Muharrem ayı Kuran’da geçen haram aylardan biri ve belki de talihte yaşanan önemli olayların toplanma yeridir. Onun içindir ki bu ayda diğer aylara nazaran daha fazla tefekkür etmeli, daha fazla oruç tutmalı, daha fazla ibadet taat ve salâvatla meşgul olunmalı ve bu ayda cereyan eden olaylardan çok ciddi dersler çıkartmalıyız.
Şayet Muharrem ayında cereyan eden ve insanlık tarihini etkileyen, belki de insanlığın yolunu kaybetmesine sebep olan hadiselere ibret nazarı ile bakılmazsa, doğruya ulaşmanın, haklı ile olmanın yolu da tıkanmış, aranılan huzura da erişilememiş olur.
Tarihte yaşanan öyle olaylar vardır ki onlar unutulur, göz ardı edilir, ya da saklanmaya çalışılırsa; hem tarihe, hem Hak sahiplerine haksızlık edilmiş olur. Kerbela faciasından sonra, Hazreti Hüseyin aleyhisselam ve onunla birlikte olanlara yapılanlar asırlarca saklanmaya çalışılmış, alınması gereken dersler geri planda tutulmuş, sözüm ona fitneye meydan vermemek safsatasıyla, susmak ya da taraf olmamak tercih edilmiş; böylece hak sahiplerinin hakları gasp edilmiş, Ehl-i Beyt’e zulmedenlere hoşgörü ile bakılması sağlanmıştır.
Netice olarak da Peygamberin en büyük emaneti ve ciğerparelerinin kıymeti yeterince anlaşılmamıştır.
Bugün insanlık yönünü bulmakta zorluk çekiyorsa, Ehl-i Beyt’in ortaya koyduğu Hak mücadelenin yeterince anlaşılmamasındandır.
Kerbala unutulmamalı, Kerbela şehitlerinin çağlara vermek istediği mesajlar gayet iyi anlaşılmalı ki; doğruya ulaşalım ve gerçek hidayete erelim.
Kerbela da cereyan eden olayları anlayabilmek için kısaca kerbela öncesine bir göz atmakta fayda vardır:
Yezid, babası tarafından Müslümanların başına halife tayin edildiği günden itibaren İslam’ın esası ciddi bir şekilde tehlikeye maruz kalmıştır. Muaviye, oğlu Yezid’i kendisinden sonra halife olarak tayin etmeye karar verdikten sonra böyle bir işin gerçekleşmesinden emin olmak için kendisi daha hayatta iken, oğlu Yezid’e halktan biat almak istedi ve herkesten önce kendisi, oğlu Yezid’e biat etti.
Yezid Medine’nin hâkimine şöyle bir mektup yazdı: “Halkı çağırarak onlardan biat al. İlk önce Kureyiş’in büyüklerinden başla; onların ilki de Hüseyin bin Ali olsun.”
Çünkü Hz. Hüseyin biat etmezse hilafetinin başarısızlığa uğrayacağını o da bilmektedir.
Hz. Hüseyin’den biat almak istenince, Hz. Hüseyin (a.s) cevabında şöyle buyurdular:
“Biz, nübüvvet Ehl-i Beyt’i ve risalet madeniyiz. Yezid ise fasık, şarap içen ve adam öldüren birisidir. Benim gibi birisi onun gibi bir kimseye biat etmez...”
Hz. Hüseyin başka bir sözünde de şöyle buyurmuştur: “Artık İslam’la vedalaşmak gerekir; çünkü ümmet Yezit gibi bir yöneticiye duçar olmuştur.”
Gerçektende Yezidin halka karşı davranışları hakkında da şöyle haberler verilmektedir: “Firavun, halkın işi hususunda ondan daha adil, yakın ve uzak insanlar hakkında ise ondan daha insaflı idi.”
Samimi Müslümanlar Muaviye öldükten ve Yezit onun yerine geçtikten sonra sünnet yolundan, iman yolundan çok ciddi sapmaların olduğunu müşahede edince bu işin ancak Hz. Hüseyin Müslümanların başına geçerse düzeleceğine inandıkları için mektuplar yazıp imzalayarak İmam Hüseyin’i Kufe’ye davet ettiler.
Onlar mektuplarında İmam (a.s)’a şöyle yazdılar: “Biz senin yolunu bekliyoruz, kimseye biat etmemişiz, senin yolunda can vermeye hazırız, senin için onların Cuma ve cemaat namazlarına katılmıyoruz.”
İmam Hüseyin (a.s), Küfe halkının isteklerine olumlu cevap vererek, Ramazan ayının yarısında, Muslim bin Akil’i Kufe’ye gönderdi.
Muslim’i Kufeye gönderdiğinde ona şöyle buyurdu: “Kufe halkının yanına git, eğer yazdıkları doğru olursa, sana kavuşmamız için bize haber gönder.”
Müslim, Kufe’ye vardı. Onun Kufe’ye gelme haberi, şehirde yayılınca on iki bin kişi, diğer bir görüşe göre ise on sekiz bin kişi onun vasıtasıyla İmam Hüseyin (a.s)’a biat ettiler. Müslim, durumu Hz. Hüseyin’e bildirerek İmam’ın Kufe’ye gelmesini istedi. Ancak çeşitli sebeplerle Hz. Hüseyin’e biat edenlerin bir kısmı şehit edildi birçoğu da korkularından dolayı döndüler. Her şeye rağmen Hz. Hüseyin çıktığı yoldan geri dönmedi.
Ömer bin Sa’d, Aşura gününe üç gün kala, İmam Hüseyin (a.s)’ın kafilesinin suya ulaşmaması için beş yüz süvariyi Fırat nehrini korumaları için görevlendirdi. (Bakar mısınız manzaraya; bir dünyaya yetecek Fırat nehrinden bir damla suyu bile çok gören mantık…)
Muharrem ayının dokuzuncu günü Hz. Hüseyin (a.s) ve ashabı, düşman tarafından ablukaya alındılar…
Nihayet “Aşura” günü Ömer bin Sa’d, otuz bin savaşçıyla saldırıyı başlattı. Otuz iki süvari ve kırk piyadeden oluşan Hz. Hüseyin (a.s)’ın ordusu, onların saldırıları karşısında korkusuzca direnip, yiğitçe savaştılar; hem şehit verdiler ve hem de onlardan öldürdüler.
Hz. Hüseyin (a.s)’ın ashabının hepsi şehit olunca, sıra İmam (a.s)’ın kendi ailesine geldiler savaş meydanına çıktılar, yiğitçe savaştıktan sonra onlar da şahadet şerbetini içtiler.
“Aşura” günü nihayet İmam Hüseyin (a.s) da o zalimlerin eliyle feci bir şekilde şehit edildi.
Çocuklarından Ali Ekber ve Abdullah babalarının yanında şahadete erişmiş ve savaştan kurtulan İmam Zeynel Abidin (a.s) da Müslümanların dördüncü İmam’ı olmuştur.
Bizler sadece birkaç sahnesini dikkatlerinize sunmakla Kerbela faciasında yaşananlardan bir nebze vicdanlarınıza bilgiler sunduk.
Kerbela insanlığın sınavı olduğunu, dünya menfaati uğruna hırsa bürünen kimselerin, ne kadar korkunç bir çehreye bürünebileceklerini siz değerli dostların idraklerine sunmak istedik.
Umudumuz o dur ki hem gerekli dersler çıkarılsın, hem de O yüce şüheda Ehl-i Beyt kervanından şefaat talebinde bulunmaya bir nebze yüzümüz olsun.
Selam olsun Kerbela şehitlerine, selam olsun İmam Hüseyin’e!
UĞUR KEPEKÇİ / 19.Kasım.2012









