Kişisel bozuklukların alabildiğine artması, yoksulluğun diz boyu, iş ve aş meselesinin gittikçe daha çözümsüz hale dönüşmesi, insanların tüketim kabiliyetlerini yitirerek varlık içinde yokluk yaşamaları, mutsuzlukların daha da artmasını temin etmiştir. İnsanların, ekonomik ve kültürel alan başta olmak üzere bağımlı hale dönüşmesi, huzur ortamını da ortadan kaldırmaktadır.
Velhasıl insanımız; mutsuz ve huzursuzdur
Şüphesiz insanoğlu dünya kurulduktan bu yana çeşitli sıkıntılar yaşamış, kimliğini ve azmini yitirmediği taktirde her türlü sıkıntının üstesinden gelmesini de bilmiştir.
Evet dünya yine sıkıntılı bir süreç yaşamaktadır ancak, insanoğlu dünkü gibi kimliğine ve şahsiyetine sahip değil, azmi kuvvetli değildir. İşte bundan dolayıdır ki bu seferki sıkıntıların aşılması zor olacağa benzemektedir.
Halimizin belki de en can sıkıcı noktası işte budur. İnsanlar duyarsız ve şuursuz bir kimliğe bürünmüşler. Günü birlik yaşamaktan başka, kendi nefsi arzu ve isteklerini düşünmekten başka bir şey düşünmemekte, toplumsal düşünceden çok uzak bir yaşantı sergilemektedirler.
Milletimiz geçim sıkıntısına düşürüldüğünden; dini ve milli erozyona uğradığından dolayı, millet olma kimliğinden de uzaklaşmakta, böylelikle birlik ruhundan çok ayrılık ruhu öne çıkmaktadır.
İnsanlar bir şeyleri bahane edip ayrışma duygusunu öne çıkarmanın yarışına girmekteler, dostluklar yokluğa doğru gitmekte sanki
Halbuki bir şeyleri bahane edip bütünleşmektir, sevmektir problemlerin çözümü
Fertten topluma, milletten devlete birlik ruhu yaralanmaya devam etmektedir. Suni dostluk mesajları milleti rahatlatmaktan uzaktır
Manzara; söz ile fiilin ayrı tellerden çaldığını göstermektedir çünkü
Çözüm isteniyorsa eğer; fertler ve kurumlar kendi kimliklerinin, ve görevlerinin bilincinde hareket etmelidirler.
Rol icabı değil, gerçekten ve candan sevebilmeli birbirlerini
UĞUR KEPEKÇİ









