Öykü: KİLİS' DE KAÇAKÇILIK -2-
Aysel Masmanacı Beşoğlu

Aysel Masmanacı Beşoğlu

Öykü: KİLİS' DE KAÇAKÇILIK -2-

06 Kasım 2020 - 09:12

Zeytinli Köyü ‘  ne yaklaşmamıza yaklaşık 200 m. Kalmıştı ki, iki tane askeri  jip ve bir de Polis arabası gördük. Yolda seyreden araçları el kaldırarak durduruyorlardı.

Şöförün: “Kaçak eşyaları olanlar zulaya saklasın” demesiyle minibüste bir kıpırdaşmalar, telaşlı konuşmalar başladı.  70 li yıllar Kilis’te kaçakçılık dönemlerinin neredeyse altın devriydi. Suriye- Halep kapısı sürekli açıktı. Yurdun her yöresinden gelen insanlar  Öncüpınar  sınır  kapısından sadece kimliklerini  göstererek Suriye’ye geçiş yapabiliyor, orada  fiatı Türkiye ‘ den daha ucuz olan en çok kaçak çay, toz şekeri,  giysiler, yazma boncukları, iskambil kağıtları, tükenmez ve kurşun kalem, oraya mahsus adına “ sihirli ruj dedikleri pembemsi ve dudaktan bir iki gün  silinmeyen rujlar, sürme, esans gibi şeyleri alır, Kilis ‘ te pasajlarda veya en çok ta İstanbul ‘ da Kilis Pazarı dedikleri TAHTA KALE ‘ DE  maliyetinin iki üç katı fazlası ile satarlardı .  Arka koltukta iki adam, hem fısıldaşıyor, hem de kıpır kıpır bir doğrulup, bir oturuyorlardı. Sesleri de tam kulağımın dibinden geliyordu.

 -Lan Mehemet Polis !!!!

 - He lan ! B..u yedik biz olum!

 - Nasıl edek lan?

 - Nereye saklıyıcık boncukları, çayı?

 - Neblim (ne bileyim) oğlum ?

- Lan oğlum yaklaştık bir çare düşün?

-  Bir torbasını sen, birini de ben koltuğun altına saklayalım!

 - Ya   İskambil kağıtlarını?   Onu da dağıt oturanlara. Birer ikişer deste avratlara  (bayanlara ) verek mi ?

 -Eeee.. Oğlum manyak mısın? (o sözcüğü söyleyememişti  “ manyak mısın “  arvatlara niye vericik ?

 - Geri zekalı! Avratlara kefimizden mi vericik? Arvatları polisler yoklamazlar eyip deği! (ayıp olmasın diye)  Henek  deyi ( laf olsun diye ) söylor işte !

- Yav  çeneg düşe ! Hös te( sus ) elingi tez tut. Aha yaklaştık!

 - Acı bacılar, ne var şu kağıtları, boncukları birer ikişer pölüşüng ( paylaşın )  ! İnsanlık adına, Allah uçun (için) ne var!  İçimden lıkır lıkır gülüyordum.  Hıh ! İnsanlık adınaymış? Ne insanlık ama! Bir de duygu sömürüsü yapmazlar mı?

Yanımdaki şişko teyze   Susmuşken yine söylenmeye başladı.

 - Yeri ... kırangiresiceler !!! Sizing yüzünüzden biz de mi hepis ( ceza evi) mi  yatak !!!  Begene ( bana  ne) ben almam! Hecil heremil ( Hac ‘ ca  gitmiş) adamlar bir de kaçakçılık mı edicim bu yaştan sonna ( sonra)

- Alma deyza  alma !  Senge al değen mi oldu? Şaştın bu Heciliying den sen de!  Töbe yarabbim töbeee..! Bizi halımıza da (halimize) komollar.

Bir de baktım ki ayağımın dibine bir paket yuvarlanıverdi!  Ayak topuğuma  deydi, paket orada da kaldı . Sonra da kucağıma bir torba düştü ! Benim karşı taraftaki ikili koltuktaki adam da oldukça düzgün konuşuyordu.

 - Evladım ! Kadın doğru söylüyor. Bizi niçin suçunuza aley ediyorsunuz? Şöförün arkasındaki iki kişide anladığım kadarıyla kalem ve ruj saklıyorlarmış...

- Ne var Ne var? Suç işloruk ta adam mı öldürdük ! Onun bunun namusuna mı göz diktik biyeherif ?  Aboooo.. ne kötüsügüz !

Artık kendimi zor tutuyordum. Bana susmak düşerdi ama sabrımın sınırını da zorluyordum. Neredeyse minübüstekilerin yarısı kaçakçıydı. Bana da bir laf söyleseler altından nasıl kalkacaktım? Ama bu haksızlıklara da dayanamıyordum. Yardım etsem, bu iş Zeynep ve Ali ‘ ye yardım etmenin çok dışında bir olaydı… Hakkeden, hallettiğini bırak yaşasın ! dedim kendi kendime.. Kucağıma düşen torbayı da ayağımın altına yuvarlandı.  Bizim ön koltuklarda oturanlar da:

 - Bak Ökkeş! Biz malları beraber aldık. Parasını ben verdim. Ben memurum. Eğer yakalanırsam mesleğim elden gider. Yakalanırsak suçu sen üstüne alırsın. Avukat tutar, seni kurtarırım. Yoookkk eğer yakalanmazsak malların parasını ben alırım sana urubunu (çeyreğini) veririm! Anlaştık mı? İşte o an sabrım taştı. Her ne kadar genç kız isem, edepli olmam gerekiyorsa da memur olan Ökkeş’e bütün cesaretimi toparlayarak:

- Beyefendi, konuşmalarınızı istemeyerek ve midem bulanarak duydum! Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Ayıp değil mi bu yaptığınız?  Mallarınız mı her neyse, aldığınız şeylere üç kuruş para verdiniz diye, yakalanırsa adamı  yargılatacaksınız, yakalanmazsanız karın dörtte üçüne konacaksınız! Var mı böyle bir şey ? Bu Ne bencillik? Bu Ne gaddarlık? Bir de Devlet memuru olacaksınız! Yazıklar olsun size!

 - Sana ne bacım! Sen ne karışıyorsun! Elinin hamuruyla yerinde rahat otur!

 -Niye karışmayacakmışım? Öyle mi! Elimin hamuruyla öyle mi? 

Tam o sırada Hano Abi koltukların arasından sanki ışınlanmışçasına uçtu ... Geldi adamın yakasını tuttu sarsmaya başladı ... Öfkesinden kıpkırmızı kesilmiş, şişen avurtlarından dişlerini sıkıp gıcırdattığı, fal taşı gibi ayırdığı gözlerinden belliydi.

- E...k   Öp..u  eşk!  En lan aşağı... Sen kime henek söylon? Lan o benim bacım taman .. it ! Gel ... gel aşşağı... 

- Hano Abi lütfen! Dememe kalmadı, minibüsün önünde polisler ve jandarma el ederek  minibüsü durdurmuşlardı bile.

Bu olayların üzerinden kırk küsur yıl geçti.  O zamanlar çiçeği burnunda, henüz 17 yaşında yeni mezun olmuş ilkokul Öğretmeni bir genç kızdım. Mezuniyet törenimizde diplomalarımızı almadan önce bir yemin törenimiz vardı. O yemin töreninde; Her zaman doğruluktan hiç ayrılmayacağımıza, bize emanet edilen minicik yavruları Atatürk’ün ilke ve inkilâpları doğrultusunda eğitip öğreterek  doğruluktan , dürüstlükten, din , dil, mezhep ve ırk ayırd etmeden , ( Lâiklik ‘ i   İstismar etmeden ) her zaman alın teri ile çalışıp kazanmanın erdemliliğine , haksızlıklar karşısında her zaman hakkımızı savunacağımıza dair bir  yemindi bu.

Mesleğiniz ne olursa olsun mutlaka bir idealdik güder insanlar.

Ben de mesleğimin ilk yılları olduğu için sanırım bu ölçü bende fazlası ile mevcuttu...

Memleketin durumunu düşünürdüm sık sık. Bilhassa bu kaçakçılık olayı beni çok etkilerdi...

“İnsanlar neden alın teri ile çalışıp kazanmıyorlar da hem tehlikeli hem de riskli bir iş olan kaçakçılık yapıyorlar? “Diye zaman zaman düşünürdüm. Suriye sınırından mal geçirmek için mayınlarda hayatını, kolunu, bacağını kaybeden insanları yakın çevremden duydukça çok üzülürdüm.

Şimdi düşünüyorum da, 70 li yıllarda hakikaten işsizlik vardı.

İnsanlar bu yoldan geçimlerini kelle koltukta sağlamaya çalışıyorlardı.

Biraz da işlerine geliyordu kaçakçılık!

İstanbul ‘a görüp gezmek, Tahtakale ‘de aldığı malı iki üç katına satmak, ceplerinin para görmesi..

Vesselâm hem ziyaret hem de ticaret bu olsa gerek!

 

AYSEL MASMANACI BEŞOĞLU

Eğitimci şair ve yazar

Bu yazı 574 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar