BİZ ŞİRE YAPORUK -2-
Aysel Masmanacı Beşoğlu

Aysel Masmanacı Beşoğlu

BİZ ŞİRE YAPORUK -2-

09 Ekim 2020 - 22:47

Havış’ta küçük bir tepeyi andıran üzüm yığınını görünce, sevinçten az daha çıldıracaktım!

- Yaşasııınnn! Babam üzüm almış!

Biz   şire yaporuk!

- Tamam deli kız! Tamam bağırma! Dedi babam.

Annem:

-Eeee sen bu üzümü almışsıng amma hanı ceviz nerede?

- Allah Kerim arvat! Üzümü salan Allah helbet cevizi de verir.  Hele ben şimdi düğene gidicim de ! Sen teh’ini (üzümün ezikleri) ayakla da, köylü müşterilerim var, onlar bazen ceviz getilrollar, hele onlara bir söylüyüm.

- Yeri güle güle Allah işingi rast getire!

 Babam gittikten sonra, annem bana döndü :

- Yeri kızım nenengile get, anam seni çağıyormuş, bize gelmeliymiş de ordan da eyle deyzangile get, onu da çağır bize gelsingler. 

Ben daha durur muyum? Fırladım hemen.

Akşamına nenem ve teyzem bize geldiler. Nenem in elinde kocaman büyük bir halbur, teyzemin de ekinde büyük, üstü bez ile örtülü birer halburla içeriye girdiler. Annem merakla sordu neneme :

- Ane bu ne? 

-Saplanmış ceviz . Birez de  badem.

- Niye getirdin onları?

- Size sucuk edicik taman.

- Siz bizde mi yapıcınız sucuğu.

- Yok. Bu sapladıklarımı size batırak, bizimkini sonra  saplarık. Midam ki

(madem ki ) üzümü almışsıngız ,  eşkimeden  sebehe şireyi edek bari..

 - Annem ve ben çok sevinmiştik. Nenem Melek gibi bir kadındı. Kendine diye alıp sapladığı cevizleri bize veriyordu.

Ertesi günü ananem, teyzelerim erkenden bize geldiler. Havuştaki taş curunun içinde hortum tutarak teh’ i ayıklanmış üzümü güzelce yıkadılar.

Yıkanan üzümleri nehasenin  (delikli  kap ) içine doldurdular. Teyzem o nehasenin içindeki üzümleri üstüne dökülmüş hevara ( dövülmüş kireç taşı) 

ile depeleyerek ezdi.  Ezilen üzüm suları curunun oluğundan büyük Kazanlara dolduruldu.  Üzümün çekirdeği ve sapları nehesenin içinde kalıyor.

Suyu kazanlara doldurulup ince delikli süzekten geçiriliyordu. Dut ağacının beri yanına da havışın seki daşları üçgen şeklinde dizilip altına attıkları odun ve bağ çıbıkları ile üzüm suyu kaynatılmaya başladı. 

Annem de bir don kazanının (çok büyük kazan. Elde çamaşır yıkamak için içinde suyun kaynatıldığında su kazanı) şerbetin içine   Üzüm suyu ve içine de bir tas nişastayı koyarak elindeki büyük tahta kaşıkla hiç durmadan mutlu bir aile hayatı olan kadınlar tarafından halledeki nişasta ve üzüm suyu " UYDU DA GETTİ... UYDU DA GETTİ... ŞÜKRYE ' DEN EMİN UYDU DA GETTİ...

Sözlerini söyleyerek halamın eline verdikleri büyük kepçe ile halam karıştırmaya başladı.  Bu geleneyin aslı, inançlara göre; mutlu olan kadın ilk kez hapısayı karıştırırsa, hane halkı o şireyi mutluluk ve huzurla, ağız tadı ile yerlermiş.

Üzüm suyunun içinde iyice eriyen nişeli (nişasta) şerbet diğer kazana  boşaltılarak  sürekli karıştırdı .  Sonunda mama kıvamını aldı. İki nenem de hellenin( çok büyük kazan) başına geçip altın rengindeki hapısanın  kaşıkla tadına bakarken  yüzleri gülüyor, sürekli maşallah çekiyorlardı. 

Nenem, babaanneme dönüp:

- Kele Heci nasıl olmuş hapısanıng dadı?

Babaannem elindeki kaşığı hellenin içine daldırarak kaşıktan buharlarını nefesi ile üfleyerek soğuttu ve ağzına götürdü… 

Peeehhhh... aman ne güzel olmuş hapısa(üzüm  suyulu tatlı )...

Maşallah, maşallah!   Annem de nenem de tadına baktılar.

-Ben de isterim, ben de bakıcam diye tutturdum. Teyzem helleye saldırdığı kaşığı bana uzatınca, epey üfürdükten sonra ağzına götürdüğümde sıcak hapısanın tadı müthişti! Bence en güzel tatlıydı.  Teyzemin çocukları da gelmişti, diğer kuzenim de. Amcamın kızı ile bana elimize birer tepsi tutuşturdu annem tabaklara hapısa koydu, her tabağın üzerine de garnütür olarak ceviz kırıntıları serpeleyerek, alın bunları komşulara dağıtın, dedi. 

Kuzenimle sokaktaki komşularınızın hepsine birer tabak hapısa dağıttık. Komşular hapısayı alırken, “Bereketli olsun, güle güle yiyin” diye boş tabağı elimize uzatıyorlardı. Tabağı yıkamamalarının nedeni de sucukların üstüne yağmur değmesin diye yıkamadan verirlermiş. O gün bir geleneğimizi de yeni öğrenmiş oldum.

Amcamın oğlu nişanlıydı. Nişanlı evine kocaman bir yeni kalaylanmış kazana hapısa kıydular. Hapısanın üstünü kudamalı şekerlerle, fındık ve fıstıklarla, dövülmüş cevizlerle süslediler. Kazanın orta yerine da kırmızı bir organza kordelayı

Bu yazı 726 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar