Bir Çeşit Meydan Okuma / Ayşe Nurdan Boztepe
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Bir Çeşit Meydan Okuma / Ayşe Nurdan Boztepe

02 Temmuz 2020 - 10:01

Sebebini bilmediğimiz bir şekilde 14 ve 18 yaş grubu öğrencilerimizin sadece bir sınava tâbi tutularak hayatlarına yön vermeleri ne gibi bir oyun veya düzenektir?

Yoksa baştan aşağı misyonerlerin yazdığı bir kurgu mudur?

Neden oyun veya düzenektir diye sual etmeme gelirsek bunun içten pazarlıklı bir düzmece ve hatta kurgu olduğunu düşünüyorum.

Velhasıl kelâm: Lise çağında olan öğrenciler 9. sınıfa adım atmaları ile hocaların kendilerine, “Hayatınızı bu 4 sene ile belirliyorsunuz arkadaşlar. Artık çocuk değilsiniz...!" diyerek uyguladığı baskıları sağ olsun.

Farz-ı misal sudan çıkmış balığa dönen öğrencilere, geleceklerini belirleyecek olan sadece 1 sınav bozuntusundan bahsetmeye başlamış eğitimciler ile aslında bunun bir kurgu olduğunu ve bu kurgunun başrolü öğretmenlerin; sanki her daim ezberlerinde olan ve bir robot gibi tekrar ettikleri melodileri yazan kişilerin, büyük bir kurgu yazarı (misyoner) olduğunu da buradan anlayabiliyoruz.

Böyle bir kurgunun tüm ülkeyi sarmış, kulaklarda çınlayan melodilerine ne demeli?

Buna "müthiş, fevkaladenin fevkinde!! eğitim sistemi" demeli.

Sisteme karşı olmak, bu ülkede yaşam imkanları sunmuyor maalesef...

O zaman biz de sistemi olduğu gibi kabul edelim ve tekli koltuğumuza geçip mahvoluşumuzun kurgusunu yazdıralım ne dersiniz?

Hiçbir şey diyememek, ölene kadar bu sisteme razı gelerek yaşamak bizim kaderimizde diyerek de bir kenara çekilebiliriz...

Bu maddelerin hepsi çok kolay. İnsanoğlu her zaman işine geleni seçmez miydi zaten? Konfor alanının dışına çıkmayan insanların, demin bahsettiğim kurgunun altın portakal ödüllü yarışmacıları olduğunu da söyleyelim.

İşimize gelen şeyin her zaman için yararımıza olmadığını bildiğimiz halde yaparız. Bunun sebebi nedir bilinmez. Ya kolaylık yönünden ya da, bize hoş gelen seçeneği tercih ettiğimizdendir.

Kelebek etkisine benzetebilir miyiz başımıza gelen iyi ya da kötü şeyleri? Tercihlerimizin de geleceğe gebe kalması bizim için bir kelebek etkisi doğurur. "Ne ekersen onu biçersin." demek mümkündür o zaman.

Bize hoş gelen seçeneklerin her zaman için doğru olmasını beklemek tıpkı elimizi gözüme koyup güneşe doğru bakıp "Güneş yok ki!" demek gibi bir saçmalıktan ibaret.

Komik gelebilir, ama bu çok acı bir gerçektir. Gerçeklerle yüzleşelim, konfor alanımızın dışına çıkıp senaryoyu biz yazalım. Ve kurgunun, senaryonun senaristlerinin; üçgeni nasıl da kare göstermek istediklerini görelim. Kalemi eline al.

Ve oyun bitti!

Bu yazımda biraz sitemkâr davrandım. Bunun sebebi, mevcut olduğu durumu beğenmeyip hâlâ aynı şeylere boyun eğen insanları az da olsa ayıktırmayı istemekti.

Hali hazırda hâlâ umudumuz tükenmemiştir ve tükenmeyecektir. Bizler, Atatürk' ün askerleri, çocuklarıyız. Ve milletine ilelebet bir sevda ile bağlananlara ve laik sistemi bilenlere güvenmeliyiz.

Bu da Milli Ekonomi Modelini uygulayarak gerçekleşebilir. Sınava dayalı olmayan, hayatın gerçekleri ile yüzleşmeyi öğreten aynı zamanda ailenin veremediği eğitimi verebilen öğretmelere ihtiyaç vardır. Tıpkı Atatürk'ün uyguladığı eğitim sisteminde olduğu gibi önce öğretmenler eğitilecek sonra eğitilen öğretmenler ve öğrencilerini eğirtecektir.

Evet "öğretmenler" de dedim. Çünkü öyle bir modeldir ki bu günümüzdeki üniversitelerin sağlayamadığı eğitimi, yaşayarak alabilecek seviyeye gelen öğretmenler yer alacaktır. Bu sayede öğretirken öğreneceklerdir.

Kötü sistemin esiri olma!

Ayşe Nurdan Boztepe~ İCMAL GENÇLİK ÜYESİ

Bu yazı 3052 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum

Son Yazılar