Zamanla kokma ihtimali bulunan şeyleri kokmasın diye tuzlarlar. Ama gün gelir kokmasın diye kullanılan “tuz” kokmaya başlarsa; o toplum için tehlike çanları çalıyor demektir.
Ülkemizde son zamanlarda o kadar ilginç şeyler olmaktadır ki anlayabilene aşk olsun demek geliyor içimden. Hangi kuruma el atılsa oranın içi boşalmış, yolsuzluğun ve haksızlığın egemen olduğu bir toplum yapısı oluşmuş. İş bununla da kalmamış, devletin kurumları içinde çatışma başlamış.
Son günlerde yaşanan Cemaat-İktidar kavgasıyla başlayan süreçte, bakanların çocukları, bir bankanın genel müdürü, bir belediye başkanı, çeşitli bürokratlar, dev inşaat şirketleri; yolsuzluk ve rüşvet iddiasıyla gözaltına alınıyor. Sonra da bunları gözaltına alanlar iktidar tarafından görevden el çektiriliyorsa; Türkiye’nin geldiği seviyeyi anlamak için yeterlidir sanırım. Akıllara durgunluk verecek iddialar var. Umarım haksızlar ve yolsuzlar hak ettikleri cezalara en kısa zamanda çarptırılırlar.
Çeşitli iddiaların, kasetlerin, dolaştığı şu günlerde, kimse kendine olumlu paylar çıkartmaya kalkışmamalıdır. Çünkü 11 yıl önce yolsuzlukları ortadan kaldırmak için halktan destek alanlar, şimdi yolsuzluk ve rüşvetle suçlanıyorlar.
Gerek bundan önceki iktidarlar, gerek şimdiki iktidar zamanında olsun, haksızlık ve ölçüsüzlük, sınır tanımaz bir derecede artmıştır. Bunda da toplum olarak inanç ve ahlaki çöküntünün etken olduğunu kabul etmek zorundayız.
Her ne kadar eskiye göre dindarların sayısının arttığını, camilerin dolup taştığını, hac ve umre yapanların, hayır ve hasenat sahiplerinin sayısının arttığını iddia ederseniz edin; bu büyümenin sağlıksız ve hormonlu bir büyüme olduğunu, keyfiyet ve kalite bakımından sayının hiç de göründüğü gibi olmadığını çekinmeden söyleyebiliriz.
Eskiden namaz kılmak, dindar görünmek; maddi bir rant sağlamıyordu. Ancak şu an iktidar sahiplerine yandaşlık ve arkadaşlık etmenin rant sağladığı bir dönemde olduğumuz için görüntüdeki manzaraların çoğu samimi değildir. Samimi bir davranış sergilenseydi, manzara; tuzun bile kokacağı seviyeye gelmezdi.
Batılılaşma sürecinde dini ve milli bütünlüğümüz üzerinde oynanan oyunlara alet olundu. Bid’at ve hurafelere meydan verildi. İnsanın gerçek iman ve İslam’la buluşmasının önü kesildi. Böylece Müslümanlık iddiasında bulunanlar bile irşat olamadı, hidayete eremedi. Netice olarak da İslam’ın din ve ahlak ölçülerine haçlı batının yanlış din ve ahlak öğretileri karıştırılarak toplumun değer yargıları değiştirilince de insanın kendisi bozuldu, kokuştu…
Velhasıl tuz koktu. Hayırlı bir iş yapacaksanız, tuzu temizleyin önce…
Uğur Kepekçi / 21 Aralık 2013









