Sevginin aslı, Allahın kulunun kalbinde yarattığı Allahı sevebilme duygusudur. Diğer sevgiler, Onun yansımalarıdır... Ona giden yolun her engeli; ister sevgi, ister başka şeyler olsun yasaklanmıştır. İnsanın Allahtan başka şeyleri sevmeye müsaade edilmesi, ancak belli bir ölçü dâhilinde kalmak kaydıyla caiz görüşmüştür. Bundan dolayıdır ki sevgisiz bir hayat düşünülemez.
İnsanların doğru ya da yanlış bütün hareketlerine yön veren de sevgi duygusudur. Kişi yaptığı işi sevmeden yapamaz. Yaşanılan sosyal hayatın her şubesinde sevginin izlerine rastlarsınız, doğru ya da yanlış
Sevgi, fedakârlık boyutları büyüdükçe, sevdaya dönüşür. Sevda kalpte yer ettikçe de sevgi, kendi yolunda olanı peşinden sürükler de sürükler
Sevenle sevilen arasında öyle bir sır köprüsü kurulur ki sevenle sevilenden başkası onu asla göremez ve anlayamaz. Tabii ki bu sır, sevenle sevenin yolunun doğru olduğunun delili değildir. Çoğu sevdalar, sahibini içinden çıkılmaz tuzaklara, bataklara batırır da kimsecikler onu o bataktan çıkaramaz. Neticede çoğu zaman yanlış sevgiler, nice insanların zamanlarının, hayatlarının, heba olmasına sebebiyet verebilmektedir. Gençlik bu tehlike ile karşı karşıyadır
Doğru sevgiler de kişiyi Hakka hakikate götürür. Dünyada huzur, ahrette cennet ve Cemalullaha eriştirir...
Bir hadisi kutside Yüce Allah yere göğe sığmam mümin kulumun kalbine sığarım buyurmakla, sevginin boyutlarından haber vermiştir.
Bu kadar mühim olan sevgi işi hafife alınamaz ve her önüne gelen de her şeyi sevemez. O sevgi ki seveni sevdiğine götürmeli, gidilen hedef de yüce Yaradan olmalıdır. Asıl maksat Allah sevgisine erişmek olduğundan, Ona götüren her sevgi, araç hükmünde olacağından, kalpte yer verilecek sevgiler bir süzgeçten geçirilmelidir. Sevgiler Onu hatırlatmalı, Ona götürmeli, boş sevdalarla da gönül meşgul edilmemelidir.
Çünkü gönül nazargâhî ilahidir
UĞUR KEPEKÇİ









