Zikir-fikir-şükür
Uğur Kepekçi

Uğur Kepekçi

Zikir-fikir-şükür

18 Kasım 2020 - 06:16

İbadetin biri geniş, diğeri dar olmak üzere iki anlamı vardır. Geniş anlamda ibadet, yükümlü olan herkesin Allah’a karşı duyduğu saygı ve sevginin sonucu olarak O’nun rızasına uygun ve iradeye dayalı bütün davranışlarını içine alır.

Buna göre tamamen dinî olan görevler yanında, kişilerin Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yaptığı her fiil, niyet, düşünüş ve söz ibadet olarak nitelendirilir.

Allah’ın emirlerine itaat edip yasaklarından kaçmak da ibadettir.

Bu anlamda ibadetin zikir, fikir ve şükür olmak üzere üç boyutu vardır.

İbadetin zikir boyutu: Allah inancını zihinde canlı tutmak, O’nu anmak ve varlığını benliğinde duyabilmektir.

İbadetin fikir boyutu: Allah’ın sıfatları ve evrende yarattığı eşsiz eserleri hakkında düşünmektir.

İbadetin şükür boyutu: Allah’ın bütün nimetlerine karşı kişinin minnettarlığını bildirmesidir.

Kur’an’a göre ibadet sadece insana mahsus bir eylem ve özellik değildir.

Evrendeki canlı, cansız bütün varlıklar kendi özelliklerine göre Yüce Yaratıcı ’ya ibadet etmektedir (İsrâ 17/44). Fakat biz aynı cinsten olmamızdan dolayı sadece insanların ibadetini görüp anlayabiliyoruz. (AÖF ilahiyat 1.sınıf /1. Ünite/ İslam ibadet esasları / sayfa 1-20)

Halbuki genel anlamda ibadete baktığımız zaman canlı cansız yaratılmış her mahlukatın kendi hali ve lisanı ile Allaha ibadet halinde olduğunu Kur’an bize haber vermiştir.

“Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah’ı tespih etmektedir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Haşr/ 1)

Yaratılmış her şeyin ibadet ve zikir hali içerisinde en kıymetli olanın; insanın ibadet ve zikri olmasının sebebi, insanın irade beyanıdır.

İnsan ve cinlerin dışında bütün mahlukatın zikir ve ibadeti tabii halleridir. İrade beyanı yoktur.

Ancak insanlara ve cinlere zikir ve ibadet teklif edilmiş, o da hüsnü edeple kabul etmiştir. Bu da Yüce Allah’ın hoşnut ve razı olması sonucunu doğurmuştur.

Zikir ve fikir fiilinin şükürle taçlandırılması; Yüce Allah’ın bu fiilleri yapabilecek akıl, ruh; sağlık ve imkânı nasip ettiğinin bilincinde olduğunun, insan tarafından beyanıdır.  

Peygamberimiz ile Sahabilerden Hz. Muaz aralarında geçen bir sohbette "Muaz! Vallahi seni gerçekten seviyorum" buyurdu. Sonra sözüne şöyle devam etti: "Muaz! Her namazdan sonra şu duayı mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: Allahümme einnî ala zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetik: Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana layık ibadet etmek için bana yardım eyle!" (Ebu Davud, Vitir 26).

İbadetin hem bireysel hem de toplumsal birtakım faydaları da vardır. Fakat bunlar ibadetin amacı değil sonucudur. Müslümanlar bu faydaları elde etmek için ibadet etmezler. Allah’ın rızasını kazanmak için yaptıkları ibadetler bu güzel sonuçları doğurur.

İbadetlerde Zikir fikir şükür denkleminin oluşması için kişinin kendi arzusu gayreti ve sevdasının gerektiğini işaret etmek için Merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hocamız “namazı kılarken tahsildara borç verir gibi kılmayın!” İfadesinin ne kadar isabetli bir tespit olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.

Allah ile kulu arasında ne güzel bir diyalog! Allah kendisine ibadet etmemizi, menfaatimiz için emrediyor. Kul da bu ibadeti yerine getirme güç kudret ve imkanını verdiği için Rabbine şükrediyor. Allah ile kul arasındaki sevdaya yolculuk da bu olsa gerek.

Uğur Kepekçi

Bu yazı 468 defa okunmuştur .

Son Yazılar