Bildiğiniz gibi bu Ramazan-ı Şerif ayında, ibadet ağırlıklı yazılara yer verdik
Oruçtan, namazdan, zekattan, teravihten, Kurandan güzel davranışlardan din büyüklerinin hazırladıkları bilgileri sizlere ulaştırmaya çalıştık. Rabbim eksiklerimizi ve hatalarımızı af eylesin inşallah
Ramazan ayı sona ererken, itikaf konusuna değinmeden geçersek eksik kalacağı kanaatiyle bu yazımızı da itikaf mevzuuna ayırdık. Bu konuda Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendinin Büyük İslam İlmihalinden faydalanarak derlediğimiz bilgileri sizlerle paylaşmaya çalışacağız;
İtikâfın mahiyeti, çeşitleri ve hikmeti
İtikâf lûgat deyiminde bir şeye devam etmek manasındadır. Bir şeye devam eden kimseye de mutekif (itikâf yapan) denir. Şeriatta ise itikâf: Bir mescidde veya o hükümdeki bir yerde itikâf niyeti ile durmaktan ibarettir.
İtikâflar: Vacib, müekked sünnet ve müstahab nevilerine ayrılır. Şöyle ki: Dil ile nezredilen bir itikâf vacibdir. Ramazan ayının son on gününde itikâf, kifaye yolu ile bir müekked sünnettir. Başka bir zamanda ibadet niyeti ile bir mescidde bir müddet yapılan itikâf da müstahabdır.
Bir itikâfın en az müddeti, İmam Ebû Yusuf'a göre bir gündür. İmam Muhammed'e göre bir saattır. Bir saat, fıkıh alimlerine göre, zamanın belirsiz olan az veya çok bir parçası demektir. Yoksa bir günün yirmi dört saatte biri demek değildir.
(İtikâfın en az müddeti, Malikî'lerce tercih edilen görüşe göre bir gündüz kadar, bir gecedir. Şafiî'lere göre de, "Sübhanallah" denilmesinden bir an kadar fazla olan pek az bir zamandır.)
İtikâfın meşru olmasındaki hikmet ve yarara gelince, bu pek önemlidir. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Medine-i Münevvere'ye hicretinden sonra âhirete göçüşlerine kadar her Ramazanın son on gününü itikâf ile geçirirlerdi.
İhlâs ile olan bir itikâf, amellerin pek şereflisi sayılmaktadır. Bu sayede kalbler bir müddet olsun, dünya işlerinden uzak kalır ve Hakka yönelir, birer Beytullah olan mescidlerden birine şu şekilde devam eden bir mümin çok kuvvetli bir kaleye sığınmış, kerim olan mabudunun feyiz ve yardım kapısına sığınmış olur.
İslâm büyüklerinden ünlü Ata demiştir ki: "İtikâf yapan, ihtiyacından dolayı büyük bir zatın kapısında oturup dileğini elde etmedikçe buradan ayrılıp gitmem, diye yalvaran bir kimseye benzer ki, Allah'ın bir mabedine sokulmuş, beni bağışlamadıkça buradan ayrılıp gitmem demektedir."
Bir müminin her gün azalmakta olan hayat günlerinden faydalanarak böyle kutsal bir yerde bir zaman ebedî ve ezelî yaratıcısına olanca varlığı ile yönelip saf bir kalb ve temiz bir dil ile ibadette bulunması, manevî bir zevke dalması ne büyük bir nimettir.
İtikâf yapan kimse, bütün vakitlerini ibadete, namaza ayırmış demektir. Çünkü fiilî olarak namaz kılmadığı vakitlerde de mescit içinde namaza hazır bir haldedir. Bu bekleyiş ise, namaz hükmündedir. Sonuç olarak diyebiliriz ki; İtikâf sayesinde insanın manevîyatı yükselir, kalbi nurlanır, simasında kulluk nişanları parlar, İlahî feyizlere kavuşur. Ne mübarek, ne güzel bir hayat anı!..
İtikâfın Şartları
Bir itikâfın sıhhati şu şartların bulunmasına bağlıdır:
1) İtikâf yapan, Müslüman, akıllı ve temiz bulunmalıdır. Onun için Müslüman olmayanın, delinin, cünübün, hayz ile nifastan temiz bulunmayanın itikâfı caiz olmaz.
Gayr-i Müslim ibadete, mecnun da niyete ehil değildir. Temiz olmayanların da mescitlere girmesi yasaktır.
2) İtikâfa niyet edilmiş olmalıdır. Buna göre niyetsiz olarak yapılan bir itikâf geçerli değildir. Çünkü bunun bir ibadet olabilmesi niyete bağlıdır.
3) İtikâf, mescidde veya o hükümdeki bir yerde yapılmalıdır. Şöyle ki: İçinde cemaatle namaz kılınan herhangi bir mescidde itİkâf yapılabilir. Büyük camilerde yapılması daha faziletlidir. Kadınlar da kendi evlerinde mescid edinilen veya mescit olarak ayıracakları bir odada itikâfda bulunurlar. Buraları onların haklarında birer mescit sayılır. Kadınların dışarıdaki mescitlerde itikâf etmeleri caiz ise de, kerahetten kurtulamaz. Kadınların kendi evlerinde namaz kılmaları, mescitlerde namaz kılmalarından daha faziletli olduğu gibi, evlerinde itikâfları da her türlü fitne ve fesad düşüncesinden beri olacağı cihetle mescidlerde itikâfda bulunmalarından daha faziletlidir.
(İmam Şafiî'ye göre, itikâf tazime lâyık bir yerde yapılabilir ki, o da mescitlerdir. Evlerde mescit edinilen yerler, bu tazime lâyık değildir.)
4) Vacib olan bir itikâfda, itikâf yapan oruçlu bulunmalıdır. Bu halde orucun yanılarak bozulması itikâfa zarar vermez. Diğer itikâflar için oruç şart değildir. Çünkü onlar için bir müddet yoktur. Öyle ki camiden bir iki saat içinde çıkıncaya kadar itikâfa niyet edilmesi de sahihtir.
(Şafiî'lere göre, vacib bir itikâfda da oruç şart değildir.)
İtikâf için büluğ, erkeklik, hürriyet şart değildir. Buna göre akıllı olan çocuğun, kadının, kölenin itikâfları sahihtir. Şu kadar var ki, kadının itikâfı kocasının ve kölenin itikâfı da efendisinin iznine bağlıdır. İsterse bunlar itikâfı nezretmiş olsunlar, hüküm aynıdır. İzin bulunmayınca kadın, nezretmiş olduğu itikâfı kocasından ayrıldıktan sonra, köle de azad edildikten sonra kaza eder. (Büyük İslam İlmihali/Ömer Nasuhi Bilmen)
İtikâf konusunda çevremdeki dostlarla yaptığım sohbetlerden anlıyorum ki itikâf konusu çok önemsenmiş bir ibadet değildir. Fakat taktir edersiniz ki dünya telaşının en doruk noktada yaşandığı bir zamanda; ibadet ve itaate ve daha önemlisi şöyle izbe bir köşede kişinin kendine ayıracak, tefekkür edecek kısa da olsa bir zamana ihtiyacının olduğu kanaatindeyim. İşte bu ihtiyacı karşılamanın yolu; itikâftır. Ne kadara gücümüz yetiyorsa; ister iki namaz vakti arası, ister namazdan biraz önce mescide girerek, tefekkür edecek, Kuran okuyarak bilinen dua ve zikirlerle meşgul olarak vakit geçirmekle itikafın faziletinden istifade edilebilir. Gayret neticesinde, bu işten de murad edilen maksada erişilmiş olunur. Vesselam
İtikâfın edeplerini hatırlatarak mevzuumuzu bitirelim
1) İtikâf, Ramazan ayının son on gününde ve mescitlerin en faziletlisinde yapılmalıdır.
2) İtikâf esnasında hayırdan başka bir şey söylenmemelidir. Günah gerektirmeyen şeyleri konuşmakta bir sakınca yoktur. Bir ibadet inancı ile susmak ise mekruhtur. Günah sayılan şeylerden dili tutmak ise, ibadetlerin büyüklerinden biridir.
3) İtikâf esnasında Kur'an-ı Kerimi okumaya, hadis-i şerife, Peygamberlerin yüksek siyerlerine, dinî meseleleri öğretmeye devam etmelidir.
4) İtikâf yapan kimse, temiz elbiselerini giymeli, güzel kokular sürünmelidir. Başını da yağlayabilir.
5) Nefsine itikâfı vacip kılacak kimse, buna yalnız kalben niyetle yetinmemeli, dili ile de söylemelidir.(Büyük İslam İlmihali/Ömer Nasuhi Bilmen)
UĞUR KEPEKÇİ









