KİLİS'TE CEHİZ SEREME -1-
Aysel Masmanacı Beşoğlu

Aysel Masmanacı Beşoğlu

KİLİS'TE CEHİZ SEREME -1-

14 Ekim 2020 - 01:58

Sevgili dostlarım! Şimdiye dek sizlerle Kilis’imiz  ve yöresinin  kültür değerlerinin  pek çoğunu  yazarak  paylaştım. Dilimin döndüğünce, kalemimin yazdığınca araştırma ve incelemelerim sonucu memleketimizin örf ve adetlerini, gelenek ve göreneklerini bizim    ve bizden önceki kuşaklara hatırlatarak, bizden sonraki kuşaklara tanıtarak bu kültür miraslarımı sizlere  sunmaya çalıştım ve  çalışmalarıma devam edeceğim.  Bu kültürel yazılarım yeni basılmış olan "KİLİS KÜLTÜR DEĞERLERİMİZ “  kitabıma  ait bölümlerdir .  İlginize teşekkür ederim.

Bugünkü temamız ;  Memleketimizin unutulmaya yüz tutmuş ; “ CEHİZ SERME “  adetimizi  sunacağım . Öykü tadındaki  yazımda olayı ve  kahramanlarını  gerçek hayattan seçtim.

Gülay ; Hem  çocukluk hem de öğretmen okulundan  sınıf arkadaşım . Hem de aynı sokakta komşumuzun  kızı.  Uzun boylu, esmer, uzun siyah saçları omuzlarına kadar dökülen, kahverengi gözleri sevgi ile bakan , sevecen çok iyi yürekli  bir kız.

Giyinişi , oturup kalkışı ile  hanımefendi, modern bir kız . Kilisli bir öğretmenle nişanlıydı. Sırf eş durumundan Kilis ‘ e tayini yapılsın diye  ailesi onu görücü usulü ile bir öğretmene vermişlerdi. Nişanlısı Van ‘ da görev yapıyordu. Üç ay önce tayini KİLİS Lise ‘ sine çıkmıştı. Kızcağızın fikrini bile almadan, nişanlanacağı  kişiyi tanıyamadan parmağına yüzdüğü taktılar, ve bir an önce kızları Kilis merkez okuluna gelsin diye resmi nikahını bile yaptılar.  Üç ay nişanlı kaldı. Bu süre içinde nişanlısını üç dört kez  gördü . Ailece gelinip gidilen nişanlı görmeler..  O ‘ nunla Nizip ‘ in birbirine çok yakın köylerinde çalışıyorduk .Hafta sonları Kilis ‘ ten köye birlikte gider gelirdik. 

Bir hafta sonu  Nizip garajında buluştuk ,  yine Kilis’ e gidiyoruz .

Köy otobüsünü bekliyorum.  Gülay da Kendi köyünün otobüsünden indi  ,   yanıma geldi.  Antep ‘ e giden minibüste yan yana oturduk. Bir iki yolcu vardı. Anlaşılan minibüsün dolmasını çok bekleyecektik.

 - Eee.... nasılsın Gülaycım ?  Nişanlılık nasıl gidiyor ?

- Amaan...  nasıl gitsin canım yaaa ? Nişanlının yüzünü gören mi var ?

O taaa  Van ‘ da ben Nizip ‘ te !

- Canım ya , birbirinizi tanıma olanağınız da olmadı ! Nasıl olacak bu evlilik ?

- Ayy ne bileyim Ayselcim !

Bizim ailemize söz söyleme hakkımız mı var?

- Tabii ki var ! Sen Öğretmen ve kültürlü bir kızsın ! Bari birbirinizi birazcık tanıyabilseydiniz ! Mesela izinlere geldiğinde bir yerlerde oturup, bir çay içip konuşabilirsiniz. Adamın hakkında hiç birşey bilmiyorsun .

- Kızım sen iyi  misin ?  Küçücük bir ilçe Kilis ! ( il olmasından önceki  dönemler. 1977)Bir   Ayşecik  Park ‘ ı var. Oraya da kız bakmaya kadınlar geliyor, millet birbirini tanıyor dedikodu yuvası. Bir de biliyorsun Parkın karşısında bir küçücük  Ayşecik Pastanesi var. Orada da kızlarla erkekler bir arada pek oturamıyorlar. Görenler hemen ailelere yetiştirirler.

Nerede oturup konuşacağız ?

- Haklısın  Gülaycım ! Kilis gibi yerde genç kız olmak zor ! 

- Büyük söyleme canım !

- Neee.. Ben hayatta görücü usulü ile evlenmem ! 

- Evet yaaa... Beyaz atlı  Prensin gökten inecek senin !

İkimiz de   gülüyorduk.

-  Peki nişanlıngil size geldiklerinde hiç konuşamıyor musunuz ?  

 - Gece anası, babası ve  kardeşleri  ile geliyorlar . Hoş geldin ! Hoş bulduk. Nasılsın ? İzzet , ikram. Hadi güle güle !

İşte bu ! Bu durumda nasıl tanıyacaksın ? Bir kere nişan alış verişine  çarşıya çıkmıştık. Yan yana    yürüyemedik bile!  Ya annesi , ya da benim annem girdi ortamıza.

 - Bir yaşlı kadın seni  tavsiye etmişti değil mi oğlan evine ?

 - Evet , bizim uzaktan akrabamız olur  Kifayet Teyze. Kadirlerin komşusuymuş !  Beni Kadir ‘ e övermiş, Kadir ‘ i de bana övüyor .

- Çöpçatanlık yapmış yani !

Yüzümdeki gülümsemeği görünce yüzündeki o gergin ifade biraz dağıldı.

Artık okullar yaz tatiline girmek üzereydi. Köy okulları erken kapandığı İçin öğrencilerin karnelerini vermiştik.

Tatille birlikte Gülay’ ın düğün tarihi geldi çattı !

Hemen hemen her gün Gülaylardaydım.

Ablası ve yengeleri, kuzenleri  ile çeyizlerini  ütüleyip valizlere yerleştiriyorduk. Her valizin ağzını açarak çeyizleri yerleştirirken yengeleri

- Allah başacak sevindire .... dos... dos .... eheyyy.... li .. li... liiii ...liiiiiii

Hele Gülay ‘ ın bir yatak takımı vardı... Beyaz akın ketenin üzerine kabartma işlenmiş çiçek desenleri görülmeye değerdi. Sedirin üzerine serip bakarken sanki bir sanat eserini seyrediyorduk. O yatak takımını annem  Sınger nakış makinesinde 3 ayda işlemşti. 1 yıl önce de bana aynısını işlemiş ne gereği varsa !

Bu arada annem  yeğenimi gönderiyordu.

- Teyze ananem seni çağırıyor, misafir varmış , gelmeliymiş !

Tabi biliyorum o misafirlerin kimler olduğunu !  Gitmiyorum !  Sabahın köründen akşama kadar hemde habersiz pat ! Diye kapıyı çalıp içeri giriyorlar.  Usanmıştım artık o davetsiz misafirlerden !  Gülayların evi bana bir sığınak olmuştu o zamanlar.

Mutfağa gittim bir çay koydum.

- Haydi hanımlar, şimdi çay molası . Yorulduk hadi  havışa gelin !

- Ayyy .. canım arkadaşım benim !

Ne güzel ettin !  Şu güllerin arasında  bir yorgunluk çayı içelim.

Gülayların havışı( evlerinin bahçesi ) çok güzeldi.  Ekinliklerindeki gül fidanları ağaç gibi olmuşlardı. Kırmızı, beyaz ve sarı güller doluydu.  Bahçelerinde fıskıyeli  küçük bir süs havuzun fıskıyesinden yukarı doğru iki kat halinde sular fışkırırdı.  Kuş pencereli tağanın ( pencerenin ) önüne koydukları sedirin üstüne oturdu   yengeleri.  Tabakanın gölgesi, mayıs sıcağında hevışı biraz serinletiyordu.  

 Komşu Türkan Teyze hevışa elinde bir leğenle girdi. O da  kısır katmış acıktık diye. Bir de hevışındaki  asmasından taze yaprak toplamış üstüne koymuş! Onu görünce Gülayla bir çığlık  attık !

- Yaşasınnn ! İşte kısırımız da geldi.

- Anam sebehten belli ütü çalorsungsunuz acıkmadıngız mı be ‘  !

- Gel Türkan bacım gel  ... zatı ütülendi cehizlering alayı ! Elinge sağlık bacım ! Allah razı olsung senden !

- Beeee’  ...n’ olucu anam. ! Elime mi yapışıcı ?  Sedirin önündeki masaya kısır tabaklarını dizdiler.

 Ne güzel komşularımız vardı blzim ! 

Ne iyilerdi

Ne fedakarlardı ....

İnsan gibi insanlardı.

Komşusu aç iken, Onlar tok yatmazlardı

Zoru, ağırı birlikte indirir birlikte kaldırırlardı

Birlikte güler, birlikte ağlarlardı .

Gülay’ ın  annesi  :

- Gülay kezzz ! Mağaraya en de  ,  yeşil  carrada teze Pendir var. Bir tabak koy da getir. Bir kaynana çatladan ikindin kehvaltısı yiyek !

Tam o sırada kapı çaldı. Gittim kapıyı açtım. Gelen Gülay ‘ ın müstakbel kaynanasıymış !

 Kadınla ilk defa karşılaşıyorduk ! Şöyle bir tepeden tırnağa beni süzdü ...

İçimden “ Türkan teyze ‘ nin söylediği çatlayan kaynana bu olmalıydı

Tam da üstüne gelmişti ikindi kahvaltısının! (DEVAM EDECEK)

AYSEL MASMANACI BEŞOĞLU

Eğitimci şair ve yazar. 

Bu yazı 473 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar