Miracla alakalı yazdığımız makaleden sonra bazı okurlarımızdan bir şekilde eleştiriler aldık. Olumlu eleştirilerin yanında ölçüsüz eleştirilerde de bulunanlar oluyor tabi ki; hele bazıları var ki; Necm suresindeki 9. ayet hakkında bizi imansızlıkla suçlayanla bile çıktı, iman ve nikah tazelememizi öğütleyenler bile oldu(!). Hassasiyetlerinden dolayı tebrik etmek lazım ama biraz da insafa davet etmek hakkımız olsa gerektir. Eleştirilere neden olan kısım şudur; Bu tahiyyât, Hz. Muhammed (s.a.s)'in Mirac gecesinde Yüce Allah ile yaptığı selâmlaşmasıdır. Allah ile onun arasındaki mesafe, iki yay kadar yahut daha az kalınca (en-Necm, 53/9), Allah'a selâmlarını şöyle arz etti:
"Bütün dualar, senalar, malî ve bedenî ibadetler, mülk, azamet Allah'a mahsustur." Yüce Allah şöyle mukabele etti:
"Ey Peygamber! Selâm sana. Allah'ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun" Hz. Muhammed (s.a.s) şöylece yeniden söz aldı:
"Selâm ve esenlik bize ve Allah'ın Salih kullarının üzerine olsun." (Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, İstanbul 1972, 1, 106)
***
İsnat edilen de Allaha haşa bir mekân tahsis etmiş olduğumuz zannı noktasındadır.
Meselenin açıklamasına geçmeden önce şunu peşinen söylemekte fayda var; ben hiçbir zaman alimlik iddiasında bulunmadım, sadece ehli sünnet alimlerinin eserlerinden, rivayetlerinden derlediğim bilgileri sizlerle paylaşmaktır yaptığım. Geçmiş alimler, mezhep imamları, müfessirler gereken hemen her sözü söylemişler. Bize de hazır bilgileri anlamaya çalışmak ve yaşamak kalmıştır.
***
Miraç hadisesi gerçekleştiği andan itibaren imtihan sebebi olmuş, Ebubekir(ra) gibi sahabeler bu imtihan sayesinde sıddık unvanını almıştır. Mirac, insanlığın adeta iman testi konumunda olmuştur. Nitelik ve içeriği kıyamete kadar; genel manada insanlığın, özel manada da Müslümanların imtihanı olmaya devam edecektir..!
Bugün camilere kadar giren tefrika sayesinde, imam efendilerden bazıları hala; mirac manevi bir yolculuktur diyebilmektedir.. Halbuki Mirac ayetle sabit ki; Uyanık bir vaziyette beden ve ruhen gerçekleşmiş bir hadisedir.
Kendisine ayetlerinden bir kısmını göstermek üzere kulu Muhammedi bir gece Mescidi Haramdan çevresini bereketlendirdiği Mescidi Aksaya götüren Allahın şanı ne yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. ( İsra suresi: 17/1.)
***
Şimdi gelelim Allaha(cc) haşa mekân tahsis ettiğimiz iddiasına;( yukarıda belirttiğim gibi konu ile alakalı uzmanların bilgileri aktararak) cevap verelim; Cenab-ı Hakkın elbette mekânı yoktur. O mekânın mekânı zamanın zamanıdır. Durum bu olunca, zamandan ve mekândan münezzeh olup, her an hazır ve nazırdır. O halde, Cenab-ı Vacbul- Vücudsuz bir mekân ve zaman da tahayyül edilemez. Ancak Cenab-ı Hak, her yerde her zaman, dilediği şekilde tecelli eder, kendini müşahede ettirir. Ona mahsus bir mekânın olduğunu değil, yukarıda belirttiğimiz ölçülerde olduğu gibi, sadece o mekânda varlığını tecelli ile izhar etmesidir. Mesela, Hz. Musaya Tur dağında, dağdan tecelli edip onunla konuşması, Cenab-ı Hakkın tecellisi için bir mekân seçmesi, Ona bir mekân tayin ve tahsis etmeye sebep olmaz. Hal böyle olunca; Miraçdaki tecelli ile Fahr-i Kâinatın Cenab-ı Hak ile konuşmasında da Allah(cc) için mekân tahsisi söz konusu değildir.(Rahmetenlilalemin cilt 1/ sayfa 218/ Prof. Dr. Haydar Baş)
UĞUR KEPEKÇİ









