BİR HIDIRELLEZ GÜNÜ
Aysel Masmanacı Beşoğlu

Aysel Masmanacı Beşoğlu

BİR HIDIRELLEZ GÜNÜ

07 Mayıs 2021 - 23:52

Çalıştığım yıllarda okulum ile evim arasındaki uzaklık yürüyüş mesafesinde olduğundan okula yürüyerek gider gelirdim. O gün günlerden Hıdırellez günü idi. Hava çok güzeldi. Adeta yaz kokuyordu. Okul paydosundan sonra eve gelirken Kavaklık Parkı' nın içinden geçiyordum.  Parkın bir özelliği vardı. Her mevsim sarı yaban gülleri açardı. Mis gibi gül kokularını içime çeke çeke  parkın içinde yürüyordum. Uzaktan davul zurna sesleri geliyordu. Sanki bütün Antep halkı oraya toplanmıştı. Kadın, erkek, çoluk, çocuk ana baba günü gibiydi. İnsanlar yerlere sofra açmış, başı eşarplı tülbentli kadınlar önlerinde leğen köfte yoğuruyorlar, biraz ileride erkekler mangalda kebap şiişlerini çevirirken bir yandanda ellerindeki karton parçalarıyla mangaldaki ateşi yelliyorlardı.  Daha ileride davul ve zurna eşliğinde kadınlı erkekli halay sekiliyordu. 

 Tam bir Hıdırellez şenliği yaşanıyordu. Etrafı seyrederek yürürken arkamdan bir kadın sesi duydum.

-Merhaba hocanım, nereye böyle?

 Başımı çevirince beş yıl önce kızını mezun ettiğim Hatice Hanım ile karşılaştım. 

Hatice hanım koluma girerek ısrarla kendilerine katılmamı söylüyor , misafieleri olmam için çok ısrar ediyordu. Uzun süreden beri görüşemiyorduk. Çok az kalabileceğimi söyledim. İnsan selini güçlükle yararak oturdukları yere zor  bela geldik. Belki on, onbeş kişi yer sofrasının etrafına halka şeklinde toplanmışlardı.

  Sofrada neler yoktu ki! Gaziantep mutfağından her çeşit yemek, pasta, tatlı. ... Dizlerimi katlayarak sofraya oturdum. Yanımdaki kadın:

-De kızım yi... Okuldan geliysing, acıhmışıngdır.

-Sağol teyzem pek o kadar aç değilim.

-Deying hanımlar yimeğingizi tez yiyingde gidek. Ahşamdan yazıp gül dalına astığımız kağıtları Allaben suyuna atak. Bir şeyler atıştırdıktan sonra kalabalığın içine yeniden karıştık. Seyyar satıcılar birbirleri ile bağırma yarışına katılmışlardı sanki.

-Çilek, taze çilek...

-Erik.. .yeşil erik... Nurgana erikleri bunlar... 

-Taze kavrulmuş fıstık.. Sıcak sıcak...

Çıtırdat keyfine bak...

Dondurmacılar, şerbet satanlar, allı pembeli  pamuk  şeker satan satıcılar... Tam bir panayır yeriydi... El ele tutuşup gezen gençler,  dilenciler...

Anne dondurma diye ayağı yalınayak dondurmacının peşi sıra koşan çocuklar... Bir de 5_6 yaşlarında gözünden yaş burnundan sümük akan kaybolmuş bir erkek çocuğu! Avazı çıktığı kadar bağırıyor :

-Anne...aney gıs... nerdesing... bir eliyle  gözünün yaşlarını silerken bir de bakıyoruz ki kilolu bir kadın çocuğu arkasından gömleğinden avuçlayıp, aniden sırtına bir yumruk indiriyor. Sıska çocuk yumruğun şiddetiyle sendeleyerek öne doğru eğilip sonra da otların içine düşüyor .

-Niye çocuğa vuruyorsunuz bayan? diyorum. Kadın hiddetle başını bana doğru çevirerek sana ne der gibi :

 -iki saattir gendini arym, bulamiym sabın kirtiği kimi kaydı getti keyboldu  dert  turmayasıca...

"Hiç demiyor ki ben  çeneye daldım da çocuğun çekip gittiğini farketmedim.

Ağlayan çocuğunun elinden tutup adeta sürüklercesine kalabalığın içine karışarak  gözden kayboluyor. .

 Alleben köprüsünde gördüklerim ayrı bir manzara. Millet ellerindeki yazılı olan dilek kağıtlarını suya atmak için birbiri ile itişip duruyorlar. Biraz ileride 14 _15 yaşlarında iki ergen çocuk ellerindeki uzun sopalarla suya atılan kağıtları derenin kenarına itekleyerek kıyıya iniyor, katlanmış kağıtlari büyük bir zevkle yüksek sesle okuyordu. Çocuk arkadaşına şöyle bağırıyordu.

 -Hösen bak hele  arvadın biri kağıda ne yazmış.

-"Allah'ım  bana eltimin perdesinin aynısını ver. Şoo... kalın bileziğinden benim de olsun." Aha bi denesi de bak ne yazmış :

" Allahım yaşım geçti bana bir koca ver. Yeter ki nefes alsın!"

 Ben bir yandan çocuklara başkalarının umut ve dua ile yazdıkları kağıtlarını okuyorlar diye kızıyorum, bir yandan katıla katıla gülüyorum...

-Oğlum benim yakaladığım kağıtta da " Allah' ım oğluma bir iş, bir de  mavi gözlü, sırma saçlı bir kız nasibeyle..."

Başka bir kağıdı açıp okuyor.

-Aha bunda da  "Ya Rab' im, sevdiğim kız bana yüz vermey, acık kalbine sevgi ver."

Artık dayanamadım. Çocuklar siz ne yapıyor sunuz orada? Ayıp değil mi elalemin yazdığı kağıtları ne diye açıp okuyor sunuz?

 Verdikleri cevap beni ve yanımdakileri daha çok kızdırıyor.

-Saa ney, biz eyleniyk burda.

-Öyle mi, eyleniyorsunuz demek! Böyle eğlence mi olur?

Yanımda duran insanlar da benim bu tepkimi haklı bularak çocukların üstüne doğru söylenerek gelince çocuklar oradan kaçıyor.

Adamın biri :

-Veletler, başka eğlenecek bir şey bulameyler sanki! Heç utanmeyler de...

 Oradan uzaklaşırken insanlar attıkları kağıdın suyun üstünden akıp gitmesi için suyun tam ortasına atmaya çalışıyorlardı.

Saatime baktım 17.00 yi gösteriyordu. Artık eve dönmem gerektiğini düşündüm. Daha mutfağa girip akşam yemeğini hazırlamam gerekiyordu.  Hatice hanım ' dan müsaade alarak ve teşekkür ederek oradan ayrıldım. İyi ki dilek kağıdı yazıp da ben de suya atayım diye düşünmemişdim. Zira binbir umut ve inançla suya atılan dilek kağıtlarının başına gelecek akibeti artık biliyordum.

Hepinizin Hıdırellez, Bahar Bayramınız kutlu olsun. Sağlıcakla kalın.

AYSEL MASMANACI BEŞOĞLU

Eğitimci şair ve yazar 

Gaziantep

Bu yazı 1017 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar