Millet olarak hayır ve hasenatlarımızı genellikle Ramazan ayı içerisinde değerlendiririz. Zekâtlarımızı da Ramazan ayında vermek Milletimizin hasletleri arasındadır.(zekât bildiğiniz gibi yılın her ayında ya da gününde verilir.) Zekâtlarını düzenli olarak verenlerin dışında bu konuda ihmal gösteren Müslümanlarda mevcuttur. Zekât konusunda vicdanlarımızı biraz daha harekete geçireceğini umduğum için; İslam tarihinde Malının Zekâtını Vermekten Kaçınan Salebenin Akıbeti diye geçen olayı sizlerle paylaşmak istedim;
Medineli Müslümanlardan Salebe b. Hâtıb, Peygamberimiz Aleyhisselama gelip:Ya Resulullah! Bana mal vermesi için, Allaha dua et! dedi.
Peygamberimiz (sav): Yazıklar olsun sana ey Salebe! Şükrünü yerine getirdiğin az, şükrünü yerine getiremeyeceğin çok¬tan hayırlıdır. Ey Salebe! Hakkını ödeyeceğin az, hakkını ödemeye güç yetiremeyeceğin çoktan hayırlıdır! buyurdu.
Salebe, dönüp gittikten sonra, geri geldi. Ya Resulullah Bana mal vermesi için, Allaha dua et! diyerek dileğini tekrarladı. Bunun üzer¬ine, Peygamberimiz(sav):
Sen Allahın Peygamberi gibi davranışlı olmaya razı değil misin? Ben sana en güzel örnek değil miyim? Varlığım Kudret Elinde bulunan Allaha yemin ederim ki; dağların altın ve gümüş olarak benimle bir¬likte yürümüş olmalarını istemiş olsaydım, muhakkak yürürlerdi! buyurdu.
Salebe: Ya Resulullah! Sen, bana mal vermesi için, Allaha dua et! Seni hak ile peygamber gönderen Allaha andolsun ki; sen bana dua edecek olursan, Allah da bana mal verecek olursa. Her hak sahibine hakkını vereceğim! dedi. Bunun üzerine, Peygamberimiz (sav): Ey Allahım! Salebeye mal ver! diyerek dua etti. Salebe bir koyun edindi. Koyun bereketlendi. Öğle bir hal aldı ki. Salebe Cuma namazına bile gelemeyecek durumlara düştü. Cuma günü, oradan geçen yolculardan, Medineliler hakkında haberler sormakla yetinir oldu.
Peygamberimiz ashaba, Salebenin halini sorup öğrenince
Vâh Salebeye! Vâh Salebeye! Vâh Salebeye! buyurdu.
Yüce Allah:
Onların mallarından bir sadaka (zekât) al ki, bununla kendilerini (günahlarından) temizlemiş, bununla onları(n mallarını, hasenelerini) bereketlendirmiş olasın! mealindeki âyeti indirdi.
Bu sadaka ve zekât ayeti inince, Peygamberimiz Aleyhisselam; biri Cüheyne, diğeri de Süleyım kabilesinden iki kişiyi zekât tahsildarı olarak çevredeki mal sahiplerine gönderdi.
Müslümanların mallarından zekât ve sadakalarını ne kadar alacakları hakkında bir yazı yazdırıp onlara:
Salebeye ve Süleym oğullarından da filan zata uğrayınız! Onlardan, zekât ve sadakalarını, buna göre alınız! buyurdu. Tahsildarlar gittiler, Salebeye vardılar. Ona Resulullah Aleyhisselamın yazısını okuyup, kendisin¬den mallarının sadaka ve zekâtını istediler.
Salebe:
Bu da ne? Bu ancak bir cizyedir! Onun kız kardeşidir! Bu da ne? Bu, cizyeden başka bir şey değil! Ben bilmiyorum bu nedir? Hele siz şimdi gidin! İşinizi bitirdikten sonra yanıma dönün! dedi.
Tahsildarlar, Salebenin yanından ayrılıp, Sülemînin yanına vardılar.
Sülemî, sadaka ve zekât hakkındaki yazıyı dinledikten sonra, develerinin en iyisine baktı ve onu sadaka ve zekât olarak ayırıp teslim etmek üzere tahsildarları karşıladı.
Tahsildarlar zekât için ayrılan deveyi gördükleri zaman:
Senin bunu vermen gerekmez! Biz bunu senden almayı istemiyoruz! dediler. Sülemî: Hayır! Alınız bunu! Ben bunu gönül hoşluğuyla (gönlümden koparak) veriyorum. O da benimdir. (Allahın emriyle verildiği için, benim demektir), dedi. Bunun üzerine, tahsildarlar Sülemînin ayırdığı zekât ve sadakasını aldılar. Zekât toplama işini bitirince, dönüp Salebeye tekrar uğradılar. Salebe yine zekâtını vermek istemedi.
Tahsildarlar, Salebenin yanından ayrılıp, Peygamberimizin yanına geldiler. Peygamberimiz Aleyhisselam, daha onlar konuşmadan: Vâh Salebeye! Vâh Salebeye! buyurdu.
Sülemî için de, bereket duası yaptı.
Tahsildarlar Salebenin yaptığını da, Sülemînin yaptığını da, Peygamberimize haber verdiler.
Bunun üzerine, Yüce Allah, indirdiği ayetlerde meal olarak şöyle buyurdu: İçlerinden kimi de, Allaha şöyle ahdetmişti:
Bize lütuf ve kereminden ihsan ederse, andolsun, zekâtını vereceğiz! Muhakkak, Salihlerden ola¬cağız!
Allah, kendilerine fazlı ve inayetinden verince de, onunla cimrilik edip arka çevirdiler. Onlar öyle dönektirler.
Nihayet, Allaha karşı vaat ettiklerini tutmadıkları, yalan söylemekte oldukları için, O da (bu fiil¬lerinin) akıbetini kalplerinde, Kendisinin huzuruna çıkarılacakları güne kadar sürecek bir nifak yaptı. (Tevbe: 75-77)
Salebenin akrabalarından olup Resulullahın yanında bulunan bir zat, bunu işitince, Salebenin yanına vardı ve: Yazıklar olsun sana ey Salebe! Allah senin hakkında şöyle şöyle ayetler indirdi! dedi.
Salebe, hemen kalkıp Peygamberimize geldi. Zekâtını kabul buyurmasını istedi.
Peygamber (sav): Allah senin zekâtını kabul etmekten beni men etti! buyurdu.
Salebe başına toprak saçınca, Resulullah (sav):
Bunu sen kendin yaptın. Ben sana emretmiştim, beni dinlemedin! buyurdu, onun zekâtını almaya yanaşmadı, vefatına kadar da ondan hiçbir şey kabul etmedi.
Hz. Ebu Bekir halife olunca, Salebe onun yanına geldi:
Sen benim Resulullah Aleyhisselamın yanındaki mevkiimi, Ensar içindeki yerimi biliyorsun, zekâtımı kabul et! dedi. Hz. Ebu Bekir: Resulullah Aleyhisselamın kabul etmediğini ben kabul edeceğim ha! dedi ve vefatına kadar onun zekâtını kabul etmedi. Hz. Ömer, halife olunca, Salebe ona geldi ve:
Ey müminler emîri! Zekâtımı kabul et! dedi. Hz. Ömer:
Resûlullah (sav) senin zekâtını kabul etmemiş, Ebu Bekir de etmemiş! Ben kabul ede¬ceğim ha! Ben senin zekâtını kabul edemem! dedi ve vefatına kadar da, onun zekâtını kabul etmedi.
Hz. Osman halife olunca, Salebe onun yanına geldi ve zekâtını kabul etmesini istedi.
Hz. Osman: Resulullah (sav) da, Ebu Bekirin de, Ömerin de kabul etmedikleri zekâtı, ben de senden kabul edemem! dedi ve kabul etmedi. Salebe, Hz. Osmanın halifeliği devrinde ölüp gitti.
Peygamberimiz (sav):Münafığın alâmetleri üçtür. Söz söylerken, yalan söyler, Vaat ettiği zaman, sözünde durmaz, Kendisine bir şey emniyet edildiği zaman, hıyanet eder! buyurmuşlardır.
(M. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayıncılık: 4/73-78).
UĞUR KEPEKÇİ
www.ugurkepekci.com









