Reklam
  • Reklam
Hannane (Enis Karani Arda)
Reklam
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Hannane (Enis Karani Arda)

22 Nisan 2014 - 16:00 - Güncelleme: 30 Ocak 2016 - 09:36

Zaman seni sayan semazen

Senden önce senden sonra divane
Seninle mutlu oldu altmış üç sene…

/Elin zikridir parmaktan dökülen şiir…
Yahut kanaması Seni anması
Ya da ağlaması bir hecenin…

II.

Şiir bu kadar güzel olmamıştı
Kelam bu kadar derin
Kalem bu kadar değerli
Seni yazmadan önce
Ve bu kadar sihirli…
Bir pertev ki ziyası kendisinden efşan...
Şairler sultan oldu bahsinden
/ Sultanlar gılman
Alemler yaratıldı hürmetine
Rahmet peygamberinin
Keremi cilvesine…
Bir Süreyya ki nihan tüm yıldızlarda Zişan


Güzel bu kadar naif olmamıştı
Gözler bu kadar narin
Seni görmeden önce
Ve bu kadar hazin..
Hiç bu kadar muhtaç olmamıştık
Hiç bu kadar nalan
Ravzan kadar güzel…
Yusuf’tan da güzel gözlerine…
Ve İnci sözlerine
Bir gül-i ruhsar ki; bütün alemler hayran…


Şefkat bu kadar kerim olmamıştı
Bedir kadar şiddetli
Uhud kadar çetin
Ve Taif kadar çileli
Bir merhamet ki nuru kainatta burhan
Kanayan şiir olur firkatinden
/ Şairler büryan
Nice naatlar söylenir şerefine
Yaprak yaprak salavat
Şefaat ümidine.
*Bir sevda ki hasretinden kütük perişan


III.

Çeşmimden ateş düşer ardından eyvah!
Sana meftunum demedim senden gayrısına
Gülen gözlerin ardında benim yadigâr
Masal sultanları sönük kalır yanında
Sana son çakerân benim
Ve münzevi gözlerim…


Dolunay kendini yaran çılgın semada
*Bulutlar sana aşık; mühürlü
Dağlar kaim değil artık yerinde…
Dikenler feryat eder kilitli
Basma diye ağlar nalezen


Gözlerin ziyasıyla güneş mahcup
Ay etrafında dönen mahkum
Ah! …
Bir mekan ki her zerresi sana meftun
/Efendime…

 


* Ebu lehebin karısı *hamme letel hatap* odun taşıyıcısı Ümmü Cemil her gece pıtrakları, dikenleri, dikenli ağaç dallarını toplayıp büyük demet yapar, hatta çalıştıracak ırgat dahi bulamaz eli yüzü parçalanmasına rağmen bizzat kendisi yapıp boynuna bağlar, geceleyin ayağına batsın, yaralar açsın diye Peygamberimiz (s.a.s.) ’ ın geçeceği yollara saçardı. Peygamberimiz (s.a.s.) ise, onlara kum yığınına ipek üzerine basar gibi basar ve dikenlerin iniltileri, feryatları “basma bize ya Rasullallah” ikazları eşliğinde geçerdi.

*Resûlullah Efendimiz, Medîne'de Mescid-i Nebevî'de, hutbeyi, Hannâne'ye dayanarak okurlardı. Minber yapılınca, Hannâne'nin yanına gitmedi. Ondan ağlama seslerini, bütün cemâat işitti. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz minberden inip, Hannâne'ye sarılınca, sesi kesildi; 'Eğer sarılmasaydım, benim ayrılığımdan kıyâmete kadar ağlardı' buyurdu.

Dikenler bile sana aşık sana meftunken ve hurma kütüğü Hannâne ayrılış acısına dayanamayıp inlerken...

Karani Arda

Bu yazı 477 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar