Yazın sıcağı toprak ve nebat dışında her işin rehavet dönemidir neredeyse
İnsanlar daha yorgun, daha tembel, daha uyuşuk olur genellikle
Sıcağın insan ruhundaki bu etkisi düşünüldüğündendir herhalde, okullar tatil edilir, insanlar dinlenme faslına geçer, ora senin bura benim, tatil yarışına girerler
Kendi nefsimde dahi bu dönemi hep rehavet dönemi olarak görürüm. İnsanın bir şey yapmak istemez canı, ibadetler dahi ağır gelir sanki
Milletin rehaveti, hem iktidar sahiplerinin ve hem ülkemiz üzerinden hesabı olan dış ve iç güçlerin hesabına gelmektedir tabi ki
Milli ve dini bütünlüğü yok edilen milletin rehavet döneminden ve duyarsız hale dönüştürülerek durgunluk yaşaması, onların daha rahat çalışmasını sağlamaktadır...
Yine böyle bir yaz rehaveti yaşarken, geçtiğimiz hafta sonu Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Lideri Prof. Dr Haydar Baş ve yakın arkadaşları Urfa ve Kilis de bir dizi ziyaretler yaptıklarına şahit oldum. Bendeniz Kilis teşkilatının düzenlediği bir toplantıda Sayın Başı dinleme fırsatı buldum.
Bizim yaşadığımız rehavet döneminin aksine, Prof. Dr. Haydar Başda rehavetten bir eser olmadığı gibi, her zamanki dinamikliğinden ve heyecanından herhangi bir eksilme dahi olmamış, abide bir şahsiyet olarak dimdik karşımızda durduğunu gördük.
O ülkenin içinde bulunduğu tehlikeli durumu milletine anlatmaktan asla geri durmuyor. Yabancılara satılan toprakların neticesinde gelinebilecek tehlikeleri haber veriyor.
Ekonomide kötü gidişin faturasının millete çok daha ağır ödetileceğinden haber veriyor.
Dünyanın ekonomik ve sosyal sıkıntılardan kurtuluşunun yollarını anlatıyor.
Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet Milli Devlet projelerinin ayrıntılarını anlatıyor.
Dinlerarası diyaloğun son asrın en büyük fitnesi, hem de deccal fitnesi olduğunu haber veriyor.
Ülkelerin işgalinin eski işgallerle karıştırılmamasını öğütlüyor.
Eskiden meydana gelen kısmi işgalle topyekün işgali birbirine karıştırmamamızı söylüyor
Eğer vatanınız için bir şeyler yapmak istiyorsanız, bu aziz milleti ayıktırmak zorundasınız. Aksi taktirde milli ve dini bütünlüğün ortadan kalkması neticesinde ülkemiz paramparça olur ve bu parçalanma süreci sonunda işgal gerçekleştiği taktirde, asla kurtuluş sağlanamaz diyor
Bir karış vatan toprağının bedelini, uğrunda bin can da verseniz ödeyemezsiniz. Vatan hassasiyetine bürünmek zorundasınız. Diyor.
İlla vatan, illa vatan derken gözleri doluyor
Velhasıl onu dinlerken, ben kendimden utandım. Devlet erkanı, siyasi iktidar, medya, millet; herkes kendi günlük hesabının peşinde, yada başkasının gündemiyle uğraşırken, O devletine milletine can havliyle sahip çıkmaya çalışıyor. Adeta kendini parçalıyor, yüreğinin yangısından yerinde duramıyor. Bizde mi? Taştan ses var bizden yok; ölü toprağı serpilmiş sanki üstümüze
UĞUR KEPEKÇİ









