8 ilâ 10 milyar dolar kısıntıya gideceksin.
* Gıda, ilâç, tekstil ürünlerinde KDVyi yüzde 18e çıkartacaksın.
* Maaşlarında artışa sebep olacak personel reformundan vazgeçeceksin.
* Sağlık harcamalarında kesintiye gideceksin.
Bütün bunları yaptığında ben de IMF olarak ey Türkiye sana 19 ilâ 25 milyar dolar faizli borç vereceğim. IMFnin son 50 yıl içerisinde 19uncu kez dayattığı ve hükümetin, Krizden kurtulacağım diye kabul ettiği bu şartlar kelimenin tam anlamıyla Türkiyenin batırılması ve Türk halkının sefalete mahkûm edilmesidir.
Niçin böyle söylüyoruz?
Çünkü IMF, Türk halkının eli para, kursağı yiyecek, hastası ilâç bulamasın istiyor. IMF şu günlerde gemi korsanlığı ile şöhret bulan Somalide de benzer bir program uygulamıştı. Somali kendine yeterli bir ülkeydi. IMF girdi, Amerikan müdahalesi bekler hale geldi.
IMF vasıtasıyla ABD, Somaliye girecek, Afrika petrollerine el koyacak. IMF Raundada, Brezilyada, Peru, Bolivya ve Rusyada yıkımlara sebep oldu. Ve IMF, Yugoslavyada kanın gövdeyi götürmesi sonuçlarını doğurdu.
IMF nereye girdiyse önce o ülkenin yeraltı ve yerüstü servetleri yabancıların eline geçti, halk fakirleşti ve bir müddet sonra oraya Batılı güçlerin askerleri ayak bastı. Nitekim 2004 yılı Nobel Ekonomi Ödülünü alan ABDli profesör Edwvard Prscott, IMF ve Dünya Bankası dünya ekonomisine faydadan çok zarar veriyor diyor ve ekliyor: IMF ve Dünya Bankası hükümetlerin dış politikalarını uygulamalarını sağlayan araçlar olarak faaliyet gösteriyor. Bu kurumların kriz halindeki ülkelere borç para vermesi, bir kokain bağımlısına uyuşturucu vermesinden farksızdır!
Gerçek bu olduğu için Sayın Haydar Baş, IMF güdümündeki bir politika ile krizden çıkış imkânsızdır diye bas bas bağırıyor ve bunun sebeplerini bir bir açıklıyor amma kulak veren hani?
Mutabakata varıldığında IMF Türkiyeye 25 milyar dolar borç verdi, diyelim. Türkiye bu parayı ne yapacak?
IMFnin direktifleri doğrultusunda fabrika sahiplerine verilecek. Yani çarçur edilecek ve Türkiye 25 milyar dolar borçlandığı ile kalacak.
Fabrika sahibine vermek parayı çarçur etmek midir?
Evet, öyledir. Diyelim ki stoklarında 150 bin ürün bulunan bir fabrika sahibine sen 10 milyar dolar verdin. O kişi parası olmayan Türk halkına bu ürünleri nasıl satacak? Avrupaya satması da mümkün değil. ABnin en büyük gelir kaynağı, Amerikaya yaptığı ihracat. Amerika da ekonomik krizde. AB başta Türkiye olmak üzere bütün ülkelerden yaptığı ithalatta kısıntıya gidiyor.
Nitekim Türkiyenin kasım ayı ihracatı tam yüzde 23 oranında düşmüş durumda.
Oysa Prof. Dr. Haydar Baş, para tepelerde çarçur edilmesin, tabana yayılsın. Herkese 500er lira vatandaşlık maaşı bağlansın, diyor.
O zaman ne olur? Cebinde parası olan halk bir talep patlaması oluşturur, fabrikaların, imalathanelerin çarkları dönmeye başlar. Devlet de ekonomideki bu canlılıktan tahmin edilenin üzerinde vergi toplar ve bu vergilerle ülkenin âtıl kaynaklarını harekete geçirir.
Sayın Baş böyle söylüyor ve matematik olarak da verilen her 500 YTL vatandaşlık maaşının ve diğer sosyal yardımların bir yılda devlete dört-beş katı vergi olarak nasıl geri döneceğini bütün dünyaya ispatlamış bulunuyor. Bu sese niye kulak verilmiyor? (Hasan Demir / Yeniçağ Gazetesi / 8.12.2008) http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=6269
***
Vatandaşın da bu sese kulak vererek kendi yarınlarını garantiye alacak imkanları yok değildir, Yeter ki akl-ı selim davransınlar ve gerektiği zaman kimin safında yer almaları gerektiğini iyi düşünsünler. Yoksa daha çok krizler görürüz, çok
UĞUR KEPEKÇİ









